Yeryüzünde Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nden başka kendi vatandaşlarının isteğiyle varlığına
son verilmek istenen ikinci bir devlet var mıdır, bilemem; bildiğim tek
şey, kendi devletine savaş açarak Mısır'da Türk egemenliğinin çökmesine
sebep olan Kavalalı Mehmet Ali'nin yüzyıllar sonra Kıbrıs'ta hortladığı
ve Rauf Denktaş gibi Türk dünyasında emsâli bulunmayan bir siyaset
dehâsını çağdaş yöntemlerle devre dışı bırakarak Kıbrıs Türklüğünün
kaatilleri önünde onursuzca diz çökmeye kalkıştığıdır.
Bence bütün Türk
dünyasının bu olaydan alacağı dersler vardır; aslında, böylesine
teslimiyetçi politik anlayış Türkiye Türklerinin bildiği bir olgudur.
Mustafa kemal Atatürk'ü 16 Mayıs 1919'da İstanbul'dan ayrılmaya ve
bitmiş, tükenmiş gözüyle bakılan Anadolu bozkırlarında yeniden hürriyet
ateşi aramaya yönelten şey, milli değerleri dumura uğramış aynı
teslimiyetçi kafaların "İngilizlerin mi, Fransızların mı yoksa
Amerikalıların mı egemenliğine girersek daha az zarar görürüz," gibi
şerefsizce bir teslimiyet duygusunun ötesinde bir düşünce
üretemeyişlerinden başka bir şey değildi. Aynı kafa, İngilizlerin
isteği ve Nemrut Kürt Mustafa Paşa başkanlığındaki satılık divan-ı
harp mahkemesi kararıyla Urfa valisi Vâsıf ve Bogazlayan kaymakamı Kemâl
beyleri, Ermeni katliamı yaptırdıkları gerekçesiyle idam sehpasına
yollarken, bizi sömürgeleri olmaya kabul ederler düşüncesinden
başka bir şeye sahip değildi. Yüzyıllardır birlikte yaşadıkları
komşularını vahşice öldüren, ilkin ırzına geçip kirlettikleri Türk
kızlarını boğazlayıp kör kuyulara dolduran, köylerimizi yakan,
bebeklerimizi süngüleyen Ermeni kaatillerinden bir tekini mahkeme önüne
bile çıkartmaya cesaret edemeyen goygoycu beyin(siz)ler, adeta onları
ödüllendirircesine milliyetçi olarak bilinen bir avuç gerçek vatanseveri
tutuklayıp ilkin yaka-paça Bekirağa Bölüğü'ne hapsetmekten, sonra Malta
adasına sürgüne gönderilmeleri için İngilizlere teslim etmekten geri
kalmamışlardı. Allah ve tarih önünde Türk'e "Ya özgürlük ya ölüm,"
demekten başka hiç bir çözümün yakışmayacağını bilen Mustafa Kemal ve
arkadaşlarını hain ilân eden, Dersim'de, Düzce'de, Yozgat'ta halkı
onlara karşı kışkırtıp üzerlerine saldırtan kelleler, bugün Kıbrıs'ta
Rauf Denktaş'a da aynı mantıkla saldırıyorlar: "Rumlarla birleşmek ve
AB'ye girmek!.."
Tamam, çağımızda dünya
küçülüyor, devletler de holdingler ve tröstler gibi birleşip daha büyük
güçler haline geliyorlar, bu doğru; siz de birleşin elbette ve
istediğiniz deliğe girin; ama şerefinizle girin!.. İkide bir ayaklarına
varıp yeni bir emirleri olup olmadığını sorarak, kaatillere özel adalar
kiralayarak ve elinizde kalan tek büyük adamı karalayarak değil,
"adam gibi" girin!..
20 Temmuz'da Kıbrıs'ta
bayram yapmışlar... Bence, bayram yerine
giden halkoylaması "evetçileri", onları eşiklerinden koğan Rumlara
öfkelerinden ötürü şöyle bir boy göstermişlerdir.
Türkiye cephesinden bu
bayrama bakış da oldukça ilginç; Çankaya köşküne hapsolmuş büyüğümüzün
Türk dünyasına bakışının zaten bulanık olduğu, yıllarca batıya küfredip
durmuş bir diğer büyüğümüzün Abdullah Cevdet'ten daha batıcı hale
geldiği biliniyor; onun "bayram günü" Paris sokaklarında turlaması
şaşılacak bir şey değil... Bayrama kendi kafalarının sözcüsünü
göndermişler; bu garibim, kutlamalar sırasında yaptığı konuşmada batının
ambargosundan bunalmış Kıbrıs Türklerine rüşvet niyetine Avrupalıların
selâmını getirmiş ve devlet olmaktan vazgeçerlerse, hava ve deniz
limanlarını açaçaklarını, artık serbestçe gezebileceklerini söylemiş. Al
takke, ver külâh usulü Mahmutpaşa pazarı ürünü bir iktidarın
"bayramcısı" olan bu adam, bunları söylerken belli ki yanı başında Rauf
Denktaş gibi gerçek bir devlet adamının dikilmekte olduğunu
unutuvermiş... Koca Kurt, T.C.'nin Dışişleri Bakanı sıfatı taşıyan bu
pazarcının gözlerinin ta içine bakmış ve lafı oturtmuş: "-Biz deveyle de
gezeriz, tek devletimize dokunmayın!"