LEYLANIN BAŞÖRTÜSÜ
Başörtüsü tartışması nihayet Avrupaya da
sıçradı.
Alman Anayasa Mahkemesi, yasaklamak
isteyen önce yasal olarak yasaklasın deyince eyaletler peşpeşe yasaklama
kanunları çıkarmaya başladılar; demek ki, davulun sesi uzaktan hoş geliyor ve
kanuna konulan herşey doğru, vicdani ve insani oluyor. Oysa ben Alman
toplumunun bu konuda daha hassas olduğunu düşünürdüm; zxra onlar bilirler ki,
Hitler döneminde Yahudilere yönelik bir sürü saçma sapan kanunlar çıkarılmış ve
bu kanunlara dayanarak Yahudilerin soyuna incir ağacı dikilmişti; yani herşey
yasaldı.
Hani Anadoluda kitabına uydurmak deyimi
vardır ya, şimdi başörtüsü yasağını da kitabına uyduracaklar. Üstelik, yarın
öbürgün Türklere dönüp siz istediniz, yasakladık, diyecekler... Eh, haksız da
sayılmazlar; baksanıza Berlindeki anlı şanlı temsilcimiz kollarını sıvadı bile!
Hani, Alman hükümetinin Yabancılar
Sorumlusu, bazıları tarafından siyasi sembol haline getirildi diye bir
medeniyetin yüzyıllardır kullandığı başörtüsünün yasaklanamayacağını, bunun
insan haklarıyla bağdaşmadığını söyledi ve bu yönde imza toplamak üzere
çalışmalar başlattı ya, adı ve soyadı Türk olan bir hanım milletvekili, bir
günlük gazetenin desteğiyle başörtüsü konusunun siyasi malzeme yapılmasını
istemeyen bu insana karşı bayrak açarak karşı imza kampanyası başlatmış...
Türk-ümsü asıllı denilen bu milletvekili hanım, bas bas paraları müziği
eşliğnde başına üç beş kişiyi toplayıp eğlenerek, gerdan kırarak benim 85
yaşındaki anamın başörtüsüyle uğraşacağına, gitsin de mensubu olduğu
parlamentoda aynı asıldan olduğunu iddia ettiği insanların problemlerini
giderici yasa teklifleri hazırlasın. Orada ortaya çıkan güçsüzlüklerini,
çapsızlıklarını örtbas etmek için yörük sırtından kurban kesmeye kalkışmasınlar;
bizim Türkler olarak kimseyle sorunumuz yok, uyumsuz olan biz değiliz, uyumsuz,
bizi biz olarak anlayamayan, anlamaya çalışmayan, yanımıza bile sokulmayan
sorumsuzlardadır; Mecnunun kalbinde yatan sevginin, saygının, erdemin farkına
varamamış Leyladadır eksiklik; Leyla, Mecnuna acı çektirerek kısır
yaratılmışlığının ayıbını kendinden gizlemeye kalkmasın! Unutmasın ki Mecnun
gerçekte Leylayı değil, Mevlâyı sever; Leyla bu sevgiye sadece bir vesile
olduğunu bilsin.
Eskiler, günün birinde tekrar Leyla ile
karşılaşan Mecnun, bu ceylan, eskiden ceylana benzerdi, şimdi keçiye dönmüş,
deyip yüzüne bile bakmamış, derler. Benim ise bu hanıma söyleyebileceğim pek
birşey yok, onu tanımam da; zaten, oy kullanacak Türk asıllı Alman
vatandaşlarının elleri kurusun diyen meslekdaşı Bay Nitschenin karşısında
ağzını bile açamayıp yarım metrelik bir bez parçasına karşı Haçlı Seferi
düzenlemeye kalkışan ucuz kahramanlarla hiç mi hiç işim olmaz.
Benim aklımın almadığı şey, Türklerin
Avrupadaki sözcüsü olma iddiasındaki bir gazetenin bu işe alet olmasıdır... Bu
gazetenin yöneticileri pekâlâ bilirler ki, sadece başlarını bağlayan Türk
hanımları Hürriyetime dokunma adı batasıca, kendine gel, kampanyası açıp imza
koysalar ve bu gazete mertlik gösterip bunları yayınlamaya kalkışsa, 265 gününü
buna harcamak zorunda kalır. Ama onlar ne anasının gözü adamlardır ki,
Nevşehirin Abuşar köyünden çıkıp gelen başörtülü Fatma yengenin, Ayşe teyzenin
o imza kampanyalarından haberlerinin bile olmayacağını bilirler; kapalı kapılar
ardında düzenlenen Türk kadınları kermeslerinde bas bas paraları Leylaya
şarkıları eşliğinde birilerinin topladığı Başörtüsü yasaklansın, imzalarını
yayınlayan bu gazete yöneticileri, Alman yetkililerin bu imzaları görünce
onların Türk kadınlığını temsil güçlerinin %10unu bile bulmadığını
bileceklerini elbette bilirler; iyi de bu gayretkeşlikleri nedendir peki?
İnsanlarının bilgi ve kültür düzeylerini yükseltmek için hiçbir çabaları olmayan
bu cerideciler, başörtüsünü yasaklatarak Alman komşularımıza vay be, Türk
komşum integre olmuş da haberim yokmuş! dedirtemeyeceklerini de bilirler
elbette.
Öyleyse -belki kendi anneleri de başörtüsü
takan- bu adamların zorları ne?
Yoksa bunlar sömürge aydını mı?