-
-
-
-
YARIM YÜZYILIN SONUNDA:
-
-
-
-
-
-
Avrupa Türklerinin Konumu
KAPILDIM, GİDİYORUM
-
-
-
Türk-Alman İşçi
Mübadele Anlaşmasının imzalandığı 30 Ekim 1961 tarihinde Federal
Almanyada 2700 Türk işçisi çalışmaktaydı. Bu sayı, bir yıl sonra %300
artarak 6800e, 1966da 34.410a yükselmişti. Aynı yıl Alman İş
Kurumunun İstanbul bürosu direktörü Theodor Marquard Almanyadaki Türk
işçileriyle ilgili olarak
içlerinden çoğu Almanyada yeni bir hayat kuracaklar, orada kök
salacaklar, sadece birer turist olarak vatanlarını görmeye gelecekler,
sözlerini ne Alman ne de Türk hükümetleri ciddiye almıştı; zira bizler
Almanya için birer gastarbeiter", Türkiye için gurbetçi"
idik; günün birinde misafirlik bitecek, gurbetten dönecektik.
-
-
-
Başlangıçta bizleri özel muayeneden
geçirerek sağlamlığı belgelenmiş
birer kol makinası olarak görenler, günün birinde
insan"
olduğumuzu farkedince şaşırdılar ve işgücü bekleniyordu,
insanlar çıkageldi,
dediler, ama resmi dilde adımızı misafir işçi olarak telaffuz
etmeğe devam ettiler.
-
-
-
-
-
-
-
MİHMAN,
-
-
-
MİHMAN ÜSTÜNE!..
-
-
Gerçi hiçbirimiz
misafirliğimizi uzatmak niyetinde değildik; içimizde 3-5 yıl kemerlerini
dişlerinden daha çok sıkanlarımız oldu; şehirlerden
bir daire ya da takım, tezgâh parası için gelen zanaatkâr
kısmımız ile kırsal kesimden beş, on dönüm tarla, - belki- bir
traktör" alabilme niyetiyle gelenlerimizin bir kısmı, bu emellerini
gerçekleştirebilecekleri birikime ulaşır ulaşmaz geriye döndüler; ancak
burada kalanlarımıza her yıl yenileri eklendi. Üstelik bizim dışgöç
olgumuz yurdışına işçi gönderen diğer hiçbir ülkede görülmeyen yeni
kurumlaşmalara da yol açtı.
-
-
-
-
-
-
ALMANYA KOOPERATİFLERİ
-
-
1965 yılında
kırsal yörelerdeki kooperatiflerin gelişmeleri için anapara
oluşturabilmelerine katkı sağlamak üzere kooperatif üyelerinin işçi
olarak yurtdışına gönderilmelerine öncelik tanınınca ülkemizde binlerce
yeni Köy Kalkınma Kooperatifleri kuruldu. *) Bu kooperatifler
devletimizin dışgöç olgusuna akılcı bir yaklaşımının sonucu olarak
doğmuşsa da belli işlevlerde üretime yöneltilemeyerek Almanya
Kooparatifleri niteliğine dönüşerek kağıt üzerinde kaldılar.
-
-
-
-
-
GÖÇE DEVAM...
-
-
Sayıları 5301e
ulaşan kooperatifler ve İİBK yoluyla gelemeyenlerimiz yurdışındaki
akrabaları vasıtasıyla isme çağrı
yöntemini ya da bir Türk buluşu olan turist" sıfatıyla göçmeğe
devam ettiler. Onlar ne sağlık muayenesi, ne usta-çırak belgesi ne de
bonservis dayatmalarına kulak astılar ve böylece Avrupa ekonomilerinin
sadece
nitelikli işçi"
alma çabalarını da delmiş oldular. Resmi verilere göre 1961 yılında
1.476 olan işçi sayımız, Avrupada petrol krizinin başladığı 1973
yılında 775.455i bulmuştu; ancak bu sayıya kaçak ve turist
statüsündekilerle eş ve çocuklar da eklenince, Avrupadaki toplam
vatandaş sayımız 1 milyon tavanını zorlamaktaydı.
-
-
-
-
-
VE KRİZ!
