ÖZE DOĞRU
Artık susacağım.. Menzile uzanan yol öylesine pürüzsüz ve ışıklı ki, bir yaylı
tam-
burun bağrında uçuşan nihavent peşrevin engin sedasında titreyen ruhum, belâ
semtine
doğru kanat çırpıyor. Yapayalnızım. Az önce köhne bir yapıyı bir an evvel
yıkmaya çalışan
insafsız rüzgâr telaşındaki ciğerlerim, bu yorgun bedende hâl bırakmadı.
Gözlerimdeki
fer giderek tükeniyor. Siyah ve beyaz, küçük bir noktanın çevresinde
sarmaş-dolaş.
Görememekten
korkuyorum. Ellerim titriyor... Baştan başa haset ve isyanla geçen
ömrüm, çiğ
tanecikleri gibi zerrelere ayrılıyor; bedenim sere-
serpe, geçmişim çırılçıplak.. Ruhum,
hep o kahrolası eski tevekkülünde, idrâkim aciz;
aklım kendinden geçmiş.. Durmadan su
alan, her kıpırdanışında bir parçası kopup
giden bu çürümüş kalıp uğruna
tükettiğim yollarda sürünüyorum, gerisingeri. İsmail
Dede'nin kürdili hicazkârı doluyor
kulaklarıma. Ah, evet, yaşamak güzelmiş!..
Lâkin, güzeli sevebilmekmiş yaşamak.. Zavallı ben!.. Bir noktaya ulaşmışım ki,
orada, insanlığı kurtarmak uğruna küfrün ve garezin her türlüsünü mubah saymış,
ama
insanlardan nefret etmişim!. Nerede insanlar, nerede insanlık?.. Ve işte,
sürüngenlerin
en acizini sergileyen bir gölgenin kıvrımları arasında, dünya halkları adına
halkımı,
özgürlük adına hürriyeti kurşunluyorum. Değişmezliğin katı tekliğine uzanan
yolda,
halâ biri iki görmekteyim.. Şaşı ben!.. Meğer, kâinatı saat kadranında döndürmeğe
kalkışan insanoğlunun o büyük aczine yakışır kısır idrâkinin pençesine düşmü-
şüm. Sonsuzluğun azametinden korkan aklım, Vadi-i Eymen'de dolaşan dünyalının
o
sapmış tecessüsü ile ruhumun imânına perde oldu; beni kendine köle kıldı. "Sevi-
yorum.." dedim,
"hayır, alıştın.." dedi; "özlüyorum.." dedim, "çıkarın var.." dedi.
Birliğin yerine ikiliği; huzurun yerine
muzırlığı; imânın yerine de çiğ tabiatı koy-
du. Ve işte yolun yarısında, kan
sızan ciğerlerimi ruhumla başbaşa bırakıp gitti.
Seni gidi kahpe!..
Bir
et parçasının ızdırabını
dindiremeyen kudretini, eğer bir ayağa kalkabilsem ayak-
larımın altında nasıl da ezerdim.. Sen, bedenine su değen-
de küf tutan basit bir maddeydin,
inkâr kadehi olup benlik zehirini yüreğime zerre
zerre akıttın.. Sen, Barsisâ'yı öldürten tek gözlü ecinniydin,
Firavun'dun, Nemrud'dun!
Nasibini yeterince alamamış ruhumdan yüz
bulunca, Mâ'bud oldun!. Teşbihi
ve hicreti mubah kıldırtan sendin; sendin, feryadı müdâmı bana nikahlatan. Güna-
hı neydi o güvercin gözlü güzelin?..
Buğday buğday savrulan saçlarından öpüyorum birinin, karanfil pembesi dudak-
larından; sen misin?.. Sıtmaya tutulmuş güneş gibi titreyen yüreğim, bir çift
gözün
sevdalı bakışında iç çekiyor. Sen hilâli yoldaş edinen soyun içinde en alımlı
yıldızdın..
Şerrin şirretliğini güzelliğine ram ederdin, akça yüreğinin minik çırpınışlarıyla
be-
zediğin cihana.. Ben aldattım seni.. Bu son kırıntılarında fâniliğimin bir
yüceliğe dö-
nüşe, imân ateşinde yanışa ve ömür boyu açlığımla inanışa yine de sebep sensin..
Sa-
na dualar, sana amin, sana dilek!.. Ve kader yumağında seni düğüm kılan
yücelerin
en yücesi
kudretli Tanrı'ma binlerce şükran.. Ne aruz bilen, ne nahv-u tasnif ne de tec-
nis-i tam bilen, lâkin gönlünde her an Hakk
rahmetinden lütfü in'âm gelen Muham-
med'e selâm olsun ki, bütün ilmim ve
irfanım, O'nun Al-i Imrân'ının bir "Elifi ya-
nında en koyu yokluğun zerresi bile
değildir!
Göremiyorum artık.. Yeni bir öksürük nöbeti, karanlıkların en koyusunu gözleri-
me sıvayıp gitti. Ağlamak istiyorum; ey, ömür boyu karanlığın gözbebeği kesilen,
a-
teşin rengiyle
zulm adına sevgiyi nazarlayan gözlerim!. Ağla!.. Kavrulmuş ruhuma,
bu kertede, mavi ırmaklar akıt!.. "Dök
mavini, dök mavini, dök mavini, dök! Kansın
yine ikramına yaprak, dal, kök!" Fatiha'sız geçen ömrüm, Yasin'siz
geçmesin!.. Her
bir duvarı Taif kesilen, Hayber kesilen,
Alamut kesilen; hasedi gururla savaşan; guru-
ru Kafdağında derebeyi olup kan
döken şu "bilimcil" nizamın kafesleri kırılsın artık!.,
insanlığı, insanlar içinde benim insanımı fanus ışıltılarıyla yere seren; beyazı
gösterip
karayı yapıştıran şerrin namlı züppesi defolsun artık!..
Ve Osman'ın rüya-çınarı -yeniden dal budak salsın!.. Tuna'nın dalgalarıyla söy-
leşen dilber, Fergana'da düşünen yiğide "hu.." larla seslensin!
Yarınlara
kolkola yürüsün "Tanrı'nın Ordusu"!..
Ve sen, sen, köhne beden!.. Hiç değilse, o zaman, işte o zaman, ayağa kalk!..