HASAN KAYIHAN

 

 
   

deneme

 

AFGANLI  ÇOCUĞA

 

Senin plastik oyuncakların, gameboylann, labtoplann yoksa da dağların, rüzgârların, yıldız­ların var Abdurrahim; dünyanın neresinde bulutları böylesine delip geçebilir dağlar, rüz­gârlar nerede böylesine ıslık ıslığa yarışabilir, başka nerede ellerini uzatıp yıldızların eteğin­den tutulabilirsin böyle?

Ayağa kalk, toprağa sımsıkı bas ve gözlerini     : Herat'tan Kandahar'a uzanan Tarnak vadisine şöyle bir çevir de bak hele!.. Parıltısı arşa yük­selen bu şaşaa senin için Abdurrahim! Bu bay--ram sabahında sadece seni, yalnız seni sevindi-rebilmek, güldürebilmek, eğlendirebilmek için bu geçitler, törenler, şenlikler... Bak, Alp Tigin kurtbaşh gökbayrağını açmış binmiş peşinde uzun, çevik bacaklı Türkistan atlarına  onbin akmcısıyla Delhi ovalarına doğru bir koşu tutturmuş gidiyor; eğerleri üstünde dikilip selâm duruşları sanadır! Bilge Tigin'in bastırdığı çapraz dövmeli altın sikkeler güneşte nasıl parlıyor, gör! Bak, hemşehrin Mahmut önünde yüzlerce fil gümüş direkli bayraklarını rüzgârda savura savura sana doğru geliyor; kalksana Abdurrahim, koşup karşılaşana onu! Yok eğer canın Taht-ı Süleyman tepesinde oturup güneşlenmek istiyorsa, Bağdat'tan kalkıp gelen şu kervanlar, Babur Şah'ın senin için, sadece senin için kur­duğu kütüphanelere kitap taşıyor... Kitaplar, altından değerlidir Abdurrahim; onlarda Kaf-dağları'mn hürriyet perisi tarafından sana yazılmış mektuplar bulacaksın, Yedi Cüceler şarkılar söyleyecek senin için, Oğuz Kağan'ın ejderhayla nasıl dövüştüğünü anlatacaklar sana!

Neden ağlıyorsun hâlâ? Neden kalkmıyorsun ayağa? Bugün bayram!..

Neden koşmuyor, oynamıyorsun Abdurrahim? Bak, yarından sonra Noel... Dünyanın bütün çocukları sokaklarda... Geyik boynuzlu Noel babalar kırmızı feslerini savura savura oradan oraya koşup duruyorlar; çocuklar sevinsin, gül­sün, eğlensinler diye... Avrupa'nın çocukları Disneyland'a üşüşecekler analarının yumuşak eteklerinde... Disneyland, binbir gece masallarının ta kendisidir Abdurrahim; ta Amerikalardan koşup gelecek çocuklar oraya Noel sabahı... Hatta çölde develerçnçn ayağı­na Porsche takmış Veled-i İbn-i Petroller bile orada Abdurrahim... Belki sana da uğrarlar, sana da hediyeler verir, senin için de böğürürler...

Yoksa sen de mi onların sevmediklerindensin çocuk?.. Yoksa sen de mi noellerde payına havai fişekler yerine bombalar düşenlerden­sin?.. Yoksa sana da mı haçlı seferleri düzenle­diler?.. Yoksa senin de mi ellerin koptu çocuk? Senin de mi ayakların parçalandı mayınlarda ? Senin de mi gözlerini kör ettiler napalmlarla ?

Bugün bayram, yarın Noel!..

Öyleyse... Öyleyse bahtına küs Abdurra­him!... Ağla!

Ağla çocuk!

Adı Abdurrahim olan başka çocuklar da ağladı nice bayram sabahlarında... Rumlar, bir Noel sabahı başını gövdesinden ayırdılar Kıbrıslı Abdurrahim'in... Kumlara diri diri gömdüler Kerküklü Abdurrahim'i...

Filistinli Abdurrahim'i çarmıha gerdiler diri diri...

Bosna'da,  Kosova'da Sultan Murad'a geçiremedikleri dişlerini Abdurrahim'in boynuna geçirip kanını emdi Sırplar...

Ermeniler Karabağ'da Abdurrahim'in bedenine gaz döküp yakarak ısıttılar kanlı ellerini... Şeyh Şamil'den yedikleri yumruğun acısını Çeçenistan'da Abdurrahim'in başını ezerek çıkardı Ruslar...

Onlar da ağladı senin gibi böyle bayram sabahlarında!

Kimsenin kılı kıpırdamadı haberin olsun... Onun için, onun için böyle ağlayarak benden medet umma çocuk ! Ben, cüce yüreklerini Noel babaların çıngırağına kul etmişlerin esi­riyim.

Benim Bosna'da burnu kanayan Abdurrahim'e mendil uzatacak Fatih Sultan Mehnıetlerim yok artık; Filipinlerde dövülen kardeşlerini kurtarmak için Piri Reisleri okyanuslara gön­deren Sultan Süleymanlanm yok; Himalaya eteklerinden Rus ordularını kovmak için doru kır atına binip tek başına saldıran bir Enver Paşam bile yok artık Abdurrahim! Ben değiştim anlıyor musun, ben şarkın namlı bozkurtu, yelelerimi biryantinle yağlayıp enseme yapıştırdım ve Avrupa saraylarının kapılarına bekçi durdum kann tokluğuna... * * *

Anllıyor musun  Abdurrahim?

Ocak.2002

 

deneme köprüsüne dönüş