oyku

              

HasanKayıhan 

 

 

 

 

FERHAT İLE ŞİRİN

 

 BİRİNCİ SAHNE

 

( Resim atelyesi.)

RESSAM -ŞAVUR-FERHAT

 

RESSAM: Hüsrev bey!.. Aman ne şeref!.. Vallahi şaşırdım.. Buyurun, buyurun..Durun size bir sandalye bulayım.. Bir minder.. Hay Allah, uygun birşey de yok..Size ne ikram etsem bilmem ki..Bardak, kadeh...

HÜSREV: Teşekkür, teşekkür.. İstemiyorum! Bana söz verdiğin tabloyu bir başkasının evinde gördüm. Neden?..

RESSAM: Anlayamadım efendim! Tablo?

HÜSREV: Evet tablo!..

RESSAM: Şeey...

HÜSREV: Evet!

RESSAM: Şeey.. Eee.. Umduğum gibi güzel getiremedim sonunu. Size vermeğe cesaret edemedim.

HÜSREV:Ama ben senin sonunu getirmesini bilirim.

RESSAM: Aman Hüsrev beyim, kıymayın bana. Onun yerine dünyada emsali bulunmayan bir başkasını takdim edeceğim size. Bir görün, bayılacaksınız. Yemin ediyorum efendim.

HÜSREV: Bırak yemin edip durmayı.. Göster bakalım şu tablonu!

RESSAM: Şey.. Bu tablo benim değil Hüsrev beyim. Ben yapmadım onu. Bir başkasının. çok meşhur bir ressamın eseri bu. Yıllar önce çalmışlar..Saklamışlar. Peşinde binlerce adam var.Tesadüfen benim elime geçti. Bende olduğunu bir bilseler, yaşatmazlar beni. Siz gelmeden az önce kendi kendime diyordum ki, bu tablo tam Hüsrev beyime layık.

HÜSREV: Uzatma.. Para mühim değil. Hoşuma giderse istediğini veririm. çıkar şu Allah'ın belası resmi ortaya!

RESSAM: Peki efendim, hemen getiriyorum.

 

İHTİYAR:Gözel kadındır! Boy boylarım, soy soylarım, onu bilir, onu söylerim ki, kadınlar üç cinstir. Biri toy kurdurandır, ikincisi köy doldurandır, üçüncüsü de soy soldurandır. Toy kurduran, kocasının evini de , obasını da doldurmaya hazırdır. Bulduğuna şükreder, sevilmese de sever. Eşikte durur, kocasının dönüşünü gözler... Köy dolduran arsızdır, göçebedir, gevezedir. Gözünün çapağıynan,saçının yapağısı eksik olmaz... Soy soldurana gelince, yiğidin gözü de gönlü de kocalmaz böylesinden. Gönül, çıra değildir, lakin alevi yaman olur. Dur, durak bırakmaz, kavurur, soldurur adamı. Neylersin ki, dağ dağla kavuşup sar olmaz, ol dilber ki kimselere yar olmaz!

 

HÜSREV: Kim bu kız? Allah, Allah! Kimmiş bu kız yahu? Yaşıyor mu? Var mı böyle birisi? Dünyaya gelmiş mi böyle bir peri? Şavur.. Şavur nerdesin? Bak.. Gel bak.. Bak Şavur... Âh anam, yandım.. Yandım Şavur... Şavur yandım.. Yahu perx kızı bu, vallah insan falan demeyin, yakarım canınızı... Peri ulan, peri bu bee!...

ŞAVUR: Evet Hüsrev beyim.. Onu bir kere ben de gördüm uzaktan. Peri ki, ne peri! Denildiğine göre soylu bir ailedenmiş. Çok da zenginmiş..

HÜSREV: Olsun da benim kadar zengin olsun! Ben bu kızı istiyorum Şavur. Bul onu bana!..

ŞAVUR: Aman Hüsrev beyim!

HÜSREV:Para, altın, dolar, mark, Türk lirası.. Bütün servetimi ayaklarının altına dökeceğim onun.

ŞAVUR: Aman Hüsrev beyim, parayla olacak iş değil bu.. Bir başka yol, bir başka çare bulmamız  lazım.

HÜSREV: Bul!

ŞAVUR: Meğerki Şirin hanım size aşık ola!

HÜSREV: Şirin ha!. Şirin.. Şirin.. Yap, onu bana aşık yap!

ŞAVUR: Ama nasıl?

HÜSREV: Ne bileyim be adam! Parayla. Paranın açamayacağı kapı yoktur. Al sana.. Yetmez mi? Al, çek defterimi veriyorum sana. Açık çek bunlar..Bütün yaprakları imzalı.. Sahte değil hiçbiri. Karşılıksız değil.. Ne kadar istiyorsan, yaz, doldur... Yeter mi?

ŞAVUR: Hüsrev beyime hizmet boynumun borcudur.Kendim için tek kuruşuna el sürmem. Şirin hanımı size aşık edebilmem için belki lazım olurlar. Alayım efendim.

HÜSREV: Hemen yola çık Şavur. Bu tablo için  şu uyuz ressama da ne kadar istiyorsa ver. Şirin hanımı bana aşık et, istersen o zaman bütün servetimi al. Göreyim seni Şavur, göreyim seni... (ÇİKARKEN) Yandım anam, yandım ben.. Yandım... Yandım...

 

ŞAVUR:Bütün servetimi almış! Servetin olmasa sen neye yararsın be? Kim bakar senin yüzüne o zaman? Şımarık herif sen de!... Paralar? Üff.. Herif amma döküldü ha!. Şunlara bak, şunlara! çek defteri de işin cabası.. Heh, heh, heh, he. (..) Eyvaah! Ne yapacağım ben şimdi? Kendini Hüsrev sanan Hüsrev burada ya, Şirin'i nereden bulacağım ben? Vah akılsız başım.. Gittin valla. Keser bu adam beni. (RESSAMA SALDIRIR. RESSAM KAÇAR.) Senin Allah belanı versin ressam gibi! Yaktın benim başımı.. Ocağımı söndürdün boyaci oğlu boyacı..  (DÖNER) Keser valla. Bu mafya babası veledi keser beni..  Keseer, hem de kör bıçakla keser... Bir çare bulmalı!. Çaresi yok, bir çare bulmalı.. Birini Şirin yapmalı, getirip bunun karşısına dikmeli..Tabloyu da götürdü. Hay Allah, hangi gazeteden kesti  bu ressam sahtekârı onu acaba? Hangi mikrop gazetenin ilâvesi acaba bu? Ulan sahtekârlar, ulan kalpazanlar, ne biçım gazetecilik bu? Boyacı küpüne batmış çıkmış bxlmem ne çocuklarının fotoğrafını ne diye peri kızı gibi süsler püsler dağıtırsınız etrafa? Yaktınız beni eşşek herifler, yaktınız. Gazeteyi bırak, Şirin bulmalı.. O olmaz. Yahu ne zaman, hangi çağda, nerede yaşadı bu Şirin? Kelle gitti!..Gitti valla kelle.. Şiriiin! Şiriiin!