-
-
1973 yılında
meydana gelen petrol krizi, başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa
ülkelerinin işçi alımını dondurmalarına yolaçtı; ancak korkulduğu gibi
batıda kitlesel bir işsizliğin meydana gelmemesi (Yabancı işçiler
arasında işsizlik oranı % 4,2de kalmıştı.) ancak Türkiyede başgösteren
darboğazların korkutucu boyutlara ulaşması, üstelik batı ekonomilerinin
ucuz işgücünden yararlanma eğilimlerinin sürmesi, hükümetlerin de aile
birleşimi yaklaşımıyla bu durumu destekler bir tutum sergilemeleri
sonucu Avrupada sayımız artmaya devam etti.
-
-
-
-
-
GERİ DÖNÜŞ TEŞVİKLERİNE
RAĞMEN KALICILIK
-
-
Federal Alman
istatistikleri Eylül1973te 605.000 olan Türk işçilerinin sayısının
1976da 521.000e düştüğünü göstermesine karşın bu sayının içinde
çalışmayan ancak ileride gerekebilir düşüncesiyle çalışma izni için
başvuran işçi yakınlarının da bulunduğu düşünülmektedir; zaten OECD,
1974-1976 dönemi için kesin dönüş yapan işçilerimizin sayısını 80.000
olarak vermektedir.
-
-
Dışgöçün belirgin özelliklerinden biri,
beklenen doyuma ulaşıldığında geri dönmektir; ancak geri dönüş
ortamındaki uygunluk kriteri beklentileri karşılayamayacak bir durum
sergilediğinden dönüş planlarında erteleme" olgusu göze çarpmaktadır.
Türk hükümetlerinin dışgöç olgusuna sadece döviz girdisi gözüyle
bakmış olduklarının bir kanıtı da, geriye dönenlerin sayılarının bile
istatistiklere alınmamış olmasıdır; bu acı gerçek günümüzde de
geçerliliğini korumakta, parçalanmış aile yapıları, özellikle çocuk ve
gençlerin dönüş yerlerindeki sosyalizasyon farklılıklarından doğan
sorunlarının giderilerek ana bünyeye yeniden intibakları gibi
meselelerle ilgilenilmemektedir.
-
-
-
-
-
DÖNENLER DE DÖNDÜLER...
-
-
Dönüş göçü,
dışgöç kadar hatta ondan daha da karmaşık bir türeve sahiptir;
ekonomilerarası ilişkilerden, dönen kişinin yakın etkilenme çevresine,
bu çevrenin genel yapı içindeki somut koşullarına, aile bireylerinin
beklenti ve yeteneklerine kadar uzanan geniş bir etkilenme sözkonusudur;
bu yüzden özellikle çocuk ve gençlerin köy toplumuna intibak
edemeyecekleri düşüncesiyle dönüşlerin genellikle şehir merkezlerine ya
da metropollere yöneldiği görüldü. Ancak Türkiye ekonomisinin giderek
ağırlaşan şartları üretime yöneltilemeyen birikimlerinin birkaç yıl
içinde erimesi, dönüşçülerin yeniden dışgöçe koşulmalarına yolaçtı.
-
-
-
-
Kaynak: A.Gitmez,
Beklentiler-Gerçekleşenler, ODTÜ-Ankara, 1989
-
-
-
-
-
ŞİRKET SAHİBİ DE OLDUK, AMA
-
-
İ lk
işçi şirketi düşüncesi daha 1964 yılında ortaya çıkmıştı. 1965
başlarında 10 milyon TL.lık sermayesinin tamamı yurtdışındaki
işçilerden sağlanan 2300 ortaklı TÜRKSAN, sonradan gelişecek olan işçi
şirketlerine örnek oldu. 1970 yılında sayıları 120ye, 1979da 224e
ulaşan işçi şirketlerindeki suistimalleri sonra erdirmek, işçi
şirketlerine danışmanlık hizmetleri ve kredi vermek için kurulan ve
sonradan Türkiye Kalkınma Bankası adını alan Devlet Sanayi ve Yatırım
Bankası (DESİYAB), 1999da 32,7 milyon dolarlık batık kredi ile çıkmaza
düşünce yurtdışındaki işçilerimiz başka arayışlar içine girdiler. Eğer
bu düşünce yeterince değerlendirilebilseydi ülkemiz emsalsiz bir şirket
türü yaratacak, para hareketlerine bağlı borsacılık yerine tasarrufların
üretime aktarıldığı mğkemmel bir sisteme öncülük edecekti; ama olmadı ve
yurtdışındaki işçilerimiz Türk bankalarına ve bankerlerine de
güvenemedikleri için yabancı bankalara yöneldiler. Ne yazık ki bu durum,
ileride onların dinî inaçlarını istismar edenlere yeni bir suistimal
kapısı aralayacak ve Helâl Kazanç Şirketleri" de türeyecekti.
