Yeni
Gün / Nevruz
İçinde bulunduğumuz bu gün, her ne kadar
Türk lehçelerinde Çağan Künü, Yengi Kün, Alaf, Ergenekon,
Yörük Bayramı, Nevroz ya da Nevruz gibi değişik isimlerle adlandırılsa da, bugün, şu an
dünyanın dört bir yanında sizinle aynı dili konuşan
insanlar bir bayram sevinciyle bir araya gelmiş, kucaklaşıyorlar.
Haksız da değiller; çünkü 21 mart,
gecenin ve soğuğun gücünü yitirdiği, günlerin uzamaya başladığı,
toprağa bahar müjdesinin eriştiği yılın ilk günüdür.
Varlık tarihleri boyunca tabiat ile
iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran biz
Türklerin düşünce sisteminde "baharın gelişi elbette önemli bir
yere sahip olacaktı. Bir zamanlar etrafını kuşatan Altay
dağlarından, Tanrı dağlarından gürül gürül ırmakların aktığı,
birbirine ulalı nice göllerin parıldadığı anayurdumuz Ortasyanın
birdenbire yeşile büründüğü, binbir türlü çiçekle bezendiği böyle
bir günün atalarımızı heyecanlandırıp coşturmadığını düşünmek mümkün
olabilir mi? Tabiattaki bu değişimden etkilenip dağda kurtlar
ulurken, ovada yağız atlar kişnerken, ağılda kuzular melerken Türk
delikanlılarının yüzü gülmez mi, ayranı kabarmaz mı hiç? Atalarımız,
her 21 Mart gününde sadece coşup sevinmekle kalmamışlar elbette, M.Ö. 4000
yıllarında geliştirdikleri takvimlerinde bu günü yılbaşı olarak
kabul etmişler. Siz bugün yılbaşını nasıl kutluyorsanız onlar da
öyle kutlamışlar. Ateşler yakmışlar oymaktan oymağa, at
yarıştırmışlar obadan obaya, davullar çalmışlar dağlara dağlara,
halaylar çekmişler omuz omuza
Ozanları sazlarını kucaklamış, kâh
türkü niyetine kâh dua niyetine haykırmışlar; 21 mart gününü,
dünyanın yaratıldığı gün olarak ilan etmişler o devirlerdeki
inançlarınca:
"... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği,
yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü
hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (ey
Türk'ün Atası) yaradıldın!"
Atalarımız, bu bahar coşkusunu, gittikleri
her yere taşımışlar zamanla. Metehanın orduları Çin Seddini
aşanda, bu rüzgâr kanatlı akıncılardan çok şeyler öğrenmiş Sarı
Irmakın insanları. Oturup onların bahar coşkuları üzerine yazılar
yazmışlar, tarihler düşmüşler. Bu, öylesine büyük ve Türk milletinin
bütününü saran bir coşkudur ki Kutadgu Bilig'e, Kaşgarlı Mahmud'un
dil kitabına, Bîrûnî'ye, Nizâmü'ı Mülk'ün Siyasetnâme'sine,
Melikşah'ın takvimine, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in kanunlarına kadar
her yerde yerini bulmuştur. Bütün bir Osmanlı tarihi boyunca Kırımdan
Yemene, Tuna boylarından Barbaros Hayrettinin gemilerine gölgelik
olan Cezayire kadar, Türkün ayak izi düşen yarı dünyanın her
yerine yayılmış Yeni Gün Şenlikleri
Sonra öyle bir devir gelmiş ki,
bırakın Türk gölü durumuna düşen koca Akdenizi, elimizde kala kala
Tuz Gölü kalmış sadece
Bizi yok etmek isteyenler Kafkasyadan,
Çanakkaleden, Tunadan, Hicazdan Yemenden tepemize yüklenmişler.
Bizim şimdilerde kolayından Kurtuluş Savaşı deyip geçivermemiz
kolay elbette; siz, dedelerinize sorun Türkün ateşle imtihanını
Kafkasya dağlarında, Yemen çöllerinde, Galiçya ovalarında, Gelibolu
sırtlarında toprağa serpilip kalmış şehidlerimize sorun! Elde ne
yurt ne yuva kalınca bayram etmek kimin aklına gelir? Bahar
çiçekleri derleyebilecek dermanı, bahar türküleri söyleyebilecek
neşesi mi kalmıştı insanlarımızın? Sadece bir defa, Sakaryayı
düşmana dar ettiği sene, coşmuş Koca Atatürk; o yılki Nevruz gününde
ateşler yaktırmış Keçiören sırtlarında. Herhalde alevlerin
üzerinden Egeye, Akdenize doğru uzanıp giden ufuklara şöyle bir
bakmıştır. Ve mutlaka içinden bekle, Kocatepe, demiştir Koca Adam,
bekle geliyoruz!... Zaten aradan çok geçmeyecek, Kocatepe, Türk
atlarının şimşek gibi İzmire doğru akıp gittiğini görecek ve
sevinç gözyaşları dökecektir yağmur yağmur
Kurtarabildiği vatan
toprakları üzerinde kurulan yeni Türk Devleti, bağrından koparılmış
nice diyarda serpilip kalan soydaşlarının acısını içine atmış, yana
yana bir kül haline gelmiş anayurdu yeniden bayındır kılmak, on
yılda demir ağlarla örmek için didinmiş, elinde kalan 12 milyon
soydaşın erdem ve varlık derdine düşmüş. Bir zamanlar veda edip
ayrıldığı Anayurdu ile arasına demir perdeler çekilmiş.
Kardeşlerinden ne ses ne haber alabilmiş yıllar yılı
Ama bir gün gelmiş, 1990larda
Yavruvatan Kıbrısla birlikte çekmekte olduğu halaya yeni yeni
kardeş kolları uzanmış; can Azerbaycan, dağları dumanlı Kırgızistan,
yağız soydaşlar otağı Kazakistan, şehirleri gök kubbeli Özbekistan,
ozanlar diyarı Türkmenistan onunla birlikte toprağa diz vurur,
bayrak açar olmuşlar göğe göğe
Ve bu genç Türk Devletleri, bize,
neredeyse unutmakta olduğumuz Türkün 4000 yıllık bahar şenliğini
hatırlatmışlar yeniden
21 Mart! Ayrılık yıllarında, huylarımız
değiştiği gibi dillerimiz de değişmiş
Onların ak dediğine beyaz,
muştu dediğine müjde, kardaş dediğine kardeş, kün dediğine
gün der olmuşuz
Onlar, 21 Mart gününe yengibahar demeye devam
ederken, biz Anadolu Türkleri, Nevbahar demeye başlamışız. Yeni
Kün demeyi bırakıp İran dilinden aynı anlama gelen Nevruz sözünü
almışız. Olsun, biz ırkçı millet değiliz! Nevruz da deriz, Yenigün
de
Tataristan Türk Devletinin bu günü resmen Ergenekon/Nevruz
Bayramı adı altında kutlamasından da gocunmayız; biz, bugün, şu
an,Atlas okyanusundan ta Uygur diyarına, Çin denizine kadar serpilip
kalmış Türk soylu bütün insanların çalmakta oldukları davul
seslerine ses katmaktan, dünya Türklerinin bu ortak bayramında
bayram etmekten, sadece ve sadece mutluluk duyarız
Ve onlara, bu sevinci bize
yeniden yaşattıkları için teşekkür ederiz