 

          İKİNCİ SAHNE

(Kır gezintisinde)

ŞİRİN-MIZRAK- ELİF- GÜLDALI-CADİ KADİN-ŞAVUR

ŞİRİN: Bırak düdük öttürüp durmayı da sen de dört yapraklı yoncayı ara benim sevgili ağabeyciğim.

MIZRAK: Ne olacak dört yapraklı yonca? Deli  miyim ben?

ŞİRİN: Bütün dileklerin kabul olacak!

MIZRAK: Pöh! Ne dileğiymiş o?

ŞİRİN: Allahım dersin, benim akılcığımı geri ver, dersin. Kardeşim Şirin gibi ben de akıllı olayım dersin.. Belki dileğin kabul olur. Aklın geri gelir.

ELIF: Aman be Şirin, rahat bıraksana Mizrak’ı. Aklı başında değil garibin zaten..

MIZRAK: Yani sizin aklınız başınızda mı? Pöh!.. Akılları başındaymış! Yonca arıyorlar. Pöh! Salak kızlar. Yonca yaprağının sayesinde  sevdiklerine kavuşacaklarmış. Kim inanır buna?  Deli miyim ben?

ŞİRİN: Buldum, buldum! Dört yapraklı yoncayı buldum!

ELİF:Ben de buldum!

ŞİRİN: Ve dileğimi söylüyorum.. Dünyanın en yakışıklı delikanlısını istiyorum!

ELIF: Ben dileğimi gizli tutuyorum.

GÜLDALİ: Ey rüzgârlar, ey bulutlar... Benim yoncam yok.. Bana sız yardım edin. Dünyanın en yakışıklısını onlardan evvel bana gösterin!

MIZRAK: Rüzgârın kanadı olsa kendisi uçar a deli!

GÜLDALI: Yonca, yonca..Nerede benim yakışıklım?

MIZRAK: Pöh!.. Değil yoncayla mumla arasanız benden yakışıklısını bulamazsınız, deliler!

(KIZLAR HALKA OLUP HALAY ÇEKERLER. MÜZİK:)

ELIF: Aa, bak biri geliyor Mızrak!

MIZRAK: Ne? Kim?

ŞİRİN: Bak, orada.

MIZRAK: Pöh.. Ne berbat şey bu! Belki de delinin teki!

ELIF: Aman ne iğrenç!

GÜLDALI: Berbat bir görünüşü var!

ŞİRİN: Niye berbat olsun? Yaşlı bir kadın sadece. Hem o da bir insan!

CADİ KADİN(ŞAVUR): Tatlı dillerin acılanmasın güzel kızım.. Sadece yüzün değil, gönlün de güzelmiş! Tanrım her şeyi o güzel gönlüne göre versin.Nasibin güneşler diyarının beyi Hüsrev bey gibi bir bey olsun!

MIZRAK: Güneşler diyarı mı? Orası da neresi? Deli misin be?

ŞİRİN: Hüsrev bey mi? O da kim?

CADİ KADİN(ŞAVUR): Bana darılma güzel yavrum.. Lakin sen yıldızsan, Hüsrev bey aydır.. Eğer sen ay isen, Hüsrev bey güneştir. Şunca diyar gezdim, onun gibi yakışıklı bir insan görmedim hiçbir yerde. Daha nasıl tarif edeyim bilmem ki.. Her ne ise,yolcu yolunda gerek. Unut Hüsrev beyi kızım, unut.. Ne diye güzel gönlünü ateşlere salasın, unut onu!. (ÇIKAR)

ŞİRİN: Güneşler diyarı!.. Yıldız..Ay..Güneş!..Hüsrev bey!.. Aslıhan, yüreğimi bir ateş bastı Aslıhan..Bu kadın aşk iksiri dağıtan pırmiydi yoksa?

MIZRAK: Deli misin be? O dediğin şey masallarda olur sadece. Kendine gelsene..

GÜLDALI: Ne oldu Şirin? Kendine gel..

ELIF: Kalk Şirin, gören olur. Baban duyarsa ne yaparız sonra?

ŞİRİN: Güneşler diyarı.. Yıldız, ay, güneş, Hüsrev!

GÜLDALI: Aa.. Vallahi aklını kaçırdı bş kız..

MIZRAK: Delirdi bu valla! Dört yaprak delirtti bunu.. Ört başını, biri geliyor. İpek yoluna döndü bugün burası da..Hay Allah saraydan çok uzaklaşmışız. Başımıza bir iş gelmeden dönseydik.

ŞİRİN:İnsanlardan niye korkuyorsun bu kadar, anlayamıyorum. Zararsız biri, üstelik çok da yorgun görünüyor.

MIZRAK:Pöh korkuyormuşum! Ben kimseden korkmam! Bir tek babamın dayakları korkutur beni. Şirin!.. Valla babama söylerim bak! Ne diye bakıyorsun adama? çevirsene yüzünü!

ŞİRİN: Benim Hüsrev'im var, kimse ilişemez bana..

MIZRAK: Heey yabancı!..Biz ki Sultanımız efendimizin kızıyla oğluyuz. Tatlı canını seviyorsan, başını çevirmeden çek git. Bir daha da buralardan geçeyim deme!

(CADI KADIN)ŞAVUR: Yerin büyüğü dağ, insanların büyüğü beydir. Bilmez miyim sevgili Sultanımızın güzel kızı, yiğit oğlu! Lakin yolum uzun, işim acele. Güneşler diyarının prensi Hüsrev beyimizin emri olmasa, dağın öte yanından dolaşır, siz hanımlarımı rahatsız etmezdim böyle.

ŞİRİN: Hüsrev bey mi?