-
-
-
-
-
Bre biz Türküz" bizde adam çoktur
"
/ya da/ MİLYONLARA ULAŞTIK
-
-
Yurtdışında ikinci
kuşak serpilirken Türkiyede özellikle 1975lerden sonra artan terör
olayları eş ve çocuklarını Türkiyede bırakmış işçilerimizi de
kaygılandırdı ve aile birleşimi kaleminden yeni bir göç dalgası
başladı; tek kelime yabancı dil bilmeyen her yaştan çocuk ve gencimizin
çıkıp gelmesi ve 16 yaşından küçüklerin 9 yıllık mecburi eğitim
kapsamında okulları doldurması, özellikle Alman eğitimcileri yeni
arayışlara itti. O güne kadar az sayıda okulda Türkçe Tamamlama
Dersleri adı altında verilmekte olan anadil dersleri Krefeld Modeli
adı altında yeniden biçimlendirilerek Türk çocuklarını ayrı bir sınıfa
doldurdular. Burada matematik, fen ve sosyal bilgiler dersleri Türkçe
olarak veriliyor, haftada 4 saat Almanca Öğrenme dersleri veriliyordu.
Çok sayıda Türkün yaşadığı NRW eyaleti, Türkiyenin öğretmen göndermesi
uygulamasını terkederek kendi başına öğretmen atamayı yeğledi.

-
-
Başta Almanya olmak üzere 1981 yılı
başından itibaren 16 yaşını doldurmuş T.C. vatandaşlarına vize
uygulamasına geçilecek olmasının duyulması okursa okutmak, değilse işçi
yapmak düşüncesiyle Türkiyede ortaokul ve liselerde bulunan gençlerin
de dalga dalga getirilmesine yol açtı. Artık milyonlara ulaşmıştık
-
-
-
-
-
-
-
"TÜRKEN RAUS!.. DEUTSCHLAND DEN
DEUTSCHEN..."
-
-
1960larda Türk sosyal bilimciler
batı kültürü, bu yüzbinlerce işçinin bir trafik halinde gidiş-gelişi
ile memleketin içtimai strüktürünün hücrelerine kadar nüfuz edecek, (
)
garp kültürü, kütle teması ile bu insanların şahıslarında köylere,
kasabalara kadar yayılacaktır."
(Tuna,1965) beklentisi içindeyken 80lerde Avrupada Anadolu köylerini
andıran gettolar" oluşuyordu. 1973 krizinden beri kıpırdanmaya
başlayan Neo-Nazi" hareketler 1980lerde ivme kazanmaya
Yabancılar dışarı sloganları Türkler üzerinde odaklanarak, Türkler
dışarı"
biçimine dönüşüyordu. Ne mutlu Türküm diyene," özdeyişiyle
büyümüş ve kendi değerlerinden asla şüphe etmeyen özellikle vize-önü
dalgasıyla kopup gelmiş genç insanların yürekleri, istenmezlik
duygusuyla burkuluyor, dil ve bilgi yetersizliği yüzünden kendilerini
sözel olarak savunamayınca yumruklarını daha sık kullanmaya
başlıyorlardı. Elbette bu durum Türk karşıtlarının işini kolaylaştırmış,
başlangıçta yaya yolunda bisiklet süren Türk çocuğu ile kavgada bıçak
kullanan Türk genci
Suç İşleyen Türkler"
genel kategorisine konulduğu için istatistik eğrileri tavana vurmuş,
adımız kısa zamanda kriminel Türkler"e çıkmıştı. O yıllarda
kurulan Nazi eğilimli Die Republikaner / Cumhuriyetçiler"
partisi oy patlaması yapmış, bazı eyalet parlamentolarında sandalyeler
kazanmağa başlamıştı.
-
-
Açıkça dışlanıyorduk; artık iş bulmada, ev
kiralamada, hatta alışveriş sırasında 3. sınıf insanlar yerine
konuluyorduk. Üzülüyorduk, kırılıyorduk.
-
-
(Yandaki "ilânlar" dışlanmanın hakaret
boyutlarında gerçekleştiğinin delilidir. Birinci kupürde çamaşırcı
arayan iş yeri sahibi başvuracakların sadece "Alman" olmasını ilk
şart olarak en üstte duyuruyor. İkinci ve üçüncü ilânlarda iş
istemek için başvuracaklardan Alman pasaportu göstermelerinin şart
olduğu belirtiyor ki, o yıllarda yabancılar Alman vatandaşlığına
geçemiyorlardı. Dördüncü ilân ise maalesef Almanya'da yayınlanan bir
Türk gazetesindendir ki ilânı veren şahıs "yabancılar ve atlar" arasında
hiçbir fark gözetmiyor.)
