SCHESCH-BESCH PASCHA
Osmanlı zamanında İstanbulun Fatih semtinde
Şeşbeşoğlu Bakkaliyesi olarak bilinen küçük bir dükkân varmış; günün birinde
Yahudinin biri gelir ve bu dükkânın hemen karşına ondan daha büyük bir dükkân
açar. İlk günlerde her şeyi yok bahasına satarak Şeşbeşoğlunu zarara uğratır ve
dükkânını kapatmasına sebep olur. Zavallı Şeşbeşoğlu borçlarını ödeyebilmek için
evini de satıp çoluk çocuğunu toplar ve başka bir yere göçer.
Aradan uzun yıllar geçer. Şeşbeşoğlunun
çocuklarından biri, günün birinde paşalığa terfi eder. Hemen o gün iki
kollukçuyu babasının iflâsına sebep olan Yahudi tüccara gönderir. Kollukçular,
adamı yakapaça önlerine katarlar, getirip Şeşbeşoğlu Paşanın karşısına
dikerler.
Paşa:
-Söyle bakalım Simon köftehoru, diye gürler,
Hazret-i İsâ Aleyhisselâmı ihbar edip çarmıha gerilmesine sebep olan adam senin
akraban imiş, doğru mu bre?
Simon, Paşanın kim olduğunu bilmez; kendisiyle
şaka ettiğini zanneder ve gülerek:
-Aman Paşam, der, aradan neredeyse iki bin sene
geçmiş! Zaman aşımına uğramış bir işin sorgusu olur mu hiç?
Paşa masaya yumruğunu vurur:
-Sus bre kâfir! Ben bu olayı yeni duydum!
Kollukçulara döner ve emreder:
-Götürün, asın bu suç ortağını!
* * *
Günther Verheugenın artık ukalâlık çizgisini
çoktan aşan densizliklerini Türk halkı alaya almaya, meselâ kokorecin
yasaklanmasını istediği için İstanbulun çeşitli yerlerinde Verhoygen
Kokoreççisi, Hakiki Hoygen Kokoç isimleriyle bir sürü kokoreç lokantaları
açılmakta, hemen hepsinin tabelasında iki eliyle kavradığı kokorecine yumulan
Verheugen karikatürleri yer almaktadır.
EU denen yeni krallık, kendisini komiserlikten
Türkiye üzerine Genel Vali tayin etmiş olmalı ki, şimdi de Şeşbeşoğlu Paşa
rollerinde oynuyor. Bay Verheugen, biz Türkiye Türklerinin adımızı sanımızı
yetmiş seneden beri mâlûm 29 harf ile yazıp çizdiğimizi herkesten iyi bilir;
hatta kendi ülkesinde yaşayan milyonlarca Türkün isimlerini Alman alfabesiyle
yazmak zorunda oldukları için ortaya çok gülünç kelimelerin çıktığı da
mâlûmlarıdır; sırf bu yüzden,
Hâdi Şık
adlı bir soydaşımızın adını değiştirmek
için mahkemeye başvurmak zorunda kaldığını bilirim.
Onu da bilirim ki, birçok Türkolog, mevcut
harflerin Türk fonetiğine uygun olmadığını, bu işaretlerle binlerce kelimenin
doğru yazılamadığını söylemeye kalktıklarında Atatürkçü-Kemalist takımının
hışmına uğramış, Atatürk Devrimlerine karşı gelmekle suçlanmışlardır. Aynı
statükocu bağnazların Başöğretmen
Atatürkün yaptığı alfabeyi değiştirmeye kalkışmak, Atatürk Devrimlerine,
dolayısıyle Atatürke karşı olmak demektir,
yollu saplantı ve dayatmaları yüzünden Türk lehçelerinin ortak alfabeye
geçmeleri düşüncesi de bir türlü gerçekleştirilememiş; meselâ, sadece bizim gibi
Oğuz lehçesiyle konuşan Azerbaycan Türkleri değil, Özbekistan, Kırgızistan ve
Türkmenistan Türkleri de Türkiye Türkleri ile kültür bağlarını canlı tutmak
düşüncesiyle lâtin alfabesine geçmişler, başka dillerde olmayan ğ ve ş
şekillerini aynen benimsemiş; ancak bizdeki gibi yetersiz harfler yüzünden
yüzbinlerce kelimenin yanlış yazılıp yanlış okunmalarına gönülleri razı olmadığı
için haklı olarak- alfabelerine he sesi için H, ha sesi
için X, ke sesi için K, ka sesi için Q
işâretlerini ilâve etmişlerdir. Onların bu davranışı bile bizdeki aymazları
aydıramamış, dokundurmayız!.. yaygaraları ile taşlaşmış tutumlarında bu güne
kadar ayak diremeye devam etmişlerdir.
Kırk yıldır Almanyada yaşayan
Hâdi Şık adlı
gurbetçinin adı Alman harfleriyle yazılırken alnından dökülen hicab terlerini
görmeyen Bay Verheugen & Co.ları, Türkiyede yaşayan Xazal kızın aşkına
düşüp QuXaWakladılar ya, şimdi çok merak ediyorum; acaba
Atatürk sermayesiyle düşüp kalkanlar, Şeşbeşoğlu Verhoygın Paşanın karşısında
da böyle ayak diremeyi düşünecekler mi, yoksa pek çok konuda olduğu gibi harf
devrimi savlarını da midelerine hortumlayıp el pençe divan mı duracaklar?