(CADI KADIN)ŞAVUR: Evet Sultanım, Onun bir emrini yerine getirmek üzere Rum diyarına gidiyorum.

MIZRAK: Sen akıllı bir adama benziyorsun. Bir görüşte benim yiğitliğimi anladın. İyi de Rum diyarı çok uzak. Başka adam mı yok sizin ülkenizde? Ne diye senin gibi kılıç tutamaz, ok atamaz birini yollara salıyor beyin? Yoksa deli mi o?

(CADI KADIN)ŞAVUR: Haklısınız Sultanım, kılıç tutamam, ok atamam, ata binemem, ama fırça tutmasını bilirim, resim yaparım. Hüsrev beyim Rum Rum kayserinin kızı prenses hazretlerinin methini duymuş, resmini yapıp getirmemi emretti.

ŞİRİN: Sizin ülkenizde hiç mi güzel kız yoktur?

(CADI KADIN)ŞAVUR: Var sultanım, var elbette. Lakin hiçbiri Hüsrev beyimizin dengi değildir. Beyimiz hiçbirini sevememiştir.

ŞİRİN: Aman Tanrım, demek o kadar yakışıklı!.

(CADI KADIN)ŞAVUR: İzninizle hanımlarım, yolcu yolunda gerek, bağışlayın bu kulunuzu, şen kalın!..(ÇIKAR)

MIZRAK: Hadi Şirin, yürü, biz de gidelim. Geç oldu, merak edecekler.(ŞİRİN YERE OTURUR)

MIZRAK: Şirin ne yapıyorsun sen? Kalksana.. Geç oldu diyorum sana.. Deli misin be?

ŞİRİN: Hüsrev bey..Hüsrev bey!..

 

 

          ÜçÜNCÜ SAHNE

(Sarayda)

(HÜSREV-ŞAVUR-SUBAŞİ-HAZNEDAR-PADİŞAH)

(Kahkahalar..)

ŞAVUR: Kocakarı uzaklaştıktan sonra yanlarına kendim gittim. Baktım ki Şirin hanımda ateş çoktan bacayı sarmış.. Hüsrev bey .. Hüsrev bey diye inliyor..

(KAHKAHALAR.)

HAZNEDAR: Sultanım, ister misiniz Şirin hanım çıkıp gelsin buraya..

HÜSREV: Yoo.. O kadar da değil. Ne de olsa bir perenses, ayağıma kadar getirtmem ayıp olur.

SUBAŞİ: Buluşacağınız zaman yanınızda bir hekim bulunsa, iyi olur Hüsrev beyim. Bakarsın, pat diye bayılıverir kızcağız.

(KAHKAHALAR.)

HAZNEDAR: İzin verin, hazine dairesinden Şirin hanım için birkaç gerdanlıkla, üç beş elmas, yakut yüzük seçeyim Hüsrev beyim.

PADİŞAH: Nerede bu Allahın belası adamlar? Muhafızlar.. Hala bulamadınız mı Subaşını. Bu çalgı, şamata da nereden çıktı böyle? (GİRER) Bu ne rezillik böyle? Vay, vay, vay! Bak hele kimler kimler de varmış.. Sen Subaşı! Senin görevin içki sofrasını mı korumak, yoksa memleketi mi? Eşkiya günahsız insanları kılıçtan geçirirken sen burada keyif çatıyorsun ha?

Ya sen Haznedar olacak adam! Milletimin paralarını içki sofralarına, çalgıya, çengiye mi döküyorsun ahlaksız herif?

Sana gelince sersem şehzade!...

HÜSREV: Ama Sultan baba..

PADİŞAH: Sus! Baba deme bana. Rezil herif. Defol, defol gözüm görmesin seni!

HÜSREV: Baba..

PADİŞAH:Hala konuşuyor.. Hala konuşuyor karşımda. Yıkıl yoksa yıkarım seni..

Subaşı!.. Gel buraya..

SUBAŞİ: Emredin Sultanım..

PADİŞAH: Söyle bakalım, memleketimin güvenliğini kime emanet ettim ben?

SUBAŞİ: Ben acize efendim..

PADİŞAH:Benim canım kime emanet?

SUBAŞİ: Ben acize efendim..

PADİŞAH:Peki bu yaptığın nedir aptal herif? Karılarla keyfedecek zaman mıdır?

SUBAŞİ:Maruzatım vardır efendim.

PADİŞAH:Söyle.

SUBAŞİ: Şey efendim.. Şey. çok üzgünüm Sultanım. Keşke Allah canımı alsaydı da bu günleri görmeseydim.

PADİŞAH: Ne demek istiyorsun?

SUBAŞİ:Dilim varmaz efendim.

PADİŞAHKonuş be adam!

SUBAŞİ: Buraya meşm için gelmiş değilim Sultanım. Bir şüphe..

PADİŞAH: Evet..

SUBAŞİ:Oğlunuz, Hüsrev beyimiz..

PADİŞAH: Bırak o ırz düşmanı herifi!

SUBAŞİ:Bir prensese vurulmuş efendim..

PADİŞAH:O hergün bir başkasına vurulur, bilirim.

SUBAŞİ:Bu defa cidi Sultanım.

PADİŞAH:İyi ya.. Yem torbası başında olursa şuraya buraya kişnemekten vazgeçer.

SUBAŞİ: Yalnız bir uğursuzluk var Sultanım. Prenses bir şehzadeyle değil, bir sultanla evlenmeğe yeminim var demiş.

PADİŞAH: Ee?

SUBAŞİ: Ah Sultanım, ah efendim.. Oğlunuz, Hüsrev beyimiz sizi öldürtüp tahta oturmayı düşünüyor.

PADİŞAH: Nee?

SUBAŞİ:Ah efendim, keşke ölseydim de bu günleri görmeseydim

PADİŞAH: Demek öyle.. Sana emrediyorum.. O alçağı derhal yakalayıp zindana atın. Kaçmaya kalkışırsa, vurun!

SUBAŞİ:Sultanım, önce sizi güvenliğe almalıyım.

PADİŞAH:Ben odamdayım.

SUBAŞİ:Sultanım, benden haber alıncaya kadar sakın odanızı terketmeyiniz! Mazallah başınıza bir iş gelmesinden korkarım.

PADİŞAH:Vurun kellesini, vurun!

