TİLKİNİN
TANIKLIĞI
-
Tilkiye sormuşlar:
-
-Şahidin kim?
-
Tilki kuyruğunu
göstermiş!
Hürriyet Gazetesinin
Avrupa baskısında Düsseldorf
Başkonsolosu ile ilgili manşetten
verdiği haberi okurken dayanamadım ve
güldüm. Çünkü tam Lafontenlik...
Habere göre Başkonsolos,
kendilerini Mor Gabriel Girişimi olarak
adlandıran bir grubun temsilcilerinin
davetini kabul ederek
birlikte bir yemeğe katılmş ve onlara
Almanlar hakkında bir güzel sayıp
dökmüş, bunlar var ya bunlar demiş,
bunları kesseniz kanları kahverengi
akar! Ellerinden gelse dün Yahudilere
yaptıklarını bugün de Türklere yaparlar
ve derilerine T harfi kazırlar. Aynı
haberden öğrendiğimize göre bu
arkadaşlar da koşarak gitmişler ve
Türkiye başkonsolosunun hain
düşüncelerini (!) Alman tarafınad haber
vermişler. Eğer doğruysa Alman
dostlarımız da derhal gereğinin
yapılması için Türkiyenin Berlin
Büyükelçiliğine başvurmuşlar.
Haberi okur okumaz tilki
fıkralarının babası Lafontenin ruhunu
çınlata çınlata güldüm ama ardından iler
tutar hiçbir tarafı olmayan bu haberdeki
taraflar gözlerimin önüne gelince
bazılarının kafasındaki Türkiye ve Türk
resmi canımı sıktı.
Tamam, tilkinin tanığı
kuyruğudur, bozacının tanığı da şıracı.
Peki bu Almanya Ermeni Merkezi, Süryani
Federasyonu, Avrupa Yunanlılar
Dernekleri Birliği, Kürdistan Dernekleri
Birliği, Almanya Yunan Toplulukları
Birliği, Dersim Cemaatleri Federasyonu
ve Almanya Alevi Toplumu isimli
derneklerden oluşan (keşke aralarına
Kıbrıs Rum Kesimini temsil eden bir
dernek de alsaydılar da halka
tamamlansaydı.) ve kendilerini Mor
Gabrielciler olarak adlandıran grup Türk
Başkonsolosuyla neden bir araya
geliyor? Türkiyede yaşayan
hıristiyanların haklarını güya korumak
üzere yola çıkmış bu kadim Türk
dostları, Türk Bakonsolosuyla
Türkiyeyi kendisine şikâyet etmek
amacıyla konuşmuşlarsa adres
yanlışlığı yapmışlar, yok eğer
Almanyadan şikayetleri var da bu amaçla
davet etmişlerse gene adres yanlışlığı
yapmışlar; zira Türkiyenin şimdiki
Düsseldorf Başkonsolosu Alman toplumuyla
adeta içiçe yaşayan bir temsilcidir.
Daha bir hafta önce kutlanan 23 Nisan
Çocuk Bayramında makamının çevrede
bulunan bir İnternational okulun
öğrencileriyle dolup taştığını, ayrıca
beraberinde her milletten çocuklarla
çevre belediyeleri ziyaret ettiğini
okuduğumuz Sayın Başkonsolosun
düzenlediği Cumhuriyet şölenine
katılanların yarısını Almanların
oluşturduğunu kendi gözleriyle gören bir
kişi olarak Almanlar hakkında böyle bir
düşünceye sahip olduğuna asla
inanmıyorum, Almanların inanacağını da
düşünemiyorum; zira Almanlar, bu kadım
Türkiye dostlarının Türkiyenin başına
yeni çoraplar örebilmek için her
fırsatta neleri deneyeceklerini bilecek
kadar iyi tanırlar. Eğer ciddiye almağa
kalkışırlarsa, devletler hukukunda bunun
Almancası Scheingrunddur.
Almanya-Türkiye ilişkileri ise her iki
tarafın da böyle bir şeye ihtiyaç
hissetmeyeceği biçimde sağlıklıdır.
Öte yandan her Türk
diplomatı gibi Sayın Düsseldorf
Başkonsolosumuz da kişisel
düşüncelerini ulu-orta paylaşmayacak
kadar mon chèri
dir, hele böyle bir grupla asla!..
Görünen o ki Sayın Başkonsolosun görev
bölgesindeki Alman kuruluşlarıyla
haleflerinden çok daha yoğun biçimde
beraber çalışması, yönü ve inancı ne
olursa olsun bütün vatandaşları
tarafından giderek daha fazla sevilmesi
birilerinin moralini bozmaya yetmiş
bile...
Ancak bu olay da gösteriyor
ki, ülkemiz uzun ince bir yolda
ilerlemeğe çalışırken, tekerine taş
koymak ve yıpratmak isteyenler her
ortamda onu hırpalaya çalışmaktan asla
vazgeçmeyecekler ve kırk kuyruklu tilki
yöntemleriyle her yerde karşısına
çıkacaklardır, ta ki kimsede onların
karşısına çıkacak güç kalmayıncaya
kadar... Başarabilirler mi? Eğer Türk
toplumu deve kuşu gibi başını böyle
kuma gömmeğe devam ederse neden
başaramasınlar ki?