-
Ağaç,
budandıkça yeşerir kardaşlarım...
-
(Şehit
Doç. Dr. Necdet Koçak'ın darağacındaki son sözü)
-
-
-
EMANET VE İHANET
-
/ yine de /
-
DAYANAMAMAK...
Genç Osman'ın, Fuzulî'nin ve o
topraklarda toprağa düşen yüzbinlerce Şehid'in soydaşı, Doç. Dr. Necdet
Koçak'ın bir öğrencisi olarak, "size", zerre kadar acıyorsam, şerefsizim!..
Atalarım, Peygamber'i öylesine sevdiler, O'na
öylesine bağlandılar ki, "Ben Arap'ım ama, Arap benden değil," dediği halde,
sırf o iklimde yasadığı, sadece sizin
dilinizle konuştuğu için size "kavm-i necip" dediler; O, daha gözlerini yumar
yummaz birbirinize girince, "birbirinizi yemeyesiniz diye" gelip Samarra
şehrini kuran, Halifelik kavgalarında aranıza giren, "Allahuekber" çağrısının
kum fırtınaları arasında eriyip gitmesini önleyen, Haçlı Orduları'nın önüne
göğüslerini geren, "yâ Muhammed" nidâlarıyla Çin Denizi'nden Viyana önlerine dalga
dalga koşan insanlardan sözediyorum, anlıyor musunuz?.. Sizi bağırlarına basan,
ellerine geçen her nimeti sizinle paylaşan; Anadolu'nun nice kenti, kasabası
yolsuz, susuz dururken yasadığınız çöllere çeşmeler akıtan, demiryolları döşeyen,
şehirler, çarşılar, hanlar kuran; sizi 676'dan 1918'e kadar, 1342 yıl boyunca
çekip çeviren insanlardan sözediyorum!
Inat edip "lâ.." demeyin hemen, bir
tek tarihçiniz çıksın da söylesin bakalım, 13 asır boyunca topraklarınızı
korumak için toprağa dökülmüş, Allah aşkına, bir damla kanınız var mı? Hangi
devletinizi çile çekerek, dövüşerek, savaşarak kurdunuz?
Irak dediğiniz yer, atalarımın
Musul vilayetıydi; bir ihanetin bedeli olarak devlet oldu!
Suriye dediğiniz yer, atalarımın
şam vilayetiydi; aynı ihanetin bedeli olarak devlet oldu!
Ürdün, Kuveyt, Katar, Yemen
dediğiniz yerler, atalarımın birer kazâ merkeziydiler; gene aynı ihanetin
bedeli olarak birer devlet oldular! Hele o Yemen, o Yemen yok mu o Yemen!.. Bir
hilâl uğruna çimenini gül, dikenini sümbül saydığımız Yemen! Buğday benizli nice
delikanlımızı yakıp kül eden zâlım Yemen!..
Söyleyin, Hicaz'i bizim kadar
sevdiniz mi siz? Kâbe'nin başı ucunda bizim kadar dövünüp döndünüz mü Allah
aşkına? Peygamber diyârıdır, düşman ayağı basmamalıdır diye Medine toprağını
kanınızla yağmur damlaları gibi suladınız mı? Peki
nerede buldunuz o krallığı siz?
Susun, yoksa
Fahrettin Paşa'yı Mahkeme-yi Kübrâ'da tanık
gösteririm! Kum dağları arasında gözleri yıldız yıldız parlayan yüzbinlerce
şehidimi tanık gösteririm, edepsizlik etmeyin ve susun!..
Yok eğer, "Ingiliz'in oyununa geldik, dindaşımızdır demeyip Türk'ü arkadan vurduk,
ihanet ettik, pişmanız," diyebiliyorsanız;
o ki Peygamberimin sünnetidir, kin gütmez, bütün yaptıklarınızı unuturum.
Atalarımın alın teriyle kurduğu
camiileri, kaleleri, çarsıları, kervansarayları yıktınız; önemli değil;
yüzyıllar ters yüz olur, gün gelir, Türk, Türklüğünü bulur, yıktıklarınızın
yerine yıkamayacaklarınızı yapar?
Lâkin, Fuzuli'nin kabrinden ne
istediniz, bana onu söyleyin!
Hadi onu da, kendisi, "Dest busî arzusuyla ölürsem dustlar / Kuze
eylen toprağim sunun ânınla yâre su" demişti diye yer ile yeksân ettiğinizi
varsayıp sineye çekeyim?
Peki ama, doksandokuz yerinden yara
alan atalarım, Anadolu Türkistan'ının kolları arasına almaya dermân yetiremeyince
Kerkük'te, Musul'da, Erbil'de, Altınköprü'de serpilip kalan soydaslarıma
ettiğiniz zulümlere ne diyeceksiniz? Sakın, 14 Temmuz 1959'u unutmami beklemeyin
benden, unutamam; unutan, sizden beter olsun! Suçları ne idi saçlarından tutup
yerlerde sürüdüğünüz kızkardeşlerımin? Boyunlarına zincirler geçirip jiplerin
ardında sürükleye sürükleye öldürdüğünüz delikanlı soydaşlarımın suçu neydi? Üç
gün boyunca mitralyözlerle biçtiğiniz, evlerini ateşe verdiğiniz, diri diri
toprağa gömdüğünüz Türkmenler'in suçu neydi? Yoksa, "fî" tarihinde olup bitmiş mi
diyorsunuz bütün bunlar için? Peki, ya
daha dün, 1991'in martında Altınköprü'de topluca darağaçlarına çektiğiniz 87
soydaşım için ne diyeceksiniz?
Belki başkalarına herşeyin
hesabını verebilir, dünyayı arkanıza alarak Busch'u bile durdurabilir, Türk
başbakanına "bu savaş, bizim savaşımız değıl," dedirtebilirsiniz?
Ama ben, topunuza da hakkımı
helâl etmiyorum!
Siz benim öğretmenimi de
öldürdünüz!
Size acımıyorum, zerre kadar acımıyorum;
lâkin, canı çıksın şu yüreğimin, böyleyken,
başkalarının gelip sizi dövmeye kalkışmasına dayanamıyorum; içinizdeki mâsum
dindaşlarımı düşünüyorum çünkü, yalınayaklı, kara gözlü çocukları
düşünüyorum...
Ve...
Dayanamıyorum!