oyku

              

HasanKayıhan 

 

 

 

 

HASRET

Toprak suya hasret ise, bekleyiş vardır onda. Toprağın
elinde değildir şimşeğin çakması, yağmurun yağması. Dağ,
dağa kavuşmak dilerse, bekleyişi bir ömürcedir. Baht, kuşça
kanat çırpıp nasiplenmek dilerse, kul neylesin?. Hasret bir
kor gibi yakıyorsa varlığını, yürek neylesin?.

Yalvar, Allah'a yalvar!.

Anadolu ovalarında başaklar rengini unutmuş deniz dal-
galarıdır; her eyvâha bin şükürle eğilir. Semâzenlerin dönü-
şü, bir murada duadır. An ilerler,  gün devrilir, devran gelir.
Kabuğundan sıyrılmış öze isim vermek, akıl kârı değil. Der-
gâh kapısına kilit gerekmez. Lâkin, aslı hû, nesli hû!. O eşik-
lere ayaklar çıplak basmalıdır, çıplak dokunmalıdır kapılara
eller. Niyetini çırılçıplak söylemelidir diller, ve gözler, Vâ-
di-yi Eymen'de nurların şavkına kapanmalıdır. «Gel!..» de-
yişi gönül gözünedir, Mevlânanın, Tevbe suresiyle varmak
dileyenedir. Eğer niyetin gümüş gelip altın dönmekse,
maddenin paslı varlığından soyunamayacaksan, kapılar su-
ratına örtülür. Murad vaadedenin cür'eti, dergâhında verile-
çek tevbe sözünün binbirinciye bozulmayacağı inancınadır.
«Gel!..» diyorsa, çiğlikten kurtulmana vasıta olmak için-
dir. Pişmişliğin özünde Kur'an'a imân yatar!.. Niyetin gel-
diğin gibi dönmekse, —ki, Mevlâna dergâhı yol geçen hanı
değil— O nur saçan pîr çağırdığı gibi kovar seni.

Yer üç kat üstüne, gök yedi kat üstüne midir?. Top-
rağı bildin mi, havayı bildin mi, suyu bildin mi? Ya ateşi,
ya kendini?.
.

«Allah!..» deyip âsasını atmış. Sonra peşine düşmüş...
Bir ömür boyu yol mu gitmiş? Ve bulduğunda, kelime-i şehâ-
dete dil verip gözlerini mi yummuş? Karşı yatan kara dağ-
ların yaşın yaşın ağlayışı sahipsizliğine ve bilinmezliğine
midir?. Ama Yunus et değil, kemik değil. Yunus'u dünya gö-
züyle göremezsin, arama!.

Yalvar, Allah'a yalvar!.

Kavga, Adem'in oğullarının icadı mı?. Ama barış Tan-
rı'nın emri. Kulca barış, yeni bir kavgaya güç biriktirmeye-
dir. Rahat bırak güvercinleri!. Bil ki, omuzundaki leke bu sözlerin delili-
dir. Senin susuzluğun benimkiyle bir değil. Bir değil niyet-
lerimiz ve dileklerimiz. De ki, yalnız Tanrı'ya kulluk ederiz.
«Amentübillâhi..» Uzaklarda üşüyenlerle kader olmuşsa
yarınlarda buluşmak, deriz ki, bahtımız açık olsun!.. Lâ-
kin, şu berideki adam!.. Kalûbelâdan gelirsin, gideceğin
mekânı bil!.. Sonsuzlukta düşün kulca zerrenin varlığını.
Sen kimsin?.

Bir gayeye köle olmuş âh ile vâsıtaya uşak olmuş vah
bir midir? Bir midir Musa ile Yûnus'un asaları? Biri neden
atmamış?.

«Bütün sır, Hektor'un topuğunda idi. Ve gererek şiş-
man pazulu sağ kolunu Eşil, mızrağı fırlatıverdi. Sırrı keşfo-
lunan Hektor öldü... Romüs, Romülüs'ün kardeşi. Dişi kurt
onları emzirerek  Roma'yı kuran adamlar etmiş. Ve bu yüz-
den sembol olmuş Lâtinliye iki cılız ben-i âdem... Kartal
mı getirmiş Cermenlerin atasını?... Arslan Yürekli Rişar,
gemilere binerek Kutsal topraklar üstüne geldi, ordusuna
hilâli hedef kılıp «hurraa!.» dedi. Peki, babaları arslan mı
oluyor Çanakkale'den bildiğimiz Anglo - Sakson'ların?..
Rusya tunduraları mıymış ayıların vatanı?..»

