oyku

              

HasanKayıhan 

 

 

 

YARASALAR VE İNSANLAR

Zaman ateşte pişen kil. Sır tutma umudu su yolundadır! Lâkin kimler kurut-
muş pınarların ayağını? Özlenen su sel yatağında neden kudurmuş?.. Ve toprak!..
Niçin dağılmış, niçin cıvımış, niçin kendini sellere kaptırmış?..

Can pazarında canlar satan cellâda gönlünü kaptırmış dosta acırım. Boğazına u-
zanan neşterin ışıltısını hümanizmin sevdalı gözleri sanıp göğüs geçiriyor. Şe-
kilsizliğini, cıvıklığını ve ruhsuzluğunu taklit ettiği çamur parçasını bir cenin gibi şe-
killendiriyor döl yatağında. Kil, zamanı eriten ateş kesiliyor. Ve insancık, Elenizmin
hendesesiyle yarattığı heykel önünde diz çöküyor:

"Ey sanat tanrıçası!.. Vurgunum sana..."

Vahyi bir kenara iten aptal, kendi aklına âşık.  Kendini puta tapan atalarından
üstün görüyor, akıl denen putun kölesi kesilmiş divâne!.. Amentü Billahi diyebilmeye
nasiplenememiş gönül âmâsı, bir akıl hârikasının gözlerinde pervane olmuş dönüyor.
( Dudaklarında cıvık bir çiklet: "Gene gel!.. Gene gel!.. Gene gel!.."

Mevlâna denizinden aydınlık aparmaya kalkışan züppe, Mevlâna Hazretlerinin
ışık değil nur deryası olduğundan bihaber. Dönüyor!.. Tangoların ritmiyle, balerinin
topuğuyla, kahbelerin kahkahasıyla dönüyor!.. Bir Nil gibi içmek istiyor onu; Fira-
vunların aç gözlü nefislerini ödünç almış çağdaş kâfir!..

Lâkin birileri, Ahad'e el açmaz ise, beynini Ebu Cehl'den kurtarmazsa Mevlâna kapısının
 ona idam sehpası oacağı
söylenince Afrodit'in topuğundan düşme insancık çılgına dönüyor.
Ve yangın yerinden kaçan köstebek, soluğunu Yunus'un divançesinde alıyor!..

"Bana seni gerek seni..."

Yunus Emre'nin dünyasına da çamurlara buladığı kelimelerin çarpıtılmışlığıyla
sokulmaya çalışan şu sahtekâra da bakın!.. Belendiği köpekçe
duygularını çiğlikten kurtuluş sayan, Yunus adına fetvalar çıkaran Horotius yetiştir-
mesi Akropolis züppesi dur hele!.. Akılda bile haya vardır; sen nesin?..  İşin ne Yunus'un
eteği dibinde a sel yatağında yeşermiş cenin parçası?.. Islak Grekiyan şirretliğiyle
kendini Eflatun mağarasından fırlamış sanan gölge, Auguste Comt'un köşe kırıntısı,
Yunus'un divânına Marx'ın merdiveniyle tırmanmaya çabalayan eli çıralı Neroncuk
in aşağı!..

Senin olsun eti Yunus'un, senin olsun kemiği Mevlâna'nın... Kan pıhtısı önünde
saygı duruşu!..  İnsan bir ceninse eğer tiksiniyorum. Mânânın resmi
çizilebilir mi ey dost, dökülebilir mi imân tunçtan ve balçıktan?.. Bir nebze kan pıh-
tısını herşey sanan zavallı!.. Ahpes bir sinir yumağının önünde nedir bu titreyişin?..
Madem ki o da senin gibi bir katre cenindir. O halde telâşın niye?.. Kerpiç üzre dö-
külmüş bir tutam güneş ışığına benzeyen gözlerindeki şavk mıdır onu seyyid-üs sâdât
sayışın? Eğer o biraz kan, biraz kemik ve biraz et idi ise, farkı neydi besili bir domuz-
dan? Niçin yemesindi onu Afrikalı insancıl, etçil ya da balıkçıl?.. Yok eğer birileri sa-
na büyüklük yakıştırmış-idiydi de bütün çalımın bundan ötürüyse... Güldürme beni!..
O sel yataklarında yeşermiş cenin nesli kimlere vermedi ki büyüklük payesini?.. Nice
kil insan suretine döküldü onların elinde! Lâkin zamanın ateşinde bir avuç küldür Bü-
yük Sari, Büyük Şarlken, Büyük Şarlman!.. Ne diye nâre atarsın kendini ey başını bir
omuzu üzerine devirmiş Büyük iskender tavırlısı dost!., ölümden korkuşun mudur
varlığına delil? Ama yaşadığını bilmiyorsun ki. Bu ne biçim varlık?.. Ama kulluğunu
bilmiyorsun ki.. Bu ne biçim yaratıcılık?..

Ve bütün lyonya'nın, Helenia'nın. Babilya'nın heykeltraşİarına hendese öğreten
ve bilgilerini taştan heykellere dökmeyi belleten Zeus'un. tık nefesli ortanca oğlu dün-
yanın en güzel kadınına kendisi, yalnız kendisi sahip olmak istedi. Eline nalçasını alıp
işe girişti. Neşter ile bir güzel kıvnm kıvrım yaptı saçlarını... Sonra sana gösterdi hare-
mine soktuğu taş parçasını. Sen ise o ıslak bakışlı Elen dilberini Hümanizmanın sevda
pınarı sanıp içmeye koyuldun, a ensesi köküne neşter uzanmakta olan alık!.. Dön de ge-
riye bak!.. Yunus asası için dolaşmadı köy köy; Mevlâna bu denize kendi için dalmadı!..

Hey, can pazarında canlar satan cellâda gönlünü kaptırmış dost! "De ki: Su-
yunuz tamamıyle batıp çekiliverse artık kimdir bir akar su pınarı peydahlayacak?.."