oyku

              

HasanKayıhan 

 

 

 

 

ÖZE DOĞRU

 

Artık susacağım.. Menzile uzanan yol öylesine pürüzsüz ve ışıklı ki, bir yaylı tam-
burun bağrında uçuşan nihavent peşrevin engin sedasında titreyen ruhum, belâ semtine
doğru kanat çırpıyor. Yapayalnızım. Az önce köhne bir yapıyı bir an evvel yıkmaya çalışan
insafsız rüzgâr telaşındaki ciğerlerim, bu yorgun bedende hâl bırakmadı. Gözlerimdeki
fer giderek tükeniyor. Siyah ve beyaz, küçük bir noktanın çevresinde sarmaş-dolaş.
Görememekten korkuyorum. Ellerim titriyor... Baştan başa haset ve isyanla geçen
ömrüm, çiğ tanecikleri gibi zerrelere ayrılıyor; bedenim sere-
serpe, geçmişim çırılçıplak.. Ruhum, hep o kahrolası eski tevekkülünde, idrâkim aciz;
aklım kendinden geçmiş.. Durmadan su alan, her kıpırdanışında bir parçası kopup
giden bu çürümüş kalıp uğruna tükettiğim yollarda sürünüyorum, gerisingeri. İsmail
Dede'nin kürdili hicazkârı doluyor kulaklarıma. Ah, evet, yaşamak güzelmiş!..

Lâkin, güzeli sevebilmekmiş yaşamak.. Zavallı ben!.. Bir noktaya ulaşmışım ki,
orada, insanlığı kurtarmak uğruna küfrün ve garezin her türlüsünü mubah saymış, ama
insanlardan nefret etmişim!. Nerede insanlar, nerede insanlık?.. Ve işte, sürüngenlerin
en acizini sergileyen bir gölgenin kıvrımları arasında, dünya halkları adına halkımı,
özgürlük adına hürriyeti kurşunluyorum. Değişmezliğin katı tekliğine uzanan yolda,
halâ biri iki görmekteyim.. Şaşı ben!.. Meğer, kâinatı saat kadranında döndürmeğe
kalkışan insanoğlunun o büyük aczine yakışır kısır idrâkinin pençesine düşmü-
şüm. Sonsuzluğun azametinden korkan aklım, Vadi-i Eymen'de dolaşan dünyalının
o sapmış tecessüsü ile ruhumun imânına perde oldu; beni kendine köle kıldı. "Sevi-
yorum.." dedim, "hayır, alıştın.." dedi; "özlüyorum.." dedim, "çıkarın var.." dedi.
Birliğin yerine ikiliği; huzurun yerine muzırlığı; imânın yerine de çiğ tabiatı koy-
du. Ve işte yolun yarısında, kan sızan ciğerlerimi ruhumla başbaşa bırakıp gitti.
Seni gidi kahpe!..
Bir
et parçasının ızdırabını dindiremeyen kudretini, —eğer bir ayağa kalkabilsem— ayak-
larımın altında nasıl da ezerdim..  Sen, bedenine su değen-
de küf tutan basit bir maddeydin, inkâr kadehi olup benlik zehirini yüreğime zerre
zerre akıttın.. Sen, Barsisâ'yı öldürten tek gözlü ecinniydin, Firavun'dun, Nemrud'dun!
Nasibini yeterince alamamış ruhumdan yüz bulunca, Mâ'bud oldun!. Teşbihi
ve hicreti mubah kıldırtan sendin; sendin, feryadı müdâmı bana nikahlatan. Güna-
hı neydi o güvercin gözlü güzelin?..

Buğday buğday savrulan saçlarından öpüyorum birinin, karanfil pembesi dudak-
larından; sen misin?.. Sıtmaya tutulmuş güneş gibi titreyen yüreğim, bir çift gözün
sevdalı bakışında iç çekiyor. Sen hilâli yoldaş edinen soyun içinde en alımlı yıldızdın..
Şerrin şirretliğini güzelliğine ram ederdin, akça yüreğinin minik çırpınışlarıyla be-
zediğin cihana.. Ben aldattım seni.. Bu son kırıntılarında fâniliğimin bir yüceliğe dö-
nüşe, imân ateşinde yanışa ve ömür boyu açlığımla inanışa yine de sebep sensin.. Sa-
na dualar, sana amin, sana dilek!.. Ve kader yumağında seni düğüm kılan yücelerin
en yücesi kudretli Tanrı'ma binlerce şükran.. Ne aruz bilen, ne nahv-u tasnif ne de tec-
nis-i tam bilen, lâkin gönlünde her an Hakk rahmetinden lütfü in'âm gelen Muham-
med'e selâm olsun ki, bütün ilmim ve irfanım, O'nun Al-i Imrân'ının bir "Elifi ya-
nında en koyu yokluğun zerresi bile değildir!

Göremiyorum artık.. Yeni bir öksürük nöbeti, karanlıkların en koyusunu gözleri-
me sıvayıp gitti. Ağlamak istiyorum; ey, ömür boyu karanlığın gözbebeği kesilen, a-
teşin rengiyle zulm adına sevgiyi nazarlayan gözlerim!. Ağla!.. Kavrulmuş ruhuma,
bu kertede, mavi ırmaklar akıt!.. "Dök mavini, dök mavini, dök mavini, dök! Kansın
yine ikramına yaprak, dal, kök!" Fatiha'sız geçen ömrüm, Yasin'siz geçmesin!.. Her
bir duvarı Taif kesilen, Hayber kesilen, Alamut kesilen; hasedi gururla savaşan; guru-
ru Kafdağında derebeyi olup kan döken şu "bilimcil" nizamın kafesleri kırılsın artık!.,
insanlığı, insanlar içinde benim insanımı fanus ışıltılarıyla yere seren; beyazı gösterip
karayı yapıştıran şerrin namlı züppesi defolsun artık!..

Ve Osman'ın rüya-çınarı -yeniden— dal budak salsın!.. Tuna'nın dalgalarıyla söy-
leşen dilber, Fergana'da düşünen yiğide "hu.." larla seslensin!

Yarınlara kolkola yürüsün "Tanrı'nın Ordusu"!..

Ve sen, sen, köhne beden!.. Hiç değilse, o zaman, işte o zaman, ayağa kalk!..