BARSISAYI ÖLDÜRDÜLER!
Yoksa siz Barsisayı tanımıyor musunuz?
Eğer onu hiç görmediniz, hiç işitmedinizse, elbette onun öldürülmüş olması
sizi pek etkilemez.
Aslında Barsisayı tanımadığınıza inanmıyorum; çünkü sağlığında Barsisa, her
insanla en az bir kez konuşmak için koşturur dururdu.
Belki bu yazıyı okurken aklınıza gelir, Barsisayı hatırlarsınız. Gerçi sizin Barsisayı tanıyıp tanımamanız benim
için önemli değil, o sizin meseleniz; ben
sadece Barsisinın nasıl vahşice öldürüldüğünü duyurmak istiyorum sizlere...
Evet, Barsisa öldürüldü!
Bazı gazeteler olayı sıradan bir habermiş gibi iç sayfalarda küçük harflerle
şöyle geçtiler: Barsisa adında birinin
öldürülmüş olarak cesedi bulundu. (Türkçeye bakın!)
Polis, kimsenin sahip
çıkmadığı cesedi, Dar-ül-aceze Umum Müdürlüğünün defnetmek üzere morktan
alacağını duyurdu."
Bu kadar! Hepsi bu kadar! Oysa aynı gazetelerin ön sayfalarında koskocaman
kılları alınmış bir bacak fotoğrafının altına şöyle bir cümle yazılmıştı:
Bundan güzeli kimsede yok!"
Bir yumuşağa verilen değere bakın! Gözlerim yaşardı. Benim ülkemin, benim şehirlimin, benim köylümün sahip olduğu hoşgörüye bakın! Kimbilir bu bacak nice bekâr odalarının duvarını süslüyordur!
Bununla Barsisanın öldürülmesi arasında ne ilişki var, diyenleriniz olursa,
üzülürüm. Sakın böyle birşey söylemeyin; yoksa ülkemizi Avrupa Birliğine
almazlar!
Ben iddia ediyorum, Barsisayı Avrupa Birliği taraftarları öldürdü. Kim
taraftar değil, diyor ve kendinizi de o gruba koyuyorsanız, bu, sizin de suç
ortağı olduğunuzu gösterir.
Barsisa, ah Barsisa! Demek ki alın yazın böyleymiş! Seni bir değil, birçok
kişi aynı anda öldürdüler. Kim vurduya gittin dostum! Polis dosyanı çoktan
"Cürüm-ü Meçhuliyye" raflarına kaldırmış bile.
Buna dayanamıyorum işte. O yüzden kalkıp polise gittim. Dedim ki:
-Davacıyım!
Polis gayet sokukkanlı bıçimde gözlerimin içine baktı:
-Kimden davacısın?
-Hepinizden !
Birden sinirlendi. Ayağa kalkıp üstüme yürüdü :
-Sen bizimle dalga mı geçiyorsun lan? Nerede bulunduğunun farkında mısın sen?
Farkında olmaz olur muyum beyim? Üniversitede iken ikide birde karga tulumba
ziyaret etmek mecburiyetinde bırakıldığım yeri bilmez miyim? Kapattıkları odaya
gece yarısı biri çıkar gelir, ve "niye geldin?" diye sorardı usulca. "Kendim
gelmedim, getirdiler!" derdim hep. "Yok.." derdi, "kendin geldin!" Her satırını
şiir gibi ezberlediğim bir hikâyeydi bu. Öyle de desem, böyle de desem, netice
değişmezdi; o yüzden daha sonraki zorunlu ziyaretlerimde kestirip atardım: -Su
içmeye geldim!" Ve hemen saymaya başlardım: 1,2,3,4..5! Yahu sayı tamam, ne diye
bu kez fazla vuruyorsunuz? Toplu kavgaya karışmanın bedeli 10 cop değil
miydi?" O günlerde herşeye sık sık zam gelirdi; sonradan bu soruyu da sormaz
olmuştum.
Dalıp gitmişim. Polis bağırınca kendime geldim.
-Cevap verse e!
Yoo, hemşerim, bağırma, geçti o günler! Bugüne bugün Avrupa görmüş, Avrupada
dostlar edinmiş adamım! Bu şekilde Avrupa Birliğine giremezsiniz!
Bu söz, ne sihirli sözmüş bre! Bence Türkçeden "lütfen" kelimesini kaldırıp
onun yerine "Avrupa Birliği" ya da daha derin anlamlısının, yani "Yoksa-Avrupa- Birliğini-Ancak--Rüyanda-Görürsün"
sözünün kısaltılmış halini
"YABA-RÜYA-GÖR" yahut sadece YABA şeklini koysalar, vallahi herşey rayına
oturur. "Memur bey, şu evrakı onaylar mısınız lütfen, pardon yaba?
Allaaah, ne rüyâdır o ya! Eurolar ülkeye akacak, Anayasalar havalarda
uçmayacak, Bankalar soğanlaşmayacak, şirketler sarımsaklaşmayacak
(Mı dersiniz?
Sap saman savurmak için kullanılan yabanın meşe ağacından yapıldığını ve ne
sağlam birşey olduğunu bilenlerin yüreği cız etmez mi o zaman? Karıştırmayalım:)
-Yaba! Dedim polise. Hemen iki adım geriye çekildi, yumruklarını çözdü, su
bardağına saldırdı, doldurup uzattı:
-Içmek ister miydiniz acaba!
-Hayır, teşekkür ederim!
Koltuğu önüme sürdü:
şöyle buyurun yaba!
-Teşekkür!
-Yaba söyleyebilir misiniz, hangi sokakta oturuyordu arkadaşınız?
Hatırlayamadım.
-Yaba izin verin yardımcı olayım
Kontantinapolis Sokağı mı, Afrodit
Çıkmazı mı, Zeus Meydanı mı acaba?
Aklım iyice karıştı, cevap veremedim. O ise saymaya devam ediyordu:
Aristotales Sokağı, Platon Caddesi, Aleksandriya Yokuşu, Pitagores Bulvarı,
Venizelos Alanı, Diyajones Çıkmazı?..
Adamın yüzüne baktım:
-Dostum Yunanistanda değil, Türkiyede yaşıyordu!
-Efendim lâtife ediyorsunuz sanırım, Eskişehirimiz Yunanistanı çoktan
sıfırlamıştır Allaha şükür!
-Yaba söyler misiniz Barsisayı kim öldürdü?
-Birazcık ipucu verebilir misiniz yaba Barsisa kimdi acaba?
(NOT: Barsisanın
kim ya da ne olduğunu bilmeyenler, vakitlerini boşa harcattığım
için
kusura bakmasınlar!)