SOYLEM

              

HasanKayıhan 

 

 

 

     

LEYLA’NIN BAŞÖRTÜSÜ

Başörtüsü tartışması nihayet Avrupa’ya da sıçradı.

Alman Anayasa Mahkemesi, “yasaklamak isteyen önce yasal olarak  yasaklasın” deyince eyaletler peşpeşe yasaklama kanunları çıkarmaya başladılar; demek ki, davulun sesi uzaktan hoş geliyor ve  kanuna konulan herşey doğru, vicdani ve insani oluyor. Oysa ben Alman toplumunun bu konuda daha hassas olduğunu düşünürdüm; zxra onlar bilirler ki,  Hitler döneminde Yahudilere yönelik bir sürü saçma sapan kanunlar çıkarılmış ve bu kanunlara dayanarak Yahudilerin soyuna incir ağacı dikilmişti; yani herşey yasaldı.

Hani Anadolu’da “kitabına uydurmak” deyimi vardır ya, şimdi başörtüsü yasağını da kitabına uyduracaklar. Üstelik, yarın öbürgün Türklere dönüp “siz istediniz, yasakladık,” diyecekler... Eh, haksız da sayılmazlar; baksanıza Berlin’deki anlı şanlı temsilcimiz kollarını sıvadı bile!

Hani, Alman hükümetinin Yabancılar Sorumlusu, bazıları tarafından siyasi sembol haline getirildi diye bir medeniyetin yüzyıllardır kullandığı başörtüsünün yasaklanamayacağını, bunun insan haklarıyla bağdaşmadığını söyledi ve bu yönde imza toplamak üzere çalışmalar başlattı ya, adı ve soyadı Türk olan bir hanım milletvekili, bir günlük gazetenin desteğiyle başörtüsü konusunun siyasi malzeme yapılmasını istemeyen bu insana karşı bayrak açarak karşı imza kampanyası başlatmış... Türk-ümsü  asıllı denilen bu  milletvekili hanım, “bas bas paraları” müziği eşliğnde başına üç beş kişiyi toplayıp eğlenerek, gerdan kırarak benim 85 yaşındaki anamın başörtüsüyle uğraşacağına, gitsin de mensubu olduğu parlamentoda  aynı asıldan olduğunu iddia ettiği insanların problemlerini giderici yasa teklifleri hazırlasın. Orada  ortaya çıkan güçsüzlüklerini, çapsızlıklarını örtbas etmek için yörük sırtından kurban kesmeye kalkışmasınlar; bizim Türkler olarak kimseyle sorunumuz yok, uyumsuz olan biz değiliz, uyumsuz, bizi biz olarak anlayamayan, anlamaya çalışmayan, yanımıza bile sokulmayan sorumsuzlardadır; Mecnun’un kalbinde yatan sevginin, saygının, erdemin farkına varamamış Leyla’dadır eksiklik; Leyla, Mecnun’a acı çektirerek kısır yaratılmışlığının ayıbını  kendinden gizlemeye kalkmasın! Unutmasın ki Mecnun gerçekte Leyla’yı değil, Mevlâ’yı sever; Leyla bu sevgiye sadece bir vesile olduğunu bilsin.

Eskiler, günün birinde tekrar Leyla ile  karşılaşan Mecnun, “bu ceylan, eskiden ceylana benzerdi, şimdi keçiye dönmüş,” deyip yüzüne bile bakmamış, derler. Benim ise bu hanıma söyleyebileceğim pek birşey yok, onu tanımam da; zaten, oy kullanacak Türk asıllı Alman vatandaşlarının elleri kurusun diyen meslekdaşı  Bay Nitsche’nin karşısında ağzını bile açamayıp yarım metrelik bir bez parçasına karşı Haçlı Seferi düzenlemeye kalkışan ucuz kahramanlarla hiç mi hiç işim olmaz. 

Benim aklımın almadığı şey, Türklerin Avrupa’daki sözcüsü olma iddiasındaki bir gazetenin bu işe alet olmasıdır... Bu gazetenin yöneticileri  pekâlâ bilirler ki, sadece başlarını bağlayan Türk hanımları “Hürriyetime dokunma adı batasıca, kendine gel,” kampanyası açıp imza koysalar ve bu gazete mertlik gösterip bunları yayınlamaya kalkışsa, 265 gününü buna harcamak zorunda kalır. Ama onlar ne anasının gözü adamlardır ki, Nevşehir’in Abuşar köyünden çıkıp gelen  başörtülü Fatma yengenin, Ayşe teyzenin o imza kampanyalarından haberlerinin bile olmayacağını bilirler; kapalı kapılar ardında düzenlenen Türk kadınları kermeslerinde “bas bas paraları Leyla’ya” şarkıları eşliğinde birilerinin topladığı “Başörtüsü yasaklansın,” imzalarını yayınlayan bu gazete yöneticileri,   Alman yetkililerin bu imzaları görünce onların Türk kadınlığını temsil güçlerinin %10’unu bile bulmadığını bileceklerini elbette bilirler; iyi de bu gayretkeşlikleri nedendir peki?  İnsanlarının bilgi ve kültür düzeylerini yükseltmek için hiçbir çabaları olmayan bu cerideciler, başörtüsünü yasaklatarak Alman komşularımıza “vay be, Türk komşum integre olmuş da haberim yokmuş!” dedirtemeyeceklerini de bilirler elbette.

Öyleyse -belki kendi anneleri de başörtüsü takan-  bu adamların zorları ne?  

Yoksa bunlar sömürge aydını mı?