SOYLEM

              

HasanKayıhan 

 

 

 

     

AB BÖREK?

“Almanya’nın birçok konuda Türkiye’ye karşı tavır almasının gerçek sebebini bilmeyen adam değilim; Berlin’le başlayan ve Bombay’a kadar uzanan gizli 7B planında Bosforos’un da yer aldığını sadece Hitler’in dışişleri bakanı Topal Papen değil, ben de biliyordum; ama bütün bunların artık geride kaldığını, milletlerarası ilişkilerin çatışmayı bir kenara bırakıp işbirliğine yöneldiğini, hatta Papa’nın Türkiye’ye yapacağı ilk ziyarette meslektaşı II. Urban’ın kışkırtması ile başlayan ve Anadolu’yu harabe haline getiren Haçlı Seferleri’inden ötürü Türklerden ve Müslümanlardan özür dileyeceğini, Avrupalıların daha dün hür dünyayı tehdit eden Demirperde ülkelerini Türkiye’den önce AB bünyesine almaktan utanacaklarını.. ummuştum; yanılmışım; meğer dayıya sevgi, köprüyü geçene kadarmış! Dostluk, kadirşinaslık, vefa Avrupalılar için sadece bir masalmış...”

Bütün bunları  Klaus  adındaki “başımın belâsı” bir arkadaşımın suratına haykırdım geçen gün; lâkin adamın kılı bile kıpırdamadı.

Hani bizimkiler Bay Prodi’yi “Avrupa Birleşik Devletleri Başkanı” gibi ağırladılar ya, bunu haber almış, karısının yapacağı böreği yemeye davet etmek bahanesiyle koşup geldi.

-Ne yani, dedi, Prodi’yi kafaya alınca AB’ye de alınacağınızı mı sanıyorsunuz?

-Bana bak Klaus, dedim, ne dediyseniz yaptık, daha ne istiyorsunuz? Hem Prodi, yeni bir şartımız yok demedi mi?

-Desin... Siz değişemezsiniz! Değişemeyeceğiniz için de AB’ye giremezsiniz!

-Herşeyi değiştirdik ya işte, dedim, değişmedik daha neyimiz kaldı geriye? Kıbrıs’ı da vereceğiz yakında...

Onun pişkin bir Avrupalı olduğunu bilirdim de, bu kadar yüzsüz olabileceğini tahmin edemezdim. Güldü:

-Şimdi ben sana küfretsem, nasıl davranırsın?

Şaka ediyor sandım. Yumruğumu kaldırıp gösterdim.

Hiçbir şey söylemedi. Hemen ayağa kalktı, kapıya yürüdü. Eşikte  pis pis sırıttı:

-Dostum, dedi, şimdi söyleyeceklerimi bir kenara yaz! Kuzey Irak’ta kurulacak yeni bir devlet, sence Türkiye’ye küfür etmek gibi birşeydir, öyle mi?

-Elbette!

-Eh, böyle bir devlet kurulunca Türkiye senin gibi yumruğunu sıkar mı, sıkmaz mı?

-Ne sıkması? Öyle bir vurur ki, gürültüsünü sen de duyarsın!

-Yani, müdahale eder, demek istiyorsun.  Anlaşılan Kıbrıs bitecek, orası başlayacak. Eh, böyle bir Türkiye’yi  Bay Prodi AB’ye zor alır! Haksız mıyım?

Cevabımı beklemeden sırtını dönüp yürüdü.

Klaus, uluslarası stratejik araştırmalar yapan bir enstitüde çalışıyor. Onun boşa konuşmadığını bilirim. ABD’nin  Afganistan’a ve Irak’a mutlaka saldıracağını tam iki yıl öncesinde söylediği zaman ona inanmamış, batılı bir ülke artık savaş yapmaz, demiştim. Haklı çıkmıştı.  Irak’ın kuzeyi hakkında söylediklerini işitince tüylerim diken diken oldu. Arkasından bağırdım.

-Onlar orada devlet falan kuramazlar! Böylece Türkiye’nin müdahalesine de gerek kalmaz!

Başını hafifçe çevirerek:

-Uyuma, diye söylendi, Siemens, Kuzey Irak’a girdi bile!

Ne demek istediğini o an anlayamadım.

-Açık konuşsana!

Durdu. Geriye dönüp birkaç adım attıktan sonra:

-Navarin’de Türk donanmasını kimler yakmıştı? Yunanistan’ın ilk kralı kimdi?

Sırtımdan aşağıya ter boşandı. Donanmamızı yakıp, ardından şimdiki Yunanistan’ı Avrupalıların kurdurduğunu ve ilk Yunan kralının bir Alman olduğunu acıyla hatırladım. Arkasından koştum. Yukarda saydıklarımı suratına haykırdım. Kılı bile kıpırdamadı.

-Gecikme, dedi sadece, yarım saat sonra börek hazır....

Öylesine sinirlenmiştim ki,  kendimi tutamayıp sokağa aşağı bağırdım:

-Böreğin batsın senin! Gelmicem işte!..

Başını çevirmeden tekrarladı:

-Gecikme!