Efsaneler yaratmış insanoğlu; bugünküler dünküleri
kınar olmuş.. Fakat, sahiplenmekten de geri durmamış hiç-
biri. Anıtlar dikmişler kaya kaya, kitaplar yazmışlar cilt
cilt.

Lâkin, birileri daha olacaktı dünlerden gelen. Demir-
cinin erittiği demir dağdan geçip de tuğlarla sancaklarla
yürüyen, boz yeleli bir Asena'yı kılavuz edinen. Ötekiler dün-
lerini sahiplenirken kimlermiş Bozkurtlu göğüsleri hançer-
leyen?. Kimlermiş masal milletlerin ihtişamına sığınıp
sefaletin girdabinda fır dönenler?. Kimlerin çocukları Ro-
müs'le Romülüs'ü ezberleyen, ama Asena'yı bilemeyenler?.
O ürüyüş ne?. Kim bu rezil?.
. Neden bu kin?

Edebâli, Osman'ın çınarına su vermiş; belki de çeliği-
ne... Ne de güzel etmiş!. Hangi gündü kendi adına sikke
bastırıp hutbe okutan Sultan'ın devletlendiği?. Ve bugün,
topraklarında yürüdüğümüz; yapılarında oturup şarkılarını
dinlediğimiz; mimarisiyle Öğünüp yollarında gezindiğimiz
ve gerine gerine, yüzlerimiz kızarmadan «falanlılar..» dedi-
ğimiz; deyip de nice haltlar yediğimiz o insanlar kimler-
miş?. Şu Osmanlılar mı?. Peki, ya bizim atalarımız?. Yahut
biz?. Nereden gelmişiz; filânca gibi ağaç gövdesinden mi,
Afrodit gibi deniz köpüğünden mi, yoksa gökten zembille mi
?

İnsafa teslim olmanın adı neymiş?.   Köroğlu'nun haykırışı Bolu Beğinin zul-
müne midir? Debreli Hasan martinisini kime doğrultmuş?.
Beyaz Baston Haftası'nda körlerin elinden tutan çok olur!
Eğer önüne ot koymaz olmuşsan, eşek seni nasıl sevsin?
Niyettir her işin esâsı.. Söyle bakalım, senin niyetin nedir?.

Kim yoğurdum kara demiş ki? Hatırla-
yıp Ziya'yı terkibi bendinde, bir vurursam!..

Rüzgârlar melek olalı, kasırgalar felek oldu; sevgi pa-
zara çıkalı, fuhuş dostluk.  O yaparsa «hukuksal direniş»,

sen yaparsan «irtica hortlaması». Ve kahbece.tuzağa düşürüp kurşun yağdı-
ranlar, onbeşindeki kızın beynini yıkayıp ırzına geçenler,
viskilerini sol elleriyle başlarına dikenler; ilerici.. Yücec-
mecüc kimler peki?. Adı halkçıya çıktı kolejinden papaz cüp-
pesiyle fırlayan  ebterin!.

Ve Abdal'a, «aptal..» dedi, aptalın biri!.

Mevlâna bu denize kendi için dalmadı. Yunus'un ömür
tükettiği yol, asasını arayışa uzanmaz. Köroğlu'nun narası
düşmana uşaklık eden beyleredir. Ama senin, Vatanım, di-
yemeyişin gönül dolusu, Milletim diyemeyişin gurur dolu-
su, Allahım diyemeyişin imân dolusu, Düşmanım diyeme-
yişin yürek dolusu; ve sevemeyişin, ve öpemeyişin, ve
hissedemeyişin, ve ezemeyişin... Kollarının kelepçesinden
değil, ayaklarının bağından değil; neye hasret çekeceğini
bilemeyişinden arkadaş!.

Hasret, dudaktan inmez kalbe, gözden inmez, kulaktan
inmez!. Hasret, Mevlâna gibi, Yunus gibi, Köroğlu gibi gö-
nül gözüyle görebilenlerdedir, gönül yoluyla duyabilenler-
dedir!. Hasret, yüceliş yoluna baş koyabilenlerdedir!. Eğer
sen, küçük yaratılmışsan ey tetik çeken parmak ehli,
günah senin mayandadır, acılaşan tohumundadır, bende de-
ğil!.

Benlik, kulca değildir, akılca değil; içindeki "sen olmayan sen" zehirlerse
seni, Yunus'tan bir iz bulmayı umma! Yunus göze gelmez..
Mavi göğe, kara yere ve pak yüreğe kim dayanabilir?. Ya
acıysa tohum?. Su nicedir ona, ışık nicedir?. Ve kargayı
beslemek nasıl bir iştir?.

Yalvar, Allah'a yalvar!.

Yalvarmaktan korkan yürek!. Dön, gene Allah'a yalvar!.