PKK GÖLGELEMESİ
PKKnın bütün rezervlerini kullanarak başlattığı son
saldırıların arkasında Ermeni diasporasının Thinkingçilerini görebilseydik,
biz hâlâ büyük devletiz, demekten kaçınmazdım. Şehit ailelerinin acılarını
yüreğimde hissediyorum, halkımın sokaklara taşan öfkesini anlıyorum; ama benim
cahil beynim, o birbuçuk ölçüdeki aşiret reislerini ve PKKlı maşaları değil de
ötelerde bir yerde ipin ucunu tutan eli gözden ırak etmemeyi fısıldayıp duruyor.
O el, çoğumuzun düşündüğü gibi Amerikan hükümeti falan değil, doğrudan doğruya
devletler nezdinde çalışan Ermenici Güç Birliği. Adamlar soykırımı tanıtma
yolunda dünyanın jandarmasının desteğini alma hedefine ilk kez bu kadar
yaklaştılar, elbette bu noktada Amerikan hükümetinin oyun bozanlık etmesine
kolayından izin vermeyeceklerdir; şu an yapılan da budur, yani aslında asıl
ilerideki hamleleri için planladıkları Kürt kartını bu noktada da devreye
sokarak hem Türkiyeyi görünür Amerikan çıkarlarıyla karşı karşıya getirerek
berikinin yanında önemsizleştirmek, hem de bu işle meşgul ederek cılız da olsa
kendi emellerine karşı yürütülen karşı girişimlerden uzaklaştırmak...
Ermenilerin hesabı, Kürtler kanalıyla Türkiyeden
koparılacak topraklarda dünyayı da arkalarına alarak derhal hak talep etmek,
gerekirse yüklenip topunu o bölgeden sürüp atmak ve böylece Büyük Ermenistana
kavuşmaktır; zira bilmektedirler ki Türkiye, ne kadar zorlansa da dış baskılarla
kendilerine o bölgeyi asla terk etmeyecektir, öyleyse onlar için en akılcı yol
Kürt maşasıyla oyuna devam etmektir. Zaten şimdiden dillendirmeğe başladıkları,
Tehcir (zorunlu göç) yasasını Osmanlı-Türk hükümeti çıkardı, ama aslında
dedelerimizi kesenler o bölgede yaşayan Kürtlerdi tezi, o nihai hedefin bir ön
kurgusundan başka birşey değildir. Dikkat edilirse, şu an Kuzey Iraktaki
(Türkmeneli) aşiret ağalarına devlet adamı süsü vermeğe kalkışanlar ve PKKyı
Ayrılıkçı Kürt Gerilla Teşkilâtı olarak tanımlayanlar, Ermenilerin kendileri
lehine olgunlaştırdıkları ülkelerden ibarettir. Bu ülkelerde yayınlanan
atlaslarda Türkiye Kürdistanı olarak gösterilen bölgenin aynı zamanda Batı
Ermenistan diye belirtilmesi haritaları çizenlerin ne cahilliklerinden ne de
çizim yanlışlığından kaynaklanmaktadır. Önlerine aldıkları satranç tahtası
budur. Acaba Türkü ve Kürdüyle Türkiye topraklarında yaşayanlar bu oyunun
farkındalar mı? Eğer Amerikan parlamentosundaki son Ermeni atağına Türkiyede
gösterilen yaklaşıma bakılırsa, hayır...
Bu güne kadar şunca ülke parlamentosu Ermenilerin Türkler
tarafından soykırımına tabi tutulduğunu kabul etti; her defasında Türkiyenin
resmî ağızları bir iki sitem edip ardından siyasetin sığ bataklığında yüzmeye
dönerken sivil kesimleri de aradan daha üç gün geçmeden magazin dünyasının cılk
yumurtalara gebe sıcak folluğuna uzanıverdiler. Her defasında... Şimdi A.B.D.
parlamentosu da aynı yola koyulunca bizimkiler yeniden kıpırdanmağa başladılar;
sanki hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi resmi kesim hayâl kırıklığı teraneleri
mırıldanıyor, medya denilen basın-yayın kuruluşlarında yazanlar, konuşanlar ise
reyting mandalına öfke çamaşırları sermeğe çabalıyor, önergeye daha önce destek
veren Kongre üyelerinden bazıları imzalarını geri çektiklerini duyurunca
bizimkiler de bir sevinç, bir çalım... Hurra, galiba bir kez daha önlüyoruz!
Bu ne temelsiz duruş, bu ne kemiksizliktir böyle?
Bu güne kadar önergeye destek vermeyen kongre üyelerinden
bir teki dahi, "böyle bir soykırım olayı meydana gelmemiştir; Türkleri böyle bir
şeyle suçlamak, Ermeni sahtekârlığına alet olmak demektir, dememektedirler,
diyememektedirler; üstelik söze, Ermeni halkının başına gelen bu olaydan
duydukları üzüntüyü ifade ederek başlamakta, ardından ancak bu tasarıyı kabul
etmemiz -şu an için- Amerikan çıkarlarıyla bağdaşmamaktadır, geçiş cümlesinden
sonra Irak, Afganistan, İran, İncirlik, petrol diye gerekçelerini
sıralamaktadırlar. Yani uzun lâfın kısası, Türklerin sizi katlettiğine
inanıyoruz; ama şu an onları deliğe süpürmemiz doğru olmaz, biraz daha
sabredin, bu hesabı ilerde sizin istediğiniz biçimde görürüz," demektedirler.
Bizimkiler de bu havaya bürünmüşler, İncirlik, İncirlik teranesiyle günü
kurtarmağa çabalıyorlar. İşin ilginç tarafı, içimizden bazıları onca
yumuşamalarına,"hepimiz Ermeniyiz," çığlıklarının ta Amerıkaya ulaşmasına
rağmen diasporanın bu "dönek dayanışmaya kulaklarını tıkayıvermesi karşısında
şaşkına dönüp "yahu Ermenilere şapanlar Osmanlılardı, biz T.C.liyiz," diye
sızıldamaya başladılar ama faydası yok. Faydası yok çünkü, 50 yılda oluşturulan
Diaspora İmparatorluğu, Şişlinin ayran gönüllü entellelerinin ya farkına
varamadıkları ya da doyuruldukları için bilerek görmezlikten geldikleri başka
hedeflere sahiptir. Benim saf milletim, "yahu Ermeninin bize neler ettiği
ortada, böyle olduğu halde kurbağalar gibi dünyayı velveleye veriyorlar, güneşi
balçıkla sıvadılar, bizim sesimiz neden çıkmıyor," diye sızlanadursun, o medya
şempanzeleri bu hedeflerin neler olduğunu dile getiren bir avuç Türk aydınının
sesini dünyaya duyurmak bir yana, daha gırtlaklarındayken boğup yok etmek için
yırtınıyorlar.
İşte Yusuf Halacoğluna ettikleri ortada. Ermeni
mezalimine yıllarını vermiş bu bilim adamını dünyanın gözünde nasıl karalayıp
gözden düşürdüklerini hep birlikte boş boş seyrettik. Üstelik hayret edilecek
şey, bunu yapanlar bütün meziyetleri kendi medya patronlarına yalakalık ederek
elde ettikleri köşelerinde bir avuç kelime dağarcıklarıyla kamuoyu oluşturma
bezirgânlığına soyunmuş kişiler oldukları halde, Türkiyenin onca
üniversitesindeki anlı-şanlı ünvanlara sahip akademisyenlerin gıklarını
çıkartmamalarıdır; vıttı-vızır her meselede sokaklara dökülen cüppelilerin
milleti yararına konuşan meslektaşlarına arka çıkmamaları, bu şirret yılanın
kendilerine dokunmaması için kafalarını kuma sokmalarıdır. Bu deve kuşlarının
bunu yaparken ortaya attıkları gerekçe de tam bir psikiatrik vaka örneğidir;
güya akl-ı selimi elden bırakmamalı, olgun davranabilmeli, iddiacılara güler
yüzle yaklaşarak modern Türk halkının ne kadar uzlaşmacı olduğunu göstermek
suretiyle öfkelerini yatıştırmalıymışız. Ne var ki onlar, nice namlı adamımızın
iki milyon kadarını kestik itiraflarıyle yetinecek, içimizdeki bir piç
arkadaşımızın babası olan vatandaşımızın milliyetinden dünyalar kadar uzaklaşmış
bir yeni Türk tipine bakarak yumuşayacak değildirler; Kültür Bakanlığımızı
temsil etmek üzere Frankfurt Kitap Fuarına göderdiğimiz o cin kızımızın, neden
soykırımı kişilerin tanıması yetmez, Türkiye Devleti tanımalı ve özür
dilemeli, dediğini sanıyorsunuz; buna, küpü küp üstüne dizseler, en alttakini
bir çekseler, seyreyle sen günbürtüyü, denmez mi? Hem neden bu konuya sürekli
olarak onların gözlüğüyle bakılıyor? Neden Ermeni isyancılarının katlettiği
yüzbinlerce insanımızın davası güdülmüyor? Eğer o diaspora dedikleri katliam
şirketi Osmanlı Ermenilerini temsilen ortalıkta ise, Ermenistan Devleti soycu
bir yaklaşımla kök, köken hesabında ise onlardan neden dedelerinin katlettikleri
müslümanların hesabı sorulmuyor? Hem de Fransa, İngiltere, Rusya ve Amerika
mahkemelerinde? Bu işin aslı bu ülkelerin arşivlerinde yatıyor, işin en
doğrusunu onlar biliyor; hem de inkâr edemeyecekleri çapta, zira maşayı tutan
eller onlardı.
Peki, Türkiyenin toplum mühendisleri kimin eline bakıyor?
Şu an düşünüyorum da Hrant Dink, "kirli-temiz kan" benzetmesi yaparken aslında
Babanın Piçinin hayâl babasının söylediklerini tekrarlamış. Kim bu adamlar?
İyi de, devlet kurumları bile böylesi piç düşüncelere bu kadar destek çıkıyor?
Yılgınlık belirtisi midir bütün bunlar? Ülkeyi Irak bataklığına çekmemek adına
gelinen noktaya bakar mısınız? Hem nereden bataklık oluyormuş Irak? Misak-ı
Milli sınırlarımız içinde olan Kerkük, Musul, Erbil hâlâ Irakta değil mi?
Bu pısırık, tuzu kuru yaşama yolundaki tavizkâr
politikalar Türk milletine yakışmıyor. Eğer dün Serv ile yetinenlere uyulsaydı,
bugün Türkiye Devleti diye bir devlet olmazdı. İsabetsiz yönetimler eliyle zor
günlere getirildiğimiz doğrudur; ancak en ufak bir şüphem yok ki bu millet,
soğan-ekmek yiyerek bu devleti kuran bu millet artık ne kimsenin toprağında
gözümüz yok diyerek Misak-ı Milliye ihanet edenleri ne AByi ne de yedi dövel
hesaplarını düşünecektir, yarın öbürgün davranıp ayağa kalkacak, Misak-ı
Millinin tamamlanması için Türkmenelinin tamamını talep edecektir; etmelidir
de...
"Ya devlet başa ya kuzgun leşe!"