-
-
-
-
-
-
-
HEPİMİZ ALMANCIYIZ, AMA
-
-
Her madalyonun iki yüzü vardır; Avrupa
Türkleri için de öyle. Bu madalyonun her iki yüzüne birlikte bakarak bir
karşılaştırma yapılmasında sorunlar kadar fırsatları da görebilme
bakımından yarar vardır; ancak Almanyada yaşayan Türk nüfusunun
yoğunluğundan ötürü genellikle Avrupadaki Türkler denince akla
çoğunlukla Almanyadakiler ve onların sorunları-kazanımları gelmekte,
diğer Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin spesifik konumları
gölgede kalmaktadır. Bu yüzden kısaca diğer ülkelerde yaşayan Türklerin
demografik yapılarına ve bu ülkelere has sorunlarına / konumlarına da
eğilmek, ardından genel bir değerlendirmede bulunmak yararlı oalacaktır.
-
-
-
-
-
-
HOLLANDA
-
-
-
1964
yılında Hollandayla yapılan işgücü anlaşmasına tabii olarak bu
ülkeye gönderilmeğe başlanan işçilerimizde iki nitelik
aranmaktaydı:
-
-
-
-
-Kalifiye
olmayan işçiler 21-35, kalifiye ve uzman işçiler 23-45 yaş
arasında olacaklar,
-Hollandanın göndereceği sağlık heyeti tarafından seçilecekler.
-
-
-
-
Zaman
içinde Hollandaya gidenler Almanyadaki sürecin benzerini yaşayarak
bu gün 350. 000 sayısına ulaştılar. 6500ü üniversiteye devam eden
90 bin Türk asıllı öğrencinin bulunduğu Hollandada % 2.7 olan genel
işsizlik oranı yabancılar arasında %12ye, Türklerde ise % 28lere
ulaşmaktadır.
-
-
-
-
Büyük çoğunluğu ticaret ve
gastronomi alanında hizmet vermekte olan ve 5 milyar Euroluk
ciroya ulaşan 12500 Türk işyeri, yaklaşık 40.000 aile bireyini
beslemektedir. Hollandanın demografik yapısında meydana
gelmekte olan değişiklikler gözönüne alındığında girişimcilik
atağında bulunan ve oldukça genç bir nüfusa sahip olan Hollanda
Türkleri adına sevinilecek bir durum ortaya çıkmaktadır:
Önümüzdeki 10 yıl içinde Hollandalılara ait 50.000 işletme,
sahiplerinin yaşlılığı nedeniyle el değiştirecektir. Ancak
Avrupadaki bütün Türk girişimcilerinde olduğu gibi
Hollandadakilerde de temel iki eksiklik göze çarpmaktadır:
-Bilgi eksikliği,
-
-
-
-
-Ortak
çalışma alışkanlığının bulunmaması,
-Sermaye birleşiminden uzak durulması.
-
-
-
-
Uzun yıllar yabancılara karşı
Avrupada en liberal uygulamaları başlatan Hollanda, ne yazıkki
son yıllarda bu tutumunu terkederek daha önce tanıdığı hakları
bile kısıtlayıcı bir tavır içerisine girdi:
-
-
-
-
-
-
-Türklerin
yaklaşık % 60ının (200.000) yararlandığı çifte vatandaşlık
hakkını 1 Ekim 1997 tarihinden itibaren kaldırdı.
-
-
-
-
-
-
-Okullarda
Hollanda Eğitim Bakanlığı tarafından finanze edilen Anadil
(Türkçe) derslerini kaldırdı.
-İslamiyeti resmi din
olarak tanımasına rağmen kamu oyunu olumsuz yönlendiren
basın- yayın organlarındaki İslamfobik tavırlara
bugüne kadar duyarlılık göstermedi.
-Ermeni tezlerine
yakınlık göstererek soykırım iddilarını yasalaştırdı, bunu
tanımayan genç Türk politikacılarına karşı hem
Hristiyan demokrat Parti (CDA) hem de Sosyal Demokrat Parti
(PvdA) eş zamanlı olarak sindirme ve ihraç girişimlerine
yöneldiler.
