AFGANLI ÇOCUĞA
Senin plastik oyuncakların, gameboylann, labtoplann yoksa da
dağların, rüzgârların, yıldızların var Abdurrahim; dünyanın
neresinde
bulutları böylesine delip geçebilir dağlar, rüzgârlar nerede
böylesine ıslık ıslığa yarışabilir,
başka nerede ellerini uzatıp yıldızların eteğinden
tutulabilirsin böyle?
Ayağa kalk, toprağa sımsıkı bas ve gözlerini : Herat'tan
Kandahar'a uzanan Tarnak vadisine
şöyle bir çevir de bak hele!.. Parıltısı arşa yükselen bu şaşaa
senin için Abdurrahim! Bu bay--ram
sabahında sadece seni, yalnız seni sevindi-rebilmek, güldürebilmek,
eğlendirebilmek için bu geçitler, törenler, şenlikler... Bak, Alp
Tigin kurtbaşh gökbayrağını açmış binmiş peşinde uzun, çevik bacaklı
Türkistan atlarına onbin akmcısıyla Delhi ovalarına doğru
bir koşu tutturmuş gidiyor; eğerleri üstünde
dikilip selâm duruşları sanadır!
Bilge Tigin'in bastırdığı çapraz dövmeli altın
sikkeler güneşte nasıl parlıyor, gör! Bak,
hemşehrin Mahmut önünde yüzlerce fil gümüş
direkli bayraklarını rüzgârda savura savura
sana doğru geliyor; kalksana Abdurrahim, koşup karşılaşana onu! Yok
eğer canın Taht-ı Süleyman tepesinde oturup güneşlenmek istiyorsa,
Bağdat'tan kalkıp gelen şu kervanlar, Babur Şah'ın senin için,
sadece senin için kurduğu kütüphanelere kitap taşıyor... Kitaplar,
altından değerlidir Abdurrahim; onlarda Kaf-dağları'mn
hürriyet perisi tarafından sana
yazılmış mektuplar bulacaksın, Yedi Cüceler şarkılar söyleyecek
senin için, Oğuz Kağan'ın ejderhayla nasıl dövüştüğünü anlatacaklar
sana!
Neden ağlıyorsun hâlâ?
Neden kalkmıyorsun ayağa? Bugün bayram!..
Neden koşmuyor, oynamıyorsun Abdurrahim?
Bak, yarından sonra Noel... Dünyanın bütün
çocukları sokaklarda... Geyik boynuzlu Noel
babalar kırmızı feslerini savura savura oradan
oraya koşup duruyorlar; çocuklar sevinsin, gülsün,
eğlensinler diye... Avrupa'nın çocukları
Disneyland'a üşüşecekler analarının yumuşak
eteklerinde... Disneyland, binbir gece
masallarının ta kendisidir Abdurrahim; ta
Amerikalardan koşup gelecek çocuklar oraya
Noel sabahı... Hatta çölde develerçnçn ayağına
Porsche takmış Veled-i İbn-i Petroller bile
orada Abdurrahim... Belki sana da uğrarlar,
sana da hediyeler verir, senin için de böğürürler...
Yoksa sen de mi onların sevmediklerindensin çocuk?.. Yoksa sen de mi
noellerde payına havai fişekler yerine bombalar düşenlerdensin?..
Yoksa sana da mı haçlı seferleri düzenlediler?.. Yoksa senin de mi
ellerin koptu çocuk? Senin de mi ayakların parçalandı mayınlarda ?
Senin de mi gözlerini kör ettiler napalmlarla ?
Bugün bayram, yarın Noel!..
Öyleyse... Öyleyse bahtına küs Abdurrahim!...
Ağla!
Ağla çocuk!
Adı Abdurrahim olan başka çocuklar da ağladı
nice bayram sabahlarında...
Rumlar, bir Noel sabahı başını gövdesinden
ayırdılar Kıbrıslı Abdurrahim'in...
Kumlara diri diri gömdüler Kerküklü Abdurrahim'i...
Filistinli Abdurrahim'i çarmıha gerdiler diri
diri...
Bosna'da, Kosova'da Sultan Murad'a geçiremedikleri dişlerini
Abdurrahim'in boynuna geçirip
kanını emdi Sırplar...
Ermeniler Karabağ'da Abdurrahim'in bedenine
gaz döküp yakarak ısıttılar kanlı ellerini...
Şeyh Şamil'den yedikleri yumruğun acısını Çeçenistan'da
Abdurrahim'in başını ezerek
çıkardı Ruslar...
Onlar da ağladı senin gibi böyle bayram
sabahlarında!
Kimsenin kılı kıpırdamadı haberin olsun...
Onun için, onun için böyle ağlayarak benden medet umma çocuk ! Ben,
cüce yüreklerini Noel babaların çıngırağına kul etmişlerin esiriyim.
Benim Bosna'da burnu kanayan Abdurrahim'e mendil uzatacak Fatih
Sultan Mehnıetlerim
yok artık; Filipinlerde dövülen kardeşlerini kurtarmak için Piri
Reisleri okyanuslara gönderen Sultan Süleymanlanm yok; Himalaya
eteklerinden Rus ordularını kovmak için doru kır atına binip tek
başına saldıran bir Enver
Paşam bile yok artık Abdurrahim! Ben değiştim anlıyor musun, ben
şarkın
namlı bozkurtu, yelelerimi biryantinle yağlayıp
enseme yapıştırdım ve Avrupa saraylarının
kapılarına bekçi durdum kann tokluğuna...
* * *
Anllıyor musun Abdurrahim?
Ocak.2002