 

SUBAŞİ:Ooh.. Fırsat, bu fırsat işte.. Herkes sanacak ki baba oğul birbirini vurdu. Armut piş, ağzıma düş! Eğer Cinakıllı herşeyi planladıysa,güneş, Padişah Behram'a selam vererek doğacak.He..heh.he..

 

          DÖRDÜNCÜ SAHNE

(SUBAŞİ-CİNAKİLLİ-çAVUŞ-ŞİRİN-MIZRAK-ASKERLER)

CİNAKİLLİ:Kim bu gece yarısı kapımı böyle deli gibi vuran?

Her kimsen çek git, işim var!

SUBAŞİ:Benim Cinakıllı, benim.. Behram!

CİNAKİLLİ:Behram mı? Gel Behram beyim  gel..

 

SUBAŞİ:.İhtilal planları ne durumda? Yeni keşfinden ne haber? Ne zaman bitecek takırdayan tahta? Elimize büyük bir fırsat geçti.

CİNAKİLLİ:Bitti bile.

SUBAŞİ: Bitti mi?

CİNAKİLLİ:Bitti ya..İşte bak, burada.

SUBAŞİ:Takırdıyor mu gerçekten?

CİNAKİLLİ:Elbette takırdıyor. Takırdamakla kalmıyor, Karanlıklar boğazından fırlayan çekirdekler kime, neye rastlarsa toz ediyor, yok ediyor.

SUBAŞİ: Gerçekten mi? Padişaha rastlasa onu da devirir mi?

CİNAKİLLİ:Hem de nasıl? O bana inanmadı. Keşiflerim için para vermedi. çalışmamı yasakladı üstelik. Neyimiş, takırdayan tahta çıkınca mertlik ortadan kalkarmış. Hadi bakalım, göstersin şimdi mertliğini.

SUBAŞİ: Yaşa benim Cinakıllı dostum! Hele bir tarif et, nasıl kulanılacak bu takırdayan tahta?

CİNAKİLLİ:çok kolay.. Buraya çekirdekleri tıkacaksın. Şuraya basacaksın.. Ta.. ta.. ta.. İşte böyle..

SUBAŞİ:Korkunç.. Şahane..Tamam! İhtilali derhal başlatıyorum. çavuuş!

 

çAVUŞ:..

SUBAŞİ:Harekatı derhal başlatıyoruz çavuş! Adamların dışarıda mı?

çAVUŞ: Evet komutanım!

CİNAKİLLİ:çağır gelsinler.Bu gece eski çağ bitecek,yeni bir çağ başlayacak.Cinakıllı'nın Rambo çağı..

(ASKERLER GİRER)

CİNAKİLLİ:Önce giyin bakalım şunları.Ku-Kluk-Klan'lardan esinlendim bunları yaparken.

SUBAŞİ:Müthiş..Şahane.Güneş Behramland imparatorluğuna selam vererek doğacak. Önümüze kimse duramaz!

CİNAKİLLİ:Birer de takırdayan tahta alın elinize....Tamam!

SUBAŞİ:çavuş!

çAVUŞ:Buyur komutanım!

SUBAŞİ:Hazır mıyız?

çAVUŞ:Evet komutanım!

SUBAŞİ:İlk vazifeniz Sultan Hürmüz'ü ve oğlu Hüsrev'i bertaraf etmektir. Hücuuuum!

(Takırtılar,bomba sesleri,ışık)

CİNAKİLLİ:Dikkat, dikkat! Burası İhtilal Komuta Konseyi Merkezi..Burası İhtilal Komuta Konseyi Merkezi..Ey ahali..Şimdi sizlere ihtilalimizin büyük önderi hitap ediyor. Dinleyin, dinleyin..

SUBAŞİ:Attention, attention.. Achtung, Achtung.. Dikkat, dikkat! Baba oğul arasındaki kavgalar memleketimizi harabe haline getirdiğinden.. ülkemize sağdan soldan dolan yabancılara seçme ve seçilme hakkı verildiğinden..onlara çifte vatandaşlık hakkı tanındığından.. saf ırkımızın bozulma ihtimali belirdiğinden.. yurdumuz bir göçmenler ülkesi görünümü aldığından.. bu duruma son vermek üzere.. üstün ırkımızın üstün bir evladı olarak.. takırdayan tahtalar gecesi harekatını başlatmış bulunuyorum. Yabancılar.. Size söylüyorum. Kimse sokağa çıkmasın. Pencerelerinizi kapayın, perdelerinizi sıkı sıkı örtün.Burnunu gösteren takırdayan tahtaların hedefi olacaktır. Hepsi bu kadar!..

 

çAVUŞ:Komutanım, komutanım!

SUBAŞİ:Ne oldu, ne var? Hürmüz nerede? Hüsrev nerede?

çAVUŞ:Hürmüzü yakaladık komutanım. Hüsrevi kaçırdılar.

S2UBAŞİ:Ne? Kim kaçırdı?

çAVUŞ:Ülkemizdeki yabancılar komutanım. Bize karşı savaşıyorlar.

SUBAŞİ:Vurun, hepsini vurun.. Tuttuğunuzu kat-zetlere tıkın. Belzen Belzen'e, Ausşivitz'e tıkın.

çAVUŞ: çok kuvvetliler komutanım.. Başademiyoruz onlarla.

SUBAŞİ:Ne demek çok kuvvetliler! Sizin elinizde takırdayan tahtalar var. Niye korkuyorsunuz? Söyle bakalım, konkmuyoruz..

çAVUŞ:Korkmuyoruz,mein Heer!..

SUBAŞİ:Daha canlı. Bağırarak.. Korkmuyoruz..

çAVUŞ:Korkmuyoruz mein Heer!..

SUBAŞİ:Ulan ne diye hala Heer deyip duruyorsun? Ben sizin yeni önderiniz değil miyim?

CAVUŞ: Ja wohl mein Führer!

SUBAŞİ:Führer?.Bak bu güzel işte! Sultan Führer Behram.. Yok, Behram Führer Sultan..Hayır, hayır.. Führer Sultan Behram..Evet bu iyi.. Führer Sultan Behram!..

çAVUŞ:Heil!..

CİNAKİLLİ:Heil! çavuş, Sultan Behram seni ordu komutanı yapıyor. Kendisi biraz dinlenecek. Haydi göreyim seni.Şu Hüsrev'i de ele geçir, belki paşa bile olursun.

çAVUŞ:Heil!

SUBAŞİ:Heil!

 

çAVUŞ:Ya heil olmazsa. Vay halime o zaman, vay,vay.

ASKERLER: Bu casusları yakaladık komutanım.

çAVUŞ:Önce heil deyin ulan!

ASKERLER:Heil..Heil..Heil..

 

MIZRAK :Eyvah bu ülkeyi deliler ele geçirmiş..

ŞİRİN:Hüsrev'e ne olduğunu bir öğrenebilsek.

MIZRAK:Buradan bir kurtulabilsek. Aklımı kaçıracağım valla.

çAVUŞ:Susun! Ne konuşuyorsunuz kendi aranızda? .Tahtalarım sizi haberiniz olsun. Heil!

ŞİRİN: Şu patlayan şeylerden birini ele geçirebilsek, biz de kurtuluruz, Hüsrev de.

MIZRAK: Hüsrevin batsın senin. Senin aklına uydum buralara geldim.Ya bir de deli olsaymışın hapı yutmuşmuşum.

ELIF: Baksana Mızrak.. Şu çavuş safın birine benziyor. Bize doğru yaklaşınca ben kendimi yere atayım, eğilince elindeki şeyi kap tamam mı?

GÜLDALI:Ne yapmayı düşünüyorsun?

MIZRAK: Ne diye bu gerri zekalı kızlara uydum da buralara geldim. Delireceğim valla.

ELIF:Sen dediğimi yap, gerisine karışma!

çAVUŞ:Size konuşmayın demedim mi ben?

ELIF:Aay, fena oluyorum.

çAVUŞ:Önce heil desene be.

ŞİRİN:Ölüyorum.

çAVUŞ:Heil demeden ölme sakın..Ölme, ölme..

(Tüfek ele geçirilir)

MIZRAK:Sakın kıpırdamayın..Hepinizi tahtalarım. çavuş, gel buraya. Önüme düş ve bizi  doğru atlarımızın yanına götür. Haydi bakalım, yürü.

 

          BEŞİNCİ SAHNE

(Mağarada)

 HÜSREV-ŞAVUR-ŞİRİN-ELIF-GÜLDALI

 

ŞAVUR: Şimdi ne olacak Hüsrev beyim?

HÜSREV:Ne, ne olacak?

ŞAVUR:Yurtsuz, yuvasız kaldık. Behram babanızın gözlerini kör edip zindana atmış. Kendini sultan ilan etmiş.

HÜSREV:Aldırma..

ŞAVUR:Aldırmaymış..Son zamanlarda biraz dünyalık edindiydik, hepsi uçup gitti. Ah şu kafa ah..Az daha, biraz daha olsun derken, elimizdekini de kaçırdık. Behram'la anlaşmak varmış ama..Olmadı işte.İnat etmeyip de Rum kayserinden yardım istese, belki saltanatı yeniden ele geçiririz ama..

HÜSREV:Şavur!

ŞAVUR:Evet.

HÜSREV:Aldırma diyorum sana.. Sultanlığın birini kaybettikse, ötekini alacağız az sonra.

ŞAVUR:Nasıl?

HÜSREV:Biz kimin memleketinde bulunuyoruz burada?

ŞAVUR:Şirin hanımın memleketinde..

HÜSREV:Pekii Şirin hanım bir prenses değil mi?

ŞAVUR:Prenses..

HÜSREV:Eee.. Ben onunla evlenirsem ne olurum? Babası ölünce, erkek kardeşi delinin teki olduğuna göre tahta kim geçecek?

ŞAVUR: Şirin hanım..

HÜSREV:Gördün mü işte! Ha Şirin hanım, ha ben.. Saltanatı bana bırakır, ben de olurum Sultan..

ŞAVUR:Ama Şirin hanımın babası genç sayılır. Sağlıklı da üstelik.

HÜSREV: Azrailin ne zaman geleceği belli olmaz. Bakarsın biri azrail kılığına giriverir.

ŞAVUR: Susun, susun.. Şirin hanım geliyor.

 

ŞİRİN:Hüsrev bey..

HÜSREV:Güzelliğinizin esiriyim Şirin hanım.

ŞİRİN:çok üzgünüm Hüsrev bey.

HÜSREV:Bense..Beni görünce mutlu olacağınızı sanırdım.

ŞİRİN:Mutluyum tabii. Ama babanız için.. Üzgünüm ama, onun ölüm haberini aldık az önce.. Başınız  sağolsun Hüsrev bey!

HÜSREV:Kadere karşı gelinmez Şirin hanım. Benim kaderim şunca zaman sonra güzelliğinizin karşısında diz çökmeyi emrediyor.

Bunun için çok mutluyum..

Değil sultanlığı, canımı bile feda etmeğe hazırım.

ŞİRİN:Hüsrev bey? Ne yapıyorsunuz? Kendinize gelin.

HÜSREV:Sultanlık da neymiş, canım feda olsun size..

ŞİRİN:Sultanlığınızı ben mi aldım? Ülkenizin başına bir eşkiya oturdu. Siz savaşmayıp kaçtınız.Gidip savaşsanıza babanızın kaatilleriyle.. Gücünüz benim gibi bir kadına mı yetiyor? Mızraak! Elif, Güldalı!

 

HÜSREV: Şavur.. İlk defa.. Ömrümde ilk defa bir kadın reddediyor beni.. Sen haklıymışsın..çaremiz yok.Gidip Rum kayserinden yardım isteyeceğim. Haydi hazırlan, hemen yola çıkalım.

 

MIZRAK: Gitmişler. Kimse yok burada.

ŞİRİN:Söylenenler doğruymuş demek ki. O beni sevmiyor. Sadece prensesliğimle, babamın zeninliğiyle ilgileniyor. Zenginlik dediğin ne ki.. Sevgisiz zenginliğin ne önemi var?. Ben iyiliği seviyorum.. Güzelliği, insanlığı seviyorum ben. Bu hırstan, bu açgözlülükten nefret ediyorum.. Nefret ediyorum.. Nefret!

 

ELIF: Sana kaç defa anlatmaya çalıştım ama dinlemedin ki..

 

GÜLDALI: Elif, bırak şimdi bunları.. Zaten kızın dünyası yıkıldı.

 

ELIF: Öyle yalancı dünya neme gerek.

 

GÜLDALI: Tamam, tamam, anladık, sen akıllısın.. Sus artık.

   

 

      ALTINCI SAHNE

(İmparatorun huzurunda)

İMPARATOR-MARİA-ASKERLER-HÜSREV

 

MARİA: Ay ne yakışıklı bir erkek..

HÜSREV:Yüce imparatoru en samimi duygularımla selamlarım!

İMPARATOR:Ayağa kalk genç prens..Başınıza gelenleri duydum. Üzüldüm.Size ne gibi bir yardımım olabilir?

MARİA:Müthiş yakışıklı.. Aay, aşık oluyorum galiba..

HÜSREV:Babamın tahtını ele geçiren ordu komutanı Behram'ı devirmek istiyorum.Bu adam orada kaldığı sürece, bütün sultanlar, imparatorlar için kötü bir örnek olur.

MARİA:Doğru söylüyor babacığım..Yakışıklı adam, müthiş yakışıklı..

HÜSREV:Etrafına kaatilleri, kaçakları toplayan her kendini bilmez, tahtı ele geçirmek isteyecektir. Dünyamız karışacak, savaşlar çıkacaktır.

MARİA:Amaan.. Ne anlıyorlar savaştan bilmem ki.. İlla birşey yapacaklarsa, savaşmasınlar, sevişsinler. Aay, ne yakışıklı adam!

İMPARATOR:Doğru söylüyorsun genç prens.Vezirin Gavur..yoksa Şavur muydu? Her kim ise, boşver, ülkende çok petrol çıktığını söyledi.Artık birazcık da bana gönderirsin. Yuvarlanan homurtulu tekerleklere binmekten korkarım ben.. Ama olsun, başkaları homurdatmak istiyor yuvarlanan homurtulu tekerlekleri.. Sana yardım edeceğim.

MARİA:(...)

İMPARATOR:Ama bir arzum var..

HÜSREV:Arzunuzu emir sayarım yüce imparator!

İMPARATOR:Akıllı bir prenssin, canım..Seninle akraba olmak bana zevk verecektir.

MARİA:Aay, gene evleniyorum!

İMPARATOR:Kızım prenses Maria'nın son kocası bir savaşta öldü. Zavallı kızım bir çocukla dul kaldı.

MARİA:Durup dururken ölü ölüverdi adamlar.Amaan olsun, hiçbiri böyle yakışıklı değildi zaten..

İMPARATOR:Sana vereceğim kuvvetler hazırlanıncaya kadar düğününüz bitmiş, evlenmiş olursunuz. Ülkene sultan olarak döneceksin genç prens..

(GONG) Düğün hazırlıkları başlasın..Kırk gün, kırk gece şenlik yapılsın..

MARİA:Kırk gün kim bekleyecek baba, üç gün yeter.

 

          YEDİNCİ SAHNE

(Dağda)

ŞİRİN-MIZRAK-MUHAFİZ-FERHAT-İŞÇILER-POSTACI-GÜLDALI-ELİF

 

ŞİRİN:Nerede kaldı bu Mimarbaşı? Hangi cehennemin dibine girdi bu adam?

MUHAFİZ:Her yerde aratıyorum prensesim. Merak etmeyin, cehennemin dibine bile girse bulacağım onu.

ŞİRİN:Ne biçim insan bu? Kaç ay oldu hala sarayıma su çıkartamadı. Yağmur mu yağması lazım illa?. Öldük susuzluktan. İstanbul'u geçti burası. Terkos gölüne çevirdiniz  etrafı..

MIZRAK: Zavallı kardeşimin başına vurdu susuzluk. Delirecek valla.. Akıllı olsa bu çölde yaşar mı? Su bulsanıza ulan, namussuz deliler!

ŞİRİN:Ah o Mimarbaşı olacak adam bir elime geçse. İstediğiniz kadar su çıkarırım demişti bana.

MIZRAK: Hayali su..

ŞİRİN: Allah kahretsin bu hayali sucuları! Nereden çıktılar başımıza bilmem ki!

 

POSTACİ:Selamaleyküm. Men el-car– el-kerım– vel-Şırın?

ŞİRİN:Ne söylüyor bu adam?

MUHAFİZ:Sizi arıyor sultanım.

POSTACİ:Heza mekt–büke..

ŞİRİN:Mektup mu? Ver bakayım..

POSTACİ:Eyna bahşışiy?

MUHAFİZ:Hadi, hadi..çekil..

POSTACİ:Hadi, hadi çekil..İlla belaüke vel mektuba..

ŞİRİN:Aa.. Mimarbaşı göndermiş bu mektubu.. (..) Allah kahretsin!. Yurtdışına kaçmış. Benden aldığı paraları da İsviçre bankalarına yatırmış. Hakkını helal et diyor. Utanmaz adam.

 

MUHAFİZ:Yılan.. Yılan var.. İmdaat!...

 

ŞİRİN: Öldür.. Öldür onu!..

FERHAT:Sultanım, zavallı susuzluktan bunalmış belli ki.. Yoksa çıkıp gelmezdi insanların üzerine. Bağışlayın onun canını..

ŞİRİN: Ama o bir yılan!

FERHAT:Evet sultanım..Ömrü boyunca sürünen bir zavallı.. Cennetten kovulmuşluğun acısıyla ne yaptığını bilmeyen bir garip..

 

ŞİRİN:Yüreğinden konuşuyorsun..Sıcak, samimı..

FERHAT:Sultanımın olduğu yere yürek sıcaklığından, gönül dostluğundan başka birşey yakışmaz, sultanım.

ŞİRİN:(..) Adın ne senin?

FERHAT:Ferhat, sultanım..

 

MUHAFİZ:Bu ne küstahlık böyle?. Sultahımızın yüzüne nasıl bakabilirsin sen?  Yere çök!.. Yüzünü dön!..

FERHAT:Asıl küstahlık, Allah'ın yarattığı güzelliğe sırt çevirmektir!

MUHAFİZ:Bak hala konuşuyor.. Şimdi seni yere sererim!

ŞİRİN:Sus sen!..Yiğitliğini az önce yılan üzerime gelirken gösterseydin ya.. Rahat bırak bizi..

: Bu su Ferhat.. Susuzluktan perişan oldum..

FERHAT:Sultanım emrederlerse, kısa zamanda kendilerini suya kavuşturabilirim.

ŞİRİN: Nasıl yapacaksın bunu? Bak, Mimarbaşı'nın hesabı bile tutmadı.

FERHAT:Gönül hesabı, akıl hesabına sığmaz Sultanım.

ŞİRİN:Peki.. Dene öyleyse..

 

MIZRAK:Mert bir delikanlı..

ŞİRİN:Soylu bir yüreği var.

MIZRAK:Onunla evlensene Şirin. çok iyi bir adam o.

ELIF: Mızrak’tan ilk defa böyle birşey duyuyorum.

GÜLDALI: Abdala  mâlum olurmuş. Yakışıklı da üstelik..

 

 

SEKİZİNCİ SAHNE

 

(Sarayda)

HÜSREV-ŞAVUR-HAZNEDAR-MARİA

 

HÜSREV:Yok Şavur, yok. Hiçbir şeyin tadı yok..İşte babamın intikamını aldım. Tahta oturdum.Rum kayserine damat oldum..Ama içimde öyle büyük bir boşluk var ki..

ŞAVUR:Şirin hanımı unutamıyorsunuz Sultanım.. Ama elde etmek için de hiçbir şey yapmıyorsunuz..

HÜSREV:Onun gönlü bir başkasındaymış şimdi.. Ferhat adında bir gençle ilgileniyormuş..

ŞAVUR:Gönül dediğin nedir Sultanım! O gence üç-beş kuruş verir uzaklaşmasını sağlarız. Emredin,Şirin hanımı  kendi ayaklarıyla tıpış tıpış getirteyim buraya..

HÜSREV:Sakın ha.. Maria duyarsa ne yaparız sonra? Geçen gün kendisiyle pişti oynamadım diye kızdı, babasına gidecek oldu. Valla tacı da, tahtı da kaybederiz sonra..Her neyse.. Bırak da içip eğlenelim biraz..

ŞAVUR:Heey oradakiler!. Sultanım felekten bir gün çalmak isterler. Hadi göreyim sizi.

(Tef sesleri)

MARİA:A aa! Ne yapıyorsunuz böyle? Bu kadın da kim böyle? Nereye gidiyor yılan gibi kıvrıla kıvrıla. Kocamın huzuruna mıgidiyorsun böyle çırıl çıplak. Sokacak mısın onu? Defol git hadi. Sultan kocam için ben oynayacağım.. Müzik.. Müzik istiyorum..

 

(Rep müziği..)

 

HÜSREV:Yeter.. Yeter!.. Kesin artık.. Defolun başımdan..

MARİA:Aa..Ne oluyor imparator babamın damadı? Niye bağırıyorsun öyle?

HÜSREV:Maria.. Güzelim.. Başım ağırıyor.. Birbaşka zaman oynarsın benim için.. Şimdi odana git, biraz dinlen istersen..

MARİA:Madem başın ağrıyor.. Olur.. Zaten şu keçi sakallıyı görünce benim de başım ağrıyor. Senin başını da bu keçi sakallı ağrıtıyordur. Kessene onun sakallarını imparator babamın damadı.

HÜSREV:Olur canım. Keserim. Hadi şimdi git sen..

MARİA:Olur. Teodor! Benim güzeller güzeli sultanımın oğulcuğu.. Gel gidelim hadi..

 

HÜSREV:Ah, ah.. Nerden evlendim şu kadınla.. Tacım, tahtım olmayaydı da,  Şirin gibi bir yarim olaydı.

ŞAVUR:Doğan, bir gün ölür sultanım. Her işin vardır bir çaresi.

HÜSREV:Gene ne düşünüyorsun sen?

ŞAVUR:Maria sultan hastadır, hünkarım..

HÜSREV:Kafadan.. Senden, benden çok yaşar böyleleri..

ŞAVUR:Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane, denmiştir sultanım..

HÜSREV:(..) Peki.. Maria sultanın başı ağrısın.. Ama acısını kendisi bile duymasın..

ŞAVUR:Siz merak etmeyin sultanım!.

 

          DOKUZUNCU SAHNE

(Dağda)

İHTİYAR-FERHAT-ŞİRİN-MIZRAK-MUHAFIZ -ŞİRİN- GÜLDALI

FERHAT: (Dağlar seni delik delik delerim...)

İHTİYAR: Eyvah..Gene bir yıldız uçtu.. Eyvah.. Gene bir yürek tutuştu. Eyvah.. Gene bir destan doğdu gelecek çağlara.. Ah delikanlı.. Ah, zavallı Ferhat.. Dağları deleceksin a oğul, dağları deleceksin.. Lakin, alın yazın ak yazılmamıştır.. Gözlerini kamaştıran ışık, ölüm çeşmesinin parıltısıdır..Yakacak seni oğul, yakacak seni.. Yakacak.. yakacak.. Yakacak...

 

FERHAT: Bismillahirrahmanirrahim...

 

ŞİRİN:Su.. Su.. Başardın Ferhat.. Başardın.. Dağları yardın ve başardın.. Su..

MIZRAK:Su..

MUHAFİZ:Su..Vallahi su, billahi su..

ŞİRİN:Aman Allahım! Nasıl yaptın bunu Ferhat? Dile benden, ne dilersen dile..Söyle Ferhat.. Ne dilersin söyle!

FERHAT:Sağlığınızı dilerim sultanım.. Su gibi aziz olun, bunu dilerim.

ŞİRİN:Yetmez Ferhat, yetmez.. Bana dünyayı bağışladın..Ben de sana.. Aslıhan! Ver benim çantamı..Al Ferhat.. Al bu altınları.. Bunu da.. Bunu da..

FERHAT:Sultanım, bağışlayın beni..

ŞİRİN:Ama bunlar senin hakkın.. Kendi rızamla veriyorum..

FERHAT: Sultanım, para, pul el kiridir. Gönül çeşmesinde el kirini temizlemek mümkün değil.. Bunları isteyenine verin, yeridir. Beni bağışlayın, sultanım..

MIZRAK: Al bir deli daha!

 

          ONUNCU SAHNE

ŞİRİN-MIZRAK-MUHAFİZ-VEZIR

(Şirin elindeki mektubu okur, oturur.)

ŞİRİN:Zavallı kadın.. Zavallı Maria. Yurdundan, yuvasından uzakta öldü gitti demek ha.. Bir Sultan hanımı olmak için taa oralardan ne diye kalkıp geldi bilmem ki.. Zavallı.. Zavallı Maria.. Toprağın bol olsun e mi!

MUHAFİZ: Sultanım.. Sultanım.. Felaket!

ŞİRİN:Ne oluyor? Ne bu halin? Ne var?

MUHAFİZ:Felaket sultanım.. Babanız.. Sultan babanız..

ŞİRİN:Ne oldu babama? Babama ne olmuş? Söylesene ne olmuş babama?

MUHAFİZ:Babanız Hakkın rahmetine kavuşmuş sultanım..

ŞİRİN:Nee? Babam mı? Aman Allahım! Ne biçim gün bu? Peşpeşe ölüm haberleri getiriyorlar bana..

MUHAFİZ:Sultanım, babanızın ihtiyar veziri dışarıda bekliyor.

ŞİRİN:çağır, gelsin..

VEZİR:Ölüm, Allah'ın emridir sultanım.. Lakin, ölenle ölünmez. Başımız sağ olsun!

ŞİRİN:Nasıl oldu?

VEZİR:Ecel, sultanım..

ŞİRİN:Ne zaman?

VEZİR:On gün önce sultanım..

ŞİRİN:Nee? On gün oluyor da bana şimdi mi haber veriyorsunuz?

VEZİR:Saltanatın düşmanları çoktur sultanım..Sizi sultanlığa, haşa layık görmeyenler ayaklanıverdiler. Onlarla uğraştım. İşte sultanlık mühürü, buyurunuz sultanım.

ŞİRİN:(..)

     :"Ben kendi mutluluğunu bile bulamayan biriyim. İnsanları nasıl mutlu edebilirim? Gözlerini para, pul, makam hırsı bürümüş insanlarla nasıl uğraşabilirim ben? Ne demişti Ferhat, para, pul

el kiridir. Onu gönül çeşmesi bile temizleyemez. Saltanat dediğin nedir ki!.. El kiri..."

     :Alın bu mühürü.. Kendi rızamla sultanlıktan vazgeçiyorum.. Sultanlığa siz benden daha çok layıksınız. Tek dileğim, insanları mutlu etmenizdir. Kötülere aman vermeyin.. Düşkünlerin, kimsesizlerin, zayıfların dostu olun. Buyurun mührünüzü.. Sultanım..

 

          ONBİRİNCİ SAHNE

(Sarayda)

HÜSREV-ŞAVUR

 

ŞAVUR:Demek öyle.. Sultanlıktan kendi rızasıyla vazgeçti demek ki..

HÜSREV:Belli ki Ferhat için yaptı bu işi..Artık o da onun gibi sıradan bir insan.. Anlaşılıyor.. Ne düşündüğü anlaşılıyor. Herşey tam yoluna girmişken.

ŞAVUR:Umutsuzluğa kapılmayınız sultanım.. Her işin bir çaresi bulunur.

HÜSREV:Hayır, hayır.. Bu kere herşey bitti.

ŞAVUR:Kulunuza itimat ediniz sultanım. Herşey eskisinden daha güzel olacak. Şirin hanımın sultanlığı geri alması o kadar zor değil..

HÜSREV:Ferhat'ı padişah yapmak için mi?

ŞAVUR:Estağfurullah sultanım.. O da kimmiş padişah  olacak.. Şirin hanımın yazısı sizinle bile yazılmıştır. O sizindir, erinde gecinde..

HÜSREV:Hiç umudum yok..

ŞAVUR:Siz işi bana bırakın, yeter. Herşey yoluna girecektir, merak etmeyin. Bu Ferhat denen adam, kızcağızın gözünü boyayan bir büyücü anlaşılan. Büyüyü bozmamız lazım..

HÜSREV: İyi ya.. Bozdur işte.

ŞAVUR: Hah.. Beklediğim adam geliyor. Ondan iltifatınızı esirgemeyiniz Sultanım..

HÜSREV: Senin iltifat dediğin kimbilir kaç kese altına malolacak bana..

ŞAVUR: Yalvarırım beni yanlış anlamayınız. Topu topu on kese altın yeter de artar bile. Siz odanıza geçip istirahat buyurunuz sadece..

HÜSREV: On kese!.. Vay bee.. Ne ise..Al bakalım. (Keseler)

ŞAVUR: Buyurunuz, buyurunuz Paşa hazretleri!.

MUHAFİZ:Paşa mı? Hani nerede?

ŞAVUR:Zat-ı aliniz efendim, zat-ı aliniz... Arzu ederseniz, padişahımız Hüsrev Bey hazretleri sizi derhal paşa tayin etmeye hazırlar.

MUHAFİZ:Paşa mı? Sahici paşa mı?

ŞAVUR: Elbette Paşam, elbette.. Kendilerine küçük bir hizmette bulunmanız yeter de artar bile bu iş için.

MUHAFİZ: Zor olmasın ama.. Canım yanmasın.. Kan görünce dayanamam ben..

ŞAVUR:Elbette paşam, elbette.. Sizi kansız paşa yapıyor Hüsrev padişahımız..

MUHAFİZ:Bu iyi işte.. Peki ne yapmam lazım?

ŞAVUR: çok kolay.. (Kulağına eğilir, fısıldar.) (Muhafız güler.)

 

 

          ONİKİNCİ SAHNE

(Dağda)

FERHAT-MUHAFİZ

 

FERHAT:(Türkü söyler: Dağlar seni...)

MUAFİZ:Ferhaat.. Ferhaaat..

FERHAT:Şirin'imin Muhafızının sesi bu..

MUHAFİZ:Ferhaat..

FERHAT:Sizi duyuyorum Muhafız efendi.. Ne oldu, ne var?

MUHAFİZ:Sen hala muhafız de bakalım..Gözün paşa görmemiş anlaşılan.. Şirin hanım..Ferhat.. Şirin hanım..

FERHAT:Ne oldu Şirin hanıma?.. Söyle.. Allahaşkına söyle..Ne oldu Şirinime.. Melekler meleğime ne oldu?

MUHAFİZ:Şirin.. Şirin..

FERHAT:Allah'ı bilmez misin? Niçin susuyorsun? Söyle.. N'olur söyle...

MUHAFİZ:Şirin  öldü Ferhat!.. Şirin hanım öldü!

FERHAT:(...)

      :Hayır.. Şirin ölmez.. Ölemez.. Bu dünyanın kötülüklerinden kaçtı sadece.. Sonsuzluğa.. ebedı güzelliğe.. ebedı iyiliğe, mutluluğa gitti. Bak işte güneş de karardı.. Gözlerimin ışığı da.. Şirin.. Bekle.. Bekle.. Şiriiiiin!...