-
-
-
Hollandaya aile birleşimi yoluyla
gelecek eşlerden Temel Hollandaca bilgisi şart koşuldu. Ülkede
yaşayan yaşlılardan bile Hollandaca bilmeyenlerin sosyal
haklarında sınırlamalara gidildi. Hatta 2006 yılında bir bakan
tarafından Hollanda sokaklarında Hollandaca dışında bir dille
sohbet edilmesinin bile yasaklanması istendi.
-
-
-
Bütün bu olumsuzluklara rağmen
Avrupa Türkleri arasında Hollandada yaşayanlar hâlâ en geniş
sosyal ve siyasal haklara sahip grup niteliğindedirler:
-
-
-
-
Ülkede 5 yıldır oturan ve 18
yaşını dolduran her yabancı gibi yerel yönetim seçimlerine
seçmen ve aday olarak katılma hakkına sahiptirler. Mart 2007de
yapılan son yerel yönetim seçiminde 140 Türk kökenli arkadaşımız
eyalet ve belediye meclislerine girmeyi başardılar.
-
-
-
-
Hollanda, bir Türkün bakanlık
üstlendiği 2. Avrupa ülkesi oldu.
-
-
-
BELÇİKA
-
-
Belçika ile 1964 yılında imzalanan göç
anlaşmasından sonra genellikle maden ocaklarında çalıştırılmak üzere
ülkeye getirilen Türklerin sayısı 1970li yıllardan itibaren aile
birleşimleri ve doğumlarla (% 4,7 / %3,5) bugün 125.000e ulaşmıştır.
Diğer ülkelerdeki iltica yasalarının sertleştirilmesi üzerine 1988-1997
yıllarında yoğun biçimde Belçikaya yönelen Türk ilticacılar (Toplam
iltica başvurusunun %25i) iltica başvurularının reddedilmeğe başlanması
ile azalmıştır. Türklerin 1/5i 19-31 yaş grubu arasında yer
bulunmaktadır.
-
-
Belçikadaki
federasyonlar arasındaki ekonomik ayrışmalar ve halkların yabancılara
karşı değişik sosyal tavırları Türklerin demografik yapılarında da
farklılıkların ortaya çıkmasına yol açmaktadır: Belçika genelinde
Türklerin % 7si serbest meslek alanında faaliyet göstermekte olup
bunların %20si Valonyada, % 37si Flaman bölgesinde, % 43ü ise
Brükseldedir.
-
-
Türklerin %51ini barındıran Flaman
bölgesinde Türkler arasında işsizlik oranı % 25 iken, bu sayı Brükselde
% 35e, Valon bölgesinde % 50ye ulaşmaktadır. Genel işsizlik oranında
Türkler % 54 ile en sıkıntılı grubu oluşturmaktadırlar. Türk
kadınlarının 1/3i büyük çoğunluğu vasıfsız ve kısa süreli işlerde olmak
üzere çalışma hayatı içinde bulunmaktadırlar.
-
-
Ne yazık ki Belçika Türklerinin eğitim
durumu da diğer ülkelerdeki soydaşlarımızın sergiledikleri tablo içinde
hiç de iç açıcı değildir. Anaokulu ve üniversite eğitimi yaş kuşağını
3-24 yaşla sınırlandırdığımızda Brükselde 27.000, Valonyada 19.000 ve
Flaman bölgesinde 17.000 genç insanımız okul eğitimi safhasında
bulunmaktadır. Türk çocuklarının 2/3si ilkokulda, 1/3ü ise lisede en
az bir yıl sınıfta kalmaktadırlar. Ortaöğretimin sona erdiği 18 yaş
sonrasında gençlerimizin %25inin diploma alamadığı, %60ının ise
yarı-vasıfsız elaman yetiştiren meslek okullarına kaydırıldığı
görülmektedir. Belçika genelinde engelliler okullarına gönderilen
öğrencilerin oranı %2,1 olduğu halde Türk çocuklarının oranı % 4,7dir.
Oysa üniversiteye devam eden Türk gençlerinin oranı sadece % 0,38de
kalmaktadır; ancak bunların yarısı yüksek öğrenimini tamamalayamadan
okuldan ayrılmaktadırlar. Eğitim alanındaki bu göstergeler, genel Türk
nüfusunun % 75inin niçin vasıfsız işçi statüsünde bulunduğunu ve
işsizlik oranının neden bu kadar yüksek olduğunu açıkça göstermektedir.
