SOYLEM

              

HasanKayıhan 

 

 

 

     

ZEMBİL NİYETİNE...

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nu "Laiklik ve dindarlık gelip gelip kadınların giyiminde kilitleniyor. Müslümanlığın en büyük sorunu bu mu? Dinimiz yalnızca kadınların kapanması için mi yaratıldı?" çıkışıyla tanıdım; o günden beri de yazı ve demeçleri ilgi alanımdadır.

  Diyanet İşleri Başkanlığı devlet yapımızda bir bakanlığa bağlı birçok kurumdan biri olmasına rağmen benım (ve sanırım çoğumuzun) gönlünde farklı bir saygınlık taşımaktadır; belki de bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlarını nedense Yavuz Sultan Selim Han'ı bile azarlayan Şeyhülislam Ali Cemali Efendi'nin kürsüsünde oturuyor gibi algılamak istemişimdir.

Her ne kadar Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Avrupa'da devletler hukuku silsilesi içinde kendisine bağlı bir teşkilâtı yoksa da, manevi planda etkin olduğu bir yapılanmadan ötürü belli bir ağırlığı bulunmaktadır. Sayın Bardakoğlu'nun da zaman zaman halefleri gibi bu kuruluşları ziyaret etmek amacıyla Avrupa'ya gelip gittiğini bilmekle beraber kendileriyle bir türlü görüşme şansı bulamadım. Sayın Bardakoğlu'nun Avrupa'da kurulduğu şehrin adını taşıyacak olan ilk camiinin (Pulheim Camii) açılışını yapmak üzere Almanya'ya geleceğini işitince kotardığım Yüz Yüze isimli televizyon proğramına davet etmek ve artık katlanamayacağım derecede beni rahatsız eden makamlarıyla da bağlantılı bazı konularda kendileriyle görüşmek istedim. Ne mümkün!...

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi mezunuyum; yani devlet hiyerarşisini de, bürokrasiyi de iyi tanırım, hatta şeyhin uçmadığını, onu müridlerinin uçurduğunu bilecek kadar da dervişan sohbetlerine diz çöküp sosyal-psikolojik tahlillere kafa yormuş biriyim. Netice itibariyle Sayın Başkan'ın çevresine yolculuk, yorgunluk, yoğunluk mumları dikenler, onu bu mumların isiyle perdeleyip beyinlerindeki protokol defterinde benim gibi dış kapının mandalı mesabesinde bile yer alamayacak birini,  içini kemiren dertlerle başbaşa bırakmayı bir kez daha becerdiler.

Olsun...

Madem ki o makamı gönül penceremden Zembilli Ali Cemali Efendi'nin sandalyesi gibi seyretmeğe kalkışmışım, ben de ikendilerine söyleyemediklerimi bir kağıda yazar ve arz-ı hâl olarak Sayın Başkan'ın zembili niyetine işte buracığa bırakıveririm...

 

Sayın Başkan!

    -Ortadoks mezhebi mensuplarının çocuklarına Alman okullarında anadillerinde din dersleri verilişine eyvallah, lâkin Müslüman Türk çocuklarına yapılan reva mıdır? Bunu Alman muhataplarınıza böyle dediniz mi?

   -Kur'an kursu adıyla açılan bazı yatılı kurslara giden çocuklarımızın kaldığı yerleri güvenlik, sağlık ve eğitim standarları açısından denetliyor musunuz? Bu çocuklar T.C vatandaşıdır ve sizin diplomatik koruma sorumluluğunuz altındadırlar. Sorumluluğunuzu yerine getiriyor musunuz? Bunu Alman muhataplarınıza böyle dediniz mi? (Ya da bu işi ehliyle siz neden yapmıyorsunuz ki?..)

    -Müslüman Türk çocuklarına Almanca din eğitimi vermeğe kalkışıyorsunuz. Alman öğrenciler için bu dersin müfredatını katolik ve protestan kliselerinin eğitim daireleriyle birlikte hazırlıyormuşsunuz. Getirin bakalım şu müfredatı da bizim eğitim dairemiz de bir baksın! Bunu Alman muhataplarınıza böyle dediniz mi?

    -Evlilik bizim dinimizde kutsal bir müessesedir; Türkiye'den evlenen gençlerimizin eşlerini dil bilmiyor gerekçesiyle ülkenize sokmuyorsunuz. Kendi erkekleriniz kataloglara bakarak Tayland'dan falan eş getiriyorlarmış. O yavrucaklar dedeleri yaşındaki erkeklerinizle paranın zoruyla evleniyorlarç Bunu Hz. isa^nın hangi öğretisiyle bağdaştırabiliyorsunuz? Bunu Alman muhataplarınıza böyle dediniz mi?

     Başkanım, ben böyle devam edersem galiba zembilinizde yer kalmayacak. En iyisi içimi kemiren ana konuyu yazıp zarfı kapatayım: Bazı küçük Alman şehirlerinde sizi şu an konuk eden DİDİB'e bağlı iki-üç camii bulunuyor. Tarikatlerin mescidleri cabası... Birileri hâlâ yeni camiiler inşaa peşinde. Sözünüz kime geçiyorsa, "dil giderse din de gider bre gaafiller, bundan böyle10 km mesafede yeniden camii açmayı yasaklıyorum; hele getirin şu topladığınız paraları... Üstünü ben tamamlayacak ve  sizin oraya Tükçe Liseleri açacağım!.."

    Bunu Türk muhataplarınıza böyle dediniz mi Başkanım?..

    Zembilli Ali Cemali Efendi, yaptığı bir hatadan ötürüYavuz Sultan Selim'e öyle bir bağırmış ki, Koca Yavuz'un yüzü sapsarı kesilmiş...

    Ama derler ki, Zembilli Ali Cemâli Efendi'nin yüzü, işimi eksik yaparım kaygusuyla hemen her zaman sapsarıymış.. Doğru mu Sayın Başkan?