SOYLEM

              

HasanKayıhan 

 

 

 

     

YILIN ANNESİ  

Hani kamu görevine sahip Türk hukuk adamları, “öğrenciler,  öğretmenlerini örnek alacakları için o öğretmenin sokakta da başörtüsü takması yasaktır,” demişlerdi ya, ben o günlerde bu haberi idare hukuku avukatı olan komşum Bay Huesch’ten  duydum; gerçi kara taşına kurban olduğum memleketimi yönetenler sayesinde yediğimiz  yumruklardan  çoktan nakavt olmuşsam da, “gâvur oğlundan bir yumruk daha yememek için” hemen savunma vaziyetine geçtim: “-Atıyorsun!.. Sokakta kamu ahlâkını sarsmayacak giyime neden karışsınlar?” Adam güldü: “-Çünkü sizinkilerin lâiklik anlayışına aykırıymış!..” Sanırım “bizim lâiklik” kavramını hatırlamak için düşünmeye dalmış olmalıydım ki, ben susunca adam bir kere daha güldü. “-Siz ölülerinizi beyaz bir şeye sarıp da öyle gömüyorsunuz, değil mi?” Kefeni kastettiğini anladım. Yüzüne sert sert bakıp sordum: “-E, n’olmuş?” “-Bütün dünyada kamusal alanların başında mezarlıklar gelir! Sizin lâik giyim özelliklerine uymuyor o beyaz şey!”

Yani yakında, kamusal alanların başında gelen mezarlığa kefen beziyle girmeniz (gömülmeniz) de yasaklanacak demeye getirdiğini, ancak o evinin kapısından girdikten sonra anlayabildim. Birden öfkelendim. Bağırdım: “-Camiiler de kamusal alan bre gâvur, dileyen başörtüsüz bile giriyor benim camiilerime! Ne Yargıtay karışıyor buna, ne Anayasa Mahkemesi!..”

Ben duymadı zannetmiştim, meğer kapısının ardından beni dinliyormuş hınzır... Dışarıya çıktı ve yanıma geldi. Elini omuzuma koydu. “-Ya n’apıyor sizinkiler böyle?” dedi, “bak, yakında bu yorum, bizdeki yasa değişikliklerine de yansır haberin olsun, tabii sadece siz müslümanlar için geçerli olacak biçimde! Hırsız çobanın sürüsünden koyun çalan çok olur!” Dedi ve çekti gitti.

Evime girip odama kapandım. Her zamanki gibi hemen haber oba’larında (site dedikleri zıkkım) Türkiye haberlerini taradım. Adamın söyledikleri doğruymuş. Başta Başbakan R.T. Erdoğan olmak üzere AKP’liler bu karara ateş püskürüyorlarmış. Haklı adamlar! Böyle saçmalık olur mu? Çocuklar sadece öğretmenlerini değil, hatta onlardan çok daha fazla TV dizilerindeki “ahlâk timsâli kızlarımızı” örnek almıyorlar mı? Bırakın çocukları, anaları bile o dizilerdeki “sanal analarımızla” yatıp kalkmıyorlar mı?

Özel bir televizyon için magazin haber kovalayan bir arkadaşıma telefon açıp bu günlerdeki gündeminiz nedir diye sordum. Kırk -arkadaşız sadece markalı- kocadan kalma filân kızımız canlı yayında sevgilisinin yüzüne su bardağını atmış da- o da ona tokat vurmuş. Bütün feministler işlerini güçlerini bırakıp adama yükleniyorlarmış: -Vay kadın haklarını nasıl çiğnersin?

Türkiyemizin ikinci önemli konusu da, kendinden yirmi yaş büyük gene aynı tip bir kızımıza TV kameraları önünde koca olma savaşı veren bir delikanlımızmış. Olur mu, olmaz mı tartışmaları o kadar dallanmış ki, bir büyük TeVe’miz bu konuda neredeyse halk oylaması açacak duruma gelmiş.

Bu yazıyı bir anneler günü öncesinde yazarken, acaba bu iki “milli anamızdan” hangisini yılın annesi seçecekler diye düşünmekteyim. Eğer kocaya su atanla, evliliğe su katan iki anamızdan başka birini “anne” seçerlerse işe, hukuk adamlarının karışması ihtimalini göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum. Ülkemizdeki sosyal hava, bence, hukukçularımızın bir başka anayı “mahkeme kararıyla yılın annesi” ilan edeceklerini gösteriyor. Hani bir çiftçimizin başbakanımızın emriyle meydandan alıp gittiği anası... Oysa bu durum, AKMIP’a (Ak Mı Parti) taze kan körüklemekten başka bir işe yaramaz. Eğer muhalifler bu ihtimali sezerlerse, o ananın yılın annesi olmasını engellemeye kalkışabilirler. Öyleyse hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir başka  “anne” aramaya devam etmeliyiz.

Ülkemizde yılın annesi olmaya lâyık o kadar çok “kızımız” var ki, içinizden biri, sence kim olmalı, diye sorsa, henüz verecek cevabım yok.

Eğer feministlerin sesi daha gür çıkarsa, ki onların listesi oldukça kabarık olmalı, adaylar arasında kocasından dayak yediğini söyleyen bir milletvekilinin eşi, benzin istasyonundaki bir lokantada tek başına yemek yiyen bir bakan eşi, bir sanatçının bacağına kurşun sıktırdığı eski eşi, sekiz aydır “tıkı” olmayışına isyan eden bir zenginimizin boşanmış ünlü eşi, Yunanlı damadımızın Türkiye’de koca bulamadığı için hıristiyan olması şartıyla evlendiği Türk manken eşi... Yoksa Paris Hilton yengemizin bir Türkle öpüşebilme arzusuyla  Kurtlar Vadisi’ne inip kocasını öptüğü halde çocukları uğruna ses çıkarmayan eşi mi?

Bence bu yıl anneler gününde yılın annesi mutlaka bu çevreden çıkmalı... Ha şehit analarından birini neden düşünmüyorsun derseniz, onlar yılın annesi olmaya  değil, “Unutulanların Annesi” olmaya lâyıktırlar.

 Acaba sizce yılın annesi kim olacak?