SOYLEM

              

HasanKayıhan 

 

 

 

     

BAŞÖRTÜSÜ VE KAMUSAL ALAN

AKP ve yandaşları bazı konularda “sicilli” oldukları için 40 yılda bir doğru da söyleseler, bizler bu sözleri kılı kırk yararak irdelemek zorunda kalıyoruz. Atalar boşuna mı “adın çıkacağına canın çıksın,” demişler! Gerçi dün kara dediklerine bugün “değişim” adına “ak” diyebilen bu mübâreklerin hangi konuya nasıl bir tepki göstereceklerini kestirmek de zor ama, dünden bugüne Atatürk gibi büyük bir şahsiyetin soydaşı olmakla öğünen ve düşünce sistemi itibariyle “tuzu kuru” biri olan ben, “acaba başkaları ne der,” gibi bir endişeye kapılmadan bu zevâtın doğru sözlerine “doğru söylüyorlar,” demekten çekinmiyorum.

“Kamusal Alan” kavramı etrafında gelişen tartışmalarda  AKP’lilerin öne sürdükleri düşüncelere, hukuk kurumu mensuplarının verdikleri cevaplara, kelimenin tam anlamıyla, “ipe un sermek,” denir. Yargı kararlarını tartışmak başka bir şeydir, bu kararları adalet sosyolojisi açısından irdelemek başka bir şey... Bir kere, yargıçların, yasalarda açık ya da hiç tanımlanmamış bir kavrama dayanarak hüküm vermesini eleştirmek, yargının işine karışmak anlamına gelmez. Kavramlar, hele Türkçe gibi sürekli ihmâl edilmiş bir dilde farklı kişilerce farklı biçimde yorumlanmak şanssızlığına düşmüşlerdir ki, “kamusal alan” kavramı da bunlardan bir tanesidir.

Nedir Kamusal Alan? Bütün dünyada kabul edilen en yaygın anlayışa göre, kamu akçasıyla oluşmuş ya da işleyen, kamu adına devletin yönetme ve denetleme yetkisine giren, işlevlerinde ve bu işlevlerden doğacak sonuçlarda vergi mükellefi ülke vatandaşlarının kâr ya da zararı sözkonusu olabilecek bütün tüzel kişiliklerdirn  n devletin her yer; ana ve ortaöğretim okulları, üniversiteler, belediye ve devlet daireleri, kamu işletmeleri... Ve elbette camiiler ve mezarlıklar! 

Hani kamu görevine sahip Türk hukuk adamları, “öğrenciler,  öğretmenlerini örnek alacakları için o öğretmenin sokakta da başörtüsü takması yasaktır,” demişler ya, bu haberi ben idare hukuku avukatı olan komşum Bay Huesch’ten  duydum; gerçi kara taşına kurban olduğum memleketimi yönetenler sayesinde yediğimiz  yumruklardan  çoktan nakavt olmuşsam da, “gâvur oğlundan bir yumruk daha yememek için” hemen savunma vaziyetine geçtim: “-Atıyorsun!.. Sokakta kamu ahlâkını sarsmayacak giyime neden karışsınlar?” Adam güldü: “-Çünkü sizinkilerin lâiklik anlayışına aykırıymış!..” Sanırım “bizim lâiklik” kavramını hatırlamak için düşünmeye dalmış olmalıydım ki, ben susunca adam bir kere daha güldü. “-Siz ölülerinizi beyaz bir şeye sarıp da öyle gömüyorsunuz, değil mi?” Kefeni kastettiğini anladım. Yüzüne sert sert bakıp sordum: “-E, n’olmuş?” “-Bütün dünyada kamusal alanların başında mezarlıklar gelir! Sizin lâik giyim özelliklerine uymuyor o beyaz şey!”

Yani yakında, kamusal alanların başında gelen mezarlığa kefen beziyle girmeniz (gömülmeniz) de yasaklanacak demeye getirdiğini, ancak o evinin kapısından girdikten sonra anlayabildim. Birden öfkelendim. Bağırdım: “-Camiiler de kamusal alan bre gâvur, dileyen başörtüsüz bile giriyor benim camiilerime! Ne Yargıtay karışıyor buna, ne Anayasa Mahkemesi!..”

Ben duymadı zannetmiştim, meğer kapısının ardından beni dinliyormuş hınzır... Dışarıya çıktı ve yanıma geldi. Elini omuzuma koydu. “-Ya n’apıyor sizinkiler böyle?” dedi, “bak, yakında bu yorum, bizdeki yasa değişikliklerine de yansır haberin olsun, tabii sadece siz müslümanlar için geçerli olacak biçimde! Hırsız çobanın sürüsünden koyun çalan çok olur!” Dedi ve çekti gitti.

Evime girip odama kapandım. Her zamanki gibi hemen haber oba’larında (site dedikleri zıkkım) Türkiye haberlerini taradım. Adamın söyledikleri doğruymuş. Başta Başbakan R.T. Erdoğan olmak üzere AKP’liler bu karara ateş püskürüyorlarmış. Haklı adamlar! Böyle saçmalık olur mu? Çocuklar sadece öğretmenlerini değil, hatta onlardan çok daha fazla TV dizilerindeki “ahlâk timsâli kızlarımızı” örnek almıyorlar mı? Bırakın çocukları, anaları bile o dizilerdeki “sanal analarımızla” yatıp kalkmıyorlar mı? O yayınlar kamusal alanlardan içeri girmiyor mu sanki?

Hemen onu da belirtmeliyim ki,  kimsenin anasıyla uğraşmak benim haddime düşmemiştir! Ne haddime ne de Türk ahlâkıma! Bence Başbakan, birilerinin anasıyla uğraşacağına oturup kendi kendine şu muhasebeyi yapmalıdır:

Egemenlik sınırları kamuya ait olan mekânlar , “kendi özelliklerinden kaynaklanan sebeplerle ve sadece kendi sınırları içinde geçerli olmak üzere” bazı kurallar koyabilirler; bu kuralları kabul etmek istemeyenler, kamusal alanın sınır kapısından içeri girmeye ne zorlayabilirler ne de zorlanabilirler. İşte bu kadar!

Eğer Yasama Organı, “devlet okullarıma başörtülü öğretmen giremez,” diye bir yasa koymuşsa, o yasa yürürlükte olduğu sürece “girilemez,”; ve hiç kimse, “yasa böyle diyor ama, bırakın girsinler, sen  görmeyiver,” diyemez; derse, bunun adı en hafifinden kişileri sahtekârlığa özendirmek olur. Eğer her nasılsa yasalaşmış böyle bir yasa, AKP’ye göre insan haysiyetine ve şerefine yakışmıyorsa, henüz tek başına anayasa değişikliği yapabilecek çoğunluğa sahipken işi sağa sola sallamaya kalkışmaksızın TBMM bir oturumluk oturur ve değiştirir.

Öyle ya, AB yolunda bir çırpıda neleri değiştirmediler