
BİR KEZ DAHA TÜRKÇE
Yurtdışındaki Türkler,
çocuklarının Türkçe konuşamamasından yakınırlar; Türkiye'dekiler ise yabancı
dil...
Bazı Türkçe sevdalıları,
Türkiye'de Tükçe'nin perişan edilişi karşısında çırpınırken, Avrupa'da da
bir avuç insan Türkçe'nin diri tutulması için çaba sarfediyor.

Üstüste iki haftadır
Türkçe'nin Avrupa'daki geleceği konulu toplantılara davet ediliyorum. Becerebildiğimce onların anlayabilecekleri bir tavırla dilin önemini
anlatmaya çalışıyorum. Bu işi yaparken bazen tepki de alıyorum.
"-Torunlarınız günün birinde Türkiye'ye
karşı savaşacaklar, haberiniz var mı?"
Ters ters bakanlardan
birine dönüp Atilla'yı bilip bilmediğini soruyorum. Orta yaşlılar bile
Almanlar gibi cevap veriyorlar. -"Hunen König!"
Peki Hunlar Türk değil
miydiler? Macaristan ovalarını dolduran, Roma'yı titreten bu Türkler
neredeler şimdi? O milyonlarca insan topyekün yok mu edildiler? Ya
Bulgarlar? Osmanlı'nın Balkanlar'dan geri çekilmesine sebep olan, daha dün
onbinlerce Türk'ü zorunlu göçe zorlayan Bulgarlar, Kazan bozkırlarından
kopup gelmiş Türk boyları değil miydiler? Elbette öyle!.. Ama önce dillerini
unuttular, ardından ne inanç kaldı ne soydaşlık!..
Bu toplantılarda karşılaştığım Anadil
Dersi öğretmenlerimiz velilerin ilgisizliğinden yakınırken,
veliler daha çok çocuklarının meslek eğitim yeri bulamamalarıyla ilgililer,
Alman öğretmenlerin çocuklarına önyargılı davrandıklarını, yeterince Almanca
bilmedikleri iddasının bu önyargının gerekçesi olarak kullanıldığını
söylüyorlar.
Her iki taraf da haklı, ancak bu durum yeni değil ve bu
yakınmalar bizi herhangi bir çözüme götürmek için yeterli değil. Peki, ne
yapılması gerekir? Yılların gözlemine dayanarak bu soruyu birkaç
başlık altında cevaplandıramayacağımı açıkça söylüyorum. Aslında bu konuda
söylenmedik herhangi bir şey de kalmış değil, ancak uygulamaya dönük inatçı
bir suskunluk var.
Türk velilerin organize olmaları, dernekleşmeleri,
çocuklarının haklarını gerekirse yargı önünde aramaları yıllardır
söylenmektedir; hatta yer yer veli dernekleri de kuruldu, ancak bu işe
önayak olan bir avuç insan, ana kitle tarafından yalnız bırakıldı ve bu
dernekler de kısa zamanda sıradanlaştı.
Yıllardır Türkçe öğretimini
Almanlara teslim etmenin yanlış olduğu, Türkiye'nin tıpkı Japonya ya da
Yunanistan gibi kendi okullarını kurması gerektiği söylenildiğinde Alman
tarafı Türkiye'nin bu konuda söz hakkı olmadığını idda ederken,
Türkiye masraftan kaçmak için sessiz kalmayı yeğledi.
Peki ,sonuç ne oldu?
Avrupa'da konuşulan
Türkçe, Almanların deyimiyle "Döner Türkisch" haline geldi. Yıllar
önce bir yazımda "... bu gidişle, bugün eğitim çağında bulunan genç
kızlarımız yarın Almanya sokaklarında çocuklarıyla Almanları güldüren
diyaloglara girerse şaşmamak gerekecektir," demiş ve eklemiştim:
-
-Amet, komm lan!..
-
-Kommicam işte!..
Ne yazık ki haklı çıktım...