SOYLEM

              

HasanKayıhan 

 

 

 

     

ÖRDEKLER GELİYOR!

İzin mevsimine girdik. İzine gidecek misiniz? 

Gitmeye karar verdiğinizi, ama “nasıl” sorusuna henüz cevap aradığınızı varsayarak, hangi seçeneğe yönelirseniz başınıza neler geleceğini “peşinen” kabullenmeniz bakımından yararlı olacağını umduğum bu İzin Rehberi’ni sizin için özel olarak kaleme alıyorum. İzin Rehber’iniz “Yol Kağıtları”, “Yol-Yol Kağıtları” ve “Yol da Yol Kağıtları” olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Sizlere tavsiyem, yola çıkarken bu yazıyı yanınıza almanızdır; başınız sıkıştığı her an çıkarıp okumanız, ruh ve beden sağlığınız bakımından çok yararlı olacaktır.

            Yol Kağıtları’nın başında kimlik gelir. Kimlik,  kim olduğunuzu isbata yarayan kağıda  denir. Giriş ya da çıkış kapısına vardığınızda Passcontrol yazan yerin önünde sıraya gireceksiniz ya hani, orada önünüze bir çizgi çıkacaktır. İşte bu çizgi, gözünü aç anlamına gelir. Sıra size gelince kimliğinizi polis memuruna uzatın ve sıkı durun. Adam ilkin sizin yüzünüze dik dik bakacaktır; o an sakın öksürüp aksırmaya, sağa sola bakmaya; ama sakın kendinize güvenip kaşlarınızı çatarak adamın gözlerinin içine bakmaya kalkışmayın! Bir gıcık kaparsa, arka odaları ziyaret etmek zorunda kalır, sizin siz olduğunuzu isbat etmek için akla karayı seçersiniz. Eğer Es-Ti-Ci,  yani Sulandırılmış T.C. vatandaşı iseniz, daha dikkatli olmak zorundasınız. Çünkü siz, ne cennette ne de cehennemde sayılırsınız; size ne şeytan ne de melek arka çıkar... En iyisi Pembe’nizi saklayın, gözünüzün içine deler gibi baksa da renk vermemeye çalışın. Yok eğer boğuşup didişip T.C. Vatandaşlığını tekrar kazanmışsanız, yani çifte vatandaşsanız, siz gene de  ötekini gösterin. Böylece 50 Euronuz cebinizde kalır. Uçakla yolculuk yapacaklar için de bir hatırlatmada bulunalım...Sakın uçak biletlerim cebimde deyip havaalanına sallana sallana gitmeye kalkışmayın; O.K. olayı bizim Türk uçak şirketlerinde üç kademelidir. “Yeriniz valla O.K.” dense bile inanmayın, “valla, billa, tilla..” faslına hiç güvenmeyin... Biletinize küçücük bir pul yapıştırılıncaya kadar emniyette sayılmazsınız; hatta uçağınızın tekerleri yerden kesilmeden uçabileceğinize inanmayın!

            Yol-Yol kurbanlarına gelince... Bu sınıfın en bariz örneklerini kara yoluyla Türkiye’ye gideceklerde görebilirsiniz. Hırvatistan’a dayandınız diyelim... Herhangi bir yerde ödeme yaparken siz siz olun, sakın Türkçe’den başka dil kullanmayın. Mesela adam sizden 50 dolar mı istedi, hemen Türkçe yapıştırın; “Kaç para?” Kesinlikle kârlı çıkacaksınız! O size meselâ bu kez 2 euro diye cevap verecek.

            Sırbistan’ı onarma görevi (!) biz Türklere verildiği için herşeye boyun eğmek zorundasınız. Polisin elindeki kamera her zaman “120 km” yazar. Çıkarıp 10 euro atın üzerine ve gidip arabanıza oturun, az önce aldığı kâgıtlarınızı getirip geri verecektir. Yol-Yol faslının en alengirli örnekleri Bulgaristan’da yaşanır. Girişte ve çıkışta 5 ayrı noktada, tam 5 kez kulağınıza anadiliniz çalınacak: “-Komşu ver 5 euro!” Eğer biri ukalalık eder de 10 euro isterse, aldırmayın, beş eurodan fazla vermeyin... Öpsün de başına koysun... Vermeden geçebilene de aşk olsun!

            Türkiye’ye eğer import yapar gibi gümrüğe tâbi mal götürmüyorsanız, 2-3 saat kuyruklarda süründükten sonra cebinizden çıkan para 1 Euro’yu bile geçmez. Aslında gümrük makamı bende olsa, girişe bir mendil açardım;  insanları bekletmeden geçirireceğim için garipler sevinir, belki 10 euro atar giderlerdi. IMF’ye de ihtiyacım kalmazdı böylece.

            Sevgili seyyah, geldik üçüncü fasıla... Yol da Yol Kâgıtları Türkiye’mizin içinde sizi bekliyor! Belediyeler, esnaf, es-dost yıllık hesaplarını sizin gelişinize göre ayarladılar. Bu işe şeytanın aklı ermiyor ki benim ersin. Bu yüzden bu bölümde size sadece ”kolay gelsin” diyebilirim...

            Yolunuz açık olsun!