BİZİM
DİASPORA
Aslında bir
azınlığın yaşadığı bölge anlamına gelen diaspora zamanla değişik ülkelerde
yaşayan aynı soydan insanların ilgi ve etkinlik alanı anlamında da kullanılır
olmuş; eğer bu kavram, bazı Türk yazarların ifadelerinden çıkarılabilecek olan
kendi ülke sınırları dışında yaşayanların sayısal gücü anlamına
gelseydi, biz Türkler dünyanın en büyük diasporasına sahip olduğumuzu iddia
edebilirdik; ne var ki diaspora, belli bir amaca yönelik kitlesel etkinlik
faaliyetinde bulunma eylemine bağlı bir sosyoloji terimidir. Şimdi şakayla
karışık sormanın tam zamanıdır: -Acaba Türkler diasporatik midirler?
Avrupada
sayıları binleri bulan derneklerimizi alfabetik sıraya dizip listelersek
maşallah düşmanın ödünü patlatacak, dostu sevinçten delirtecek kadar iyiyiz;
lâkin kitlesel çalışmaları takiple görevli ilgili Alman kurumunun bir memurunun
eline bu listeyi verseniz, adam gözlerinizin içine bakarken sadece gülümser. O,
bu dernekler hakkında Türkçedeki tabela derneği ifadesini bile kullanmaz,
iskambil dernekleri der, geçer; aslında bu, çok büyük bir haksızlıktır; zira
çoğu derneğimizde kâğıt, okey, tavla oynamak yasaktır; yasak olmayan tek şey ise
konuşmaktır! Aslına bakılırsa, çok konuşkan bir toplum muyuz, sorusuna evet,
demek de pek mümkün değildir; zira en çok kullandığımız kelime türü ne fiil, ne
sıfat ne de isimler, aksine oh!, ah!, vah!, tuh! ve Almancadan transfer
ettiğimiz jaa! ya da jeah!.. Televizyondaki dizi ya da futbol maçı sona
erdiğinde derneklerimizin değerli üyeleri yarım saat kadar seyrettikleri konu
hakkında % 50si belden aşağı kelimelerle değerlendirme konuşmaları yaparlar ve
ertesi hafta bir başka dizi ya da futbol maçını seyretmek üzere vedalaşırlar. Bu
kategoriye giren derneklerimizi Çay Demlenen Dernekler adı altında
toplayabiliriz. Kirası ucuz, oturma ve büro alanlarına uzak, genellikle sanayi
bölgelerinde eski bir atölyeden bozulup bölünmüş mekânlardır. Bir de Meyve Suyu
ve Kurabiye derneklerimiz vardır ki, bunlar yukarıda tarif edildiği biçimde
ilgi ve etkinlik anlamında diaspora derneği kategorisine alınmaya daha yakın
görünürler; zaten ismleri de öyle avamî değidir; ya konsey ya da kongre,
vakıf, forum gibi entel isimler takınırlar, hatta başlarına dünya, avrupa
gibi kendilerini daha da güçlü gösterecek mesir macunu tarzında ünvanlar
eklerler. Genellikle iyi bir semtte, şirin bir apartman katında yer tutarlar;
üstelik maaşlı özel sekreterleri, danışmanları, araştırma görevlileri, basın ve
halkla ilişkiler elemanları vardır; vardır da, şöyle yakından incelendiklerinde
bu muhteşem döşenmiş ofislere ayda toplam üç-beş belki altı!- kişinin ancak
uğradığı görülür; aidat bile ödemeleri gerekmeyen üyeler kâğıt üzerindedirler,
zaten arzulanan da budur. Bu tür eksan/trick oluşumlarda, tüzükte yazılı olmayan
asıl amaç, yukarıda bir yerlerde birşeyler için didinenlere şahaneyiz,
muhteşemiz, dalga dalga geliyoruz, süpürüyoruz, şampiyonluğa yürüyoruz,
mesajları vermek esas olduğu için en çok sevilen üyeler etliye, sütlüye
karışmayan, çağrılınca bir gölge gibi gelip hadi alkışlayın, dendiğinde
şakşaklayanlardır. Elbette yasalar gereği bu tür dia-spor oluşumların da genel
kurul yapmaları, bir yönetim oluşturmaları kaçınılmazdır; ancak yönetime
getirilenlerin ismi ister yönetim kurulu üyesi, isterse icra heyeti azası,
uygulayıcı sekreterya, vorstandsmitglied, member of directionship olsun, onlara
pek fazla iş düşmez; düşen iş de senede, hatta iki senede bir big boss şöyle
bir görüneceği zaman fazla öne çıkmadan loş karanlığa sırtını dayayan kuru
kalabalık rolü verilen diğer üyelerin arasına karışıp muhteşem ilgi
fotoğrafını çeşitlendirmektir.
Belki burada
akla şöyle bir soru gelebilir; hangi aklı evvel kalkar da böyle bir oluşumu
finanse eder; bu sorunun cevabını şu para sesini de yansıtsın diye eğip büktüğüm
gene Almancadan aşırdığım- tri-n-ck kelimesinde bulabilirsiniz. (Özel İzahlı
Lügat: Almanlar, bizim gözboyama, kandırma, uyutma, halletme kelimelerini
söylemekte zorluk çektikleri için bütün bunların yerine trick diyorlar.)
İkinci soru, ne gerek var? olabilir. Bunun cevabını da kendimizden
verebiliriz: Anamızdan çıplak doğup kefenle toprağa döneceğimiz halde nedir o
gardroplar dolusu elbiseler edinmemizin sebebi?
Hem sanılmasın
ki bu tür Dia-Sporcular gerçekten avuç dolusu paralar harcarlar. (1. kare: Adam
üç arkadaşıyla kalabalık bir müşteri grubuna sahip bir lokantada yemek
yemektedir. 2. kare: Adamın basın danışmanı elinde fotoğraf makinası kapının
ağzında belirir.3. kare: Adam ayağa kalkar, yağlı ellerini beyaz peçeteye
silerkennnn... basın danışmanı deklanşöre basar. İki gün sonra zaten haber
sıkıntısı çeken gazetelerin Avrupa baskılarında bir fotoğraf ve altında bir
yazı: Filanca Büyüğümüz basın mensuplarına verdiği yemekte Türkiyenin Avrupa
Birliği perspektiflerini anlatırken... (Beyaz peçeteyi adama kâğıt diye işte
böyle yuttururlar(!).
Yeniden bizim
biçimlendirdiğimiz diaspora kavramını izleyelim: Gerçekten samimi insanların
didinişleriyle ayakta duran ve gerçekten toplumsal amaçlar güden derneklerimizi
bir tarafta tutarak öteki Dia-Spor kuruluşlarının sadece magazin, asparagas
haber, iyi ilişkilerden (!) kaynaklanan vitrinci çalışmalarının izini
sürdüğümüzde ortaya çıkan manzara adamı çileden çıkarmaya yeter. Basın-yayın
organlarında arşivler dolduracak kadar bol haber ve demeçlerinden herhangi
birinin doğru olması için dua etmeye niyetlenseniz, başınızı secdeden kaldırma
şansınız bile olmaz; ama olan, bu kuru-gürültüye, bu asparagas haberlere inanıp
milletinizin geleceği için çalışan birilerinin var olduğunu düşünen sizlere
olur. Bir çoğumuz küpü küp üstüne dizerek show yapan bu tür tri-n-ckçileri
tanıdığımız halde, susmaya devam etmekle, hatta dolaylı biçimde yardım etmekle
bu milletin sadece umutlarıyla oynanmasına izin vermekle kalmıyoruz, aklının
karışıp hata üstüne hata yapmasına da yol açıyoruz.
Artık dobra
dobra konuşma, eğilip bükülmektense kırılıp parçalanmaya razı olma zamanıdır;
diacıları, resimcileri, showcuları bir kenara itip yanlıştan, hatadan
korkmadan harekete geçme zamanıdır. Biz, biziz!, demenin zamanıdır.