-Millilerimize-
Gece...Saat 03.00...
Dışarıdan hâlâ yer yer klaksiyon sesleri geliyor; zaman zaman
boğuk bir haykırış duvarları aşıp kulaklarımda patlıyor: -Doooyç-land!
Almanlar, Polonya galibiyetini kutluyorlar... Çeyrek yüzyıldır bu topraklarda
yaşayan biri olarak bu kutlayışın beni rahatsız etmemesi gerekirdi, öyle ya!..
Ama olmuyor işte... -Neden, diye sormayın, sadece şunu bilin yeter: Bu
ülkeye, bu ülkenin yerlilerince vatanım dememe izin verilmediğindendir bu.
Yasaklayan yok elbette, yasaklayan yok ama, burası senin de vatanın, diyen de
yok! Böyle bir günde bile yerlilerce Alman Milli Takımının en iyilerinden biri
olan Klosenin hâlâ Polonyalı olduğunun hatırlandığı, bilindiği ve söylendiğini
bilmeniz yeter beni anlamanız için...
Şu bilinmelidir ki, ortak edilmek istenmesem de benim Alman
zaferiyle bir meselem yok; benim meselem sizlerle...
Sizler bana, Avrupanın dört bir tarafına buğday taneleri gibi
serpilmiş 3 milyon insana, daha bugün dünyaya gelmiş bebeklerimize, az önce
hayata gözlerini kapayan ihtiyarlarımıza, yani topyekün bize neler
kaybettirdiğinizin farkında mısınız? Farkında mısınız kısık gözlerden taşan
alaycı ihr seid nicht drin.. bakışlarının? Yerlere, göklere
sığdıramadığımız sizlere kalplerimizin ne kadar kırıldığının farkında mısınız?
Almanya yerden göğe bayrak kesildi; Almanyayı destekler
görünenlerimizin el çırpışlarına bakmayın siz; onların yüzlerine şöyle bir
bakın, yüreklerindeki burukluğu göreceksiniz. Gelin de Kölnün
Keupstraßesinde, Berlinin Kreuzberginde, Brükselin Schaerbeek mahallesindeki
sessizliği dinleyin öteki semtlerde kopan kıyamete inat.
Bize bu diyarda yaşama sevincini kaybettirdiğinizin farkında
mısınız? Farkında mısınız büyük küçük her kentte sokaklar yıkılırken
yüreklerimizin de yıkıldığının? Dudaklarımızın nasıl kenetlendiğinin,
hıçkırıklarımızın gırtlağımızda nasıl düğümlendiğinin farkında mısınız?..
Tamam, olmadı; Almanyaya gelmeyi elbette siz de istediniz; ama
başaramadınız... İşte mesele de burada zaten... Asıl mesele,
başaramayışınızdadır! Bilmek istediğim, acaba diğerlerinden neyiniz eksikti?..
Akşam evinize dönerken cebinizdeki paranın tramvay ücretinden artanıyla 2 ekmek
almaya yetip yetemeyeceğini mi düşünüyordunuz, yoksa 2 aydır ödeyemediğiniz ev
kirası yüzünden ev sahibinizin gene kapıda beklemekte olduğunu mu? Hasta
çocuğunuzu doktora gösterebilmek için gerekli olan parayı kimden nasıl
bulacağınıza mı kafa yoruyordunuz, yoksa ağzında diş kalmayan zavallı
anacığınızın protezini daha ucuza hangi kasaba dişçisinde yaptırabileceğinizin
hesabına mı?
Togolu, Ekvadorlu, Fildişili delikanlıların sahada canlarını
dişlerine takarak nasıl parçalandıklarının farkında mısınız? Farkında mısınız
her yenilgiden sonra gözlerinden sicim gibi yaşların boşandığının? O çocuklara
kimsenin prim vaadetmediğinin, altlarına jip siparişleri verilmediğinin, 70
milyon insanın tek bir ağız kesilip isimlerini gökkubbeyi çatlatacak gürlükte
haykırmadığının farkında mısınız?
Avrupa, iki kuru dağdan ibaret bir toprak parçası değil; diliyle,
diniyle, kültürü, parası, tantanası ve şaşaası ile bütün çarkları buranın
hamurundan yoğrulmayan herhesi un ufak etmek için döner durur, bilmek isterseniz
eğer... Ayşeler, Fatmalar, Ahmetler, Mehmetler yarım yüzyıldır bu çarklara
direnebilmek, çocuklarını kendi çocukları olarak elde tutabilmek için nasıl
didindiler, ne yalanlar söylediler, ne masallar anlattılar bilirmisiniz siz?
Bir karış ağaçsız, çimensiz, çiçeksiz toprağı olmayan bu diyara değil de,
Anadolunun kupkuru, çorak mı çorak bozkırına cennet dediler; kendilerine
bırakın başkalarının attığı kazığı, bizzat kendisi kazık atan devletlerine dil
uzattırmadılar; adam yerine koyulup kendilerine seçimlere katılma hakkı
tanınmadığı halde başkalarının seçtiği cumhurbaşkanlarının da, başbakanlarının
da, bakanlarının da isimlerinin geçtiği her yerde çoluk çocuk bütün aile
bireylerini hazırola geçirdiler... Memleketlerine dil uzatanlar çıktığında
dünyayı başlarına geçirdiler...
Siz... Siz Adan Zye bizimkiler! Dünyayı bir kere daha başımıza
geçirdiğinizin farkında mısınız? Kaç gencimizin daha yurttan soğuduğunun,
yüreklerimizin Haziran sıcağında buz tuttuğunun, jiplerinizin bir tek tekerleği
kadar bile mal varlıkları olmayanların sizi ayaklarıyla değil yürekleriyle nasıl
yuttuğunun şimdi farkında mısınız?
- Napalım, olmadı...
Öyle mi?
İyi de, siz ne dediğinizin farkında mısınız?