-
-
Belçikalı Türkler konusunu pembe bir çizgi
ile bitirmemiz gerekirse şunu söyleyebiliriz: 50.000 Türkün çifte
vatandaş statüsünde bulunduğu Belçika, Avrupada ilk Türk asıllı bakan
çıkaran ülkedir.
-
-
-
-
-
FRANSA
-
-
1962 yılında Fransada sadece 111 Türk
işçisi varken 1966da yapılan ikili ön anlaşmanın ardından bu sayı
1970te 18.228e 1981de ise 120.000e ulaştı. 10 yıl içinde ikiye
katlanan Fransadaki Türk nüfusu Fransız makamlarına göre günümüzde
392.000e, Türk makamlarına göreyse 500.000e yükselmiş durumdadır.
-
-
Ülkede sürekli oturanlar dikkate alınarak
yapılan istatistiklerde genel işsizlik oranı % 9,2 olarak verilmekteyse
de Fransa ile ülkeleri arasında sürekli gel-git yaşayan özellikle
Mağripliler hesaba katıldığında genel işsizlik % 12ye, Mağripliler
arasında %49a, Türkler arasında ise % 39a ulaşmaktadır.
-
-
Aslında
nesillerdir Fransa vatandaşı olan Mağriplilerin ikinci sınıf vatandaşlar
olarak görülmeleri ve bu insanların adeta kendileri için özel olarak
kurulmuş banliyölere yerleştirilmeleri, örgün eğitimin daha ilk
basamağından itibaren gerekli titizliğin gösterilmemesi, meslek eğitimi
veren işyerlerinin de ayrımcı bir politika uygulamaları bu kitlelerin
yoksullaşmasına, lumpen bir yapıya dönüşmesine ve huzursuzluğun iç
barışı tehdit eder boyutlara ulaşmasına yol açmıştır.
-
-
Başlangıçta Fransız kira ofislerince bu
etnik mahallelere yönlendirilen Türkler daha sonraları kendi özel
çabalarıyla oralardan uzaklaşmış ve diğerlerine göre Fransızlarla daha
iç içe yaşabilecekleri semtlere taşınmışlardır.
-
-
Eğitim alanında Fransa Türklerinin durumu
diğer ülkelerdeki insanlarımızınkinden pek farklılık göstermemektedir.
-
-
Üniversite veya yüksek okul mezunu Fransız
gençlerin oranı %35, Araplarda %22, Portekizlerde %27 olduğu halde bu
oran Türklerde maalesef %6ya düşmektedir.
-
-
Fransada da Türk öğrencilerin çoğu diğer
toplumlara göre en düşük eğitim derecesi veren okullara gönderilmekte,
bu okul türlerinde dahi bir çoğu diploma alamamakta, bitirebilenler ise
bu eğitimin amaçladığı mesleki yetiştirme sisteminde yerlerini
bulamamaktadırlar.
-
-
-
-
-
İNGİLTERE
-
-
İngiltere'de 150 bin dolayında
vatandaşımızın yaşadığı tahmin edilmektedir (bu rakama İngiltere'de
mülteci veya kaçak olarak bulunan vatandaşlarımızın sayısı da dahildir).
İngiltere'ye 1970'lerden itibaren yoğun bir şekilde gelmeye başlayan
vatandaşlarımızın yaklaşık %75'i Londra'da, %23 kadarı başta
Birmingham, Manchester, Liverpool ve Leeds olmak üzere Orta
İngiltere'de, geriye kalan bölümü ise İskoçya ve Kuzey İrlanda'da
yaşamaktadır.
-
-
İngiltere
Türk toplumu, değişik zamanlarda farklı amaçlarla İngiltere'ye gelen
Türkler ve Kıbrıslı Türklerden (yaklaşık 130 bin civarında)
oluşmaktadır. Çoğunluğu tekstil ve gıda sektörlerinde faaliyet
göstermektedir. Üzücü olan odur ki, Türkiye ve Kıbrıs kökenli Türkler
aynı dili konuşmalarına rağmen ayrı semtlerde oturmayı tercih etmekte ve
aralarında yakın bir ilişki bulunmamaktadır.
-
-
İngiltere İçişleri Bakanlığının
istatistiklerine göre her yıl ortalama 8 bin dolayında vatandaşımız
öğrenci vizesi ile bin dolayında vatandaşımız da "au pair" (üslenici
aile) vizesi ile İngiltere'ye giriş yapmaktadır.
-
-
İngiltere çifte vatandaşlık ilkesini
benimsemiştir. Yasal koşulları tamamlayan yabancılar, kendi
vatandaşlıklarını da koruyarak İngiliz vatandaşlığını kazanabilmektedir.
İngiliz vatandaşlığını kazanan vatandaşlarımızın toplam sayısı hakkında
kesin veriler bulunmamaktadır. İngiliz istatistiklerine göre, İngiliz
vatandaşlığına alınan Türk vatandaşlarının sayısı 1989da 446 kişi iken
bu sayı 2005te 6765 olarak gerçekleşmiştir.
-
-
İngilteredeki nüfusun %8ini oluşturan
göçmenlerin içersinde Türkler 7. en büyük nüfusa sahiptirler. Bunun
yanında İngiltereye vizeyle gelenlerin ise %13ünü, bir başka ifade ile
vize sahibi her 8 kişiden birinin Türk oluşu bu ülkenin bizim açımızdan
ticari, kültürel ve siyasal önemini göstermektedir.
-
-
İngilterede yaşayan Türklerin siyasal
yaşama da ilgi göstermeğe başlamaları sonucunda Türklerin seçme seçilme
oranı da son yıllarda arttış göstermiştir. seçme ve seçilme hakkına
sahip 18ini bitirmiş yaklaşık 25 bin İngiliz vatandaşı Türk bulunmakta
olup 2006 yılı içerisinde yapılan seçimlerde 17 Türk Belediye Meclisine
girmeyi başarmış bulunmaktadır.
-
-
İngilteredeki Tüklerin işgücü profili ise
şöyledir: %21i üst düzey yönetici, %25i otelcilik veya yiyecek
sektöründe çalışıyor, toptancılıkta çalışanların yüzdesi de 21, serbest
meslek %25, diğer kategoriler ise %8dir. İngilteredeki Türklerin
işsizlik oranının %10 civarında olmasının başlıca sebebi, beceri
eksikliğidir; zira kalifiye Türk işçisi iş bulmakta sıkıntı
çekmemektedir.
-
-
-
-
-
VE DİĞERLERİ
-
-
-
Avusturya'da 134.229 Türk'ten 57 bin 98'i çalışıyor, Türkler
arasında işsizlik oranı % 10.75.
-
-
-
İsveç'te 38.844 Türk'ten
5.800'ü çalışıyor, Türkler arasında işsizlik oranı % 22.5.
-
-
-
Danimarka'da 35.232 Türk'ten
15 .596'sı çalışıyor, Türkler arasında işsizlik oranı % 5.7.
-
-
-
Avusturalya'da 52 .620
Türk'ten 13.500'ü çalışıyor, Türkler arasında işsizlik oranı
% 20
-
-
-
Bu ülkelerde de eğitim alanında
diğerlerinden pek farklı bir başarı sergileyemediğimiz söylenebilir.
Avustralyada bulunan insanlarımızın bu ülkenin etnik yapısından
ötürü en azından okullarda Avrupada olduğu gibi bir dışlanma
yaşamadıklarını, Danimarkada ise eğitimin öğrenci sayısı 20yi
bulmayan sınıflarda yapılıyor olması nedeniyle çocuklarımız biraz
daha başarılı görünmektedirler.
-
-
-
-
-
-
ALMANYA
-
-

-
-
-
-
-
-
Almanyada resmi sayılara göre
1.867.000 Türk asıllı insan yaşamaktadır. Bu genel nüfusun % 2,5i ya da her
40 kişiden birinin, yabancılar arasındaysa her 4
kişiden birinin Türk olduğunu gösterir. Almanya'da bulunan Türk
nüfusunun en önemli ve diğer yabancılara göre onları farklı kılan özelliği,
bu ülkede kalıcı bir niyet ve nitelik taşımasıdır; özellikle Yunan, İtalyan
ve İspanyol işçiler Almanya'da kalış süreleri bakımından adeta mevsimlik bir
nitelik göstermekte olup özellikle emekli olanları ülkelerine kesinlikle
dönmüş bulunmaktadırlar. 2005 yılı sonu itibariyle Almanya'da yaşayan 6
milyon 755 bin 811 yabancıdan her biri istatiksel olarak 36 yaş ortalaması
ile 16.8 yıldır sürekli olarak bu ülkede oturmaktadırlar. Türklerde ise
Almanya'da sürekli oturma ortalaması 19.9 olup 33.7 yaş ortalaması ile
yabancılar arasında en genç nüfusa sahip toplum özelliği göstermektedirler.
Türklerin bu
ülkede kalıcılık eğilimini, kalış ortalama süresi açısından
kendileriyle aynı yıllarda gelen ve benzer iklim ve ekonomik özelliklere
sahip diğer uyruklarla karşılaştırdığımızda daha açık biçimde görmemiz
mümkün olacaktır; ancak burada göz önünde bulundurmamız gereken husus,
karşılaştırmada yer alan İtalyan, İspanyol ve Yunan vatandaşlarının AB
müktesabatı gereği hem kendi vatandaşlılklarını koruyor olmaları hem de
Almanya'da oturma haklarının ne vize ne de ülkelerinde istedikleri kadar
kalıp istedikleri zaman geriye dönebilmelerinin herhangi bir biçimde
sınırlandırılmış olmamasıdır. Emekli dahi olsa bir T.C. vatandaşı Almanya
dışında yılda 6 aydan fazla kalamamakta, bu süreyi aşması durumunda oturma
hakkı iptal edilmektedir. Bu itibarla, benzer yasal sınırlamalara sahip
vatandaşlarıyla karşılaştırdığımızda Türkler en uzun süre Almanya'da kalan
ve en genç yabancı nüfusa sahip toplum olarak belirmektedirler ki,
Almanya'da örgün eğitim kurumlarında bulunan 6-21 yaş grubundaki bütün
yanbancı öğrencilerin % 48'ini Türkler oluşturmaktadırlar.
|
Milliyet |
Ort. Kalış Süresi |
Yaş Ortalaması |
|
Türk |
19.9 yıl |
33.7 |
|
İtalyan |
24.3 yıl |
38.7 |
|
İspanyol |
26.1 yıl |
42.5 |
|
Yunan |
23.3 yıl |
39.5 |
|
Genel Yabnc. |
16.8 yıl |
36.0 |
-
-
-
Türklerin ülkede kendilerini daha güvende
hissedebilecekleri düşüncesiyle Alman vatandaşlığına geçişe 2000 yılı
başlarında yoğun biçimde gösterdikleri ilgi, yabancılar yasasında
peşpeşe yapılan değişikliklerden sonra 2003'den itibaren gerilemeye,
hele 2007 yılında eklenen yeni maddelerle sonradan kazanılan Alman
vatandaşlığının geriye alınabilmesi yolunun açılması nedeniyle
2007'de durma noktasına gelmiştir. Biryandan genç bir nüfus ihtiyaç
duyan ve bu aöığını yabancılarla kapatmayı düşünen ve onların topluma
integresi için büyük planlar yapan Almanya, bu tür yaklaşımlarla onların
ülkeye aidiyet duygularının gelişmesine engel olmak gibi iki tezat
uygulama arasında bocalamaktadır.Başarılı bir uyum olgusu, toplumdaki
"biz ve onlar" sınıflandırmasının kaldırılmasıyla eş orantılıdır;
özellikle Türk asıllı göçmenlere karşı -her türlü tev'ile rağmen
sırıtmakta olan- ayrımcılık devam ettiği sürece, bu kitlenin istenmezlik
ruh haliyle giderek daha da içine kapanacağı, normal şartlarda farkına
varmadan benimsenebilecek olan her türlü sosyal değişimi "kendine
yabancılaşmak" adına reddedeceği unutulmamalıdır.
|
Milliyet |
-
2003
|
-
2004
|
-
2005
|
|
Türkler |
-
56.244
|
-
44.465
|
-
32.661
|
|
Sırplar |
-
-
|
-
3.529
|
-
8.824
|
|
Ruslar |
-
2.764
|
-
4.381
|
-
5.055
|
|
Hırvatlar |
-
2.048
|
-
1.689
|
-
1.287
|
|
Toplam |
-
140.731
|
-
127.153
|
-
117.241
|
-
-
-
-
-
İŞSİZLER ORDUSUNUN ÖNCÜLERİ
40,5 milyon kayıtlı çalışanın, 4,1 milyon işsizin
bulunduğu Almanyada % 10,14 genel işsizlik oranı yabancılar arasında %19,5e,
Türklerde ise % 23,8e çıkmaktadır; bu,
çalışabilir her 6 Türkten 1inin işsiz olduğunu göstermektedir. En yoğun Türk
nüfusunu barınıran NRWnin demir çelik merkezi Ruhr havzasında Türkler
arasındaki işsizlik oranıysa % 40a ulaşmış olup bu bölgedeki insanlarımız TAM
araştırmalarına göre yoksulluk sınırının altında yaşamaktadırlar.
İşsiz Türklerin büyük çoğunