ÖRDEKLER GELİYOR!
İzin mevsimine
girdik. İzine gidecek misiniz?
Gitmeye karar
verdiğinizi, ama nasıl sorusuna henüz cevap aradığınızı varsayarak, hangi
seçeneğe yönelirseniz başınıza neler geleceğini peşinen kabullenmeniz
bakımından yararlı olacağını umduğum bu İzin Rehberini sizin
için özel olarak kaleme alıyorum. İzin Rehberiniz Yol Kağıtları, Yol-Yol
Kağıtları ve Yol da Yol Kağıtları olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.
Sizlere tavsiyem, yola çıkarken bu yazıyı yanınıza almanızdır; başınız sıkıştığı
her an çıkarıp okumanız, ruh ve beden sağlığınız bakımından çok yararlı
olacaktır.
Yol Kağıtlarının başında
kimlik gelir. Kimlik, kim olduğunuzu isbata yarayan kağıda denir. Giriş ya da
çıkış kapısına vardığınızda Passcontrol yazan yerin önünde sıraya gireceksiniz
ya hani, orada önünüze bir çizgi çıkacaktır. İşte bu çizgi, gözünü aç anlamına
gelir. Sıra size gelince kimliğinizi polis memuruna uzatın ve sıkı durun. Adam
ilkin sizin yüzünüze dik dik bakacaktır; o an sakın öksürüp aksırmaya, sağa sola
bakmaya; ama sakın kendinize güvenip kaşlarınızı çatarak adamın gözlerinin içine
bakmaya kalkışmayın! Bir gıcık kaparsa, arka odaları ziyaret etmek zorunda
kalır, sizin siz olduğunuzu isbat etmek için akla karayı seçersiniz. Eğer
Es-Ti-Ci, yani Sulandırılmış T.C. vatandaşı iseniz, daha dikkatli olmak
zorundasınız. Çünkü siz, ne cennette ne de cehennemde sayılırsınız; size ne
şeytan ne de melek arka çıkar... En iyisi Pembenizi saklayın, gözünüzün içine
deler gibi baksa da renk vermemeye çalışın. Yok eğer boğuşup didişip T.C.
Vatandaşlığını tekrar kazanmışsanız, yani çifte vatandaşsanız, siz gene de
ötekini gösterin. Böylece 50 Euronuz cebinizde kalır. Uçakla yolculuk yapacaklar
için de bir hatırlatmada bulunalım...Sakın uçak biletlerim cebimde deyip
havaalanına sallana sallana gitmeye kalkışmayın; O.K. olayı bizim Türk uçak
şirketlerinde üç kademelidir. Yeriniz valla O.K. dense bile inanmayın, valla,
billa, tilla.. faslına hiç güvenmeyin... Biletinize küçücük bir pul
yapıştırılıncaya kadar emniyette sayılmazsınız; hatta uçağınızın tekerleri
yerden kesilmeden uçabileceğinize inanmayın!
Yol-Yol kurbanlarına gelince...
Bu sınıfın en bariz örneklerini kara yoluyla Türkiyeye gideceklerde
görebilirsiniz. Hırvatistana dayandınız diyelim... Herhangi bir yerde ödeme
yaparken siz siz olun, sakın Türkçeden başka dil kullanmayın. Mesela adam
sizden 50 dolar mı istedi, hemen Türkçe yapıştırın; Kaç para? Kesinlikle kârlı
çıkacaksınız! O size meselâ bu kez 2 euro diye cevap verecek.
Sırbistanı onarma görevi (!)
biz Türklere verildiği için herşeye boyun eğmek zorundasınız. Polisin elindeki
kamera her zaman 120 km yazar. Çıkarıp 10 euro atın üzerine ve gidip arabanıza
oturun, az önce aldığı kâgıtlarınızı getirip geri verecektir. Yol-Yol faslının
en alengirli örnekleri Bulgaristanda yaşanır. Girişte ve çıkışta 5 ayrı
noktada, tam 5 kez kulağınıza anadiliniz çalınacak: -Komşu ver 5 euro! Eğer
biri ukalalık eder de 10 euro isterse, aldırmayın, beş eurodan fazla vermeyin...
Öpsün de başına koysun... Vermeden geçebilene de aşk olsun!
Türkiyeye eğer import yapar
gibi gümrüğe tâbi mal götürmüyorsanız, 2-3 saat kuyruklarda süründükten sonra
cebinizden çıkan para 1 Euroyu bile geçmez. Aslında gümrük makamı bende olsa,
girişe bir mendil açardım; insanları bekletmeden geçirireceğim için garipler
sevinir, belki 10 euro atar giderlerdi. IMFye de ihtiyacım kalmazdı böylece.
Sevgili seyyah, geldik üçüncü
fasıla... Yol da Yol Kâgıtları Türkiyemizin içinde sizi bekliyor! Belediyeler,
esnaf, es-dost yıllık hesaplarını sizin gelişinize göre ayarladılar. Bu işe
şeytanın aklı ermiyor ki benim ersin. Bu yüzden bu bölümde size sadece kolay
gelsin diyebilirim...
Yolunuz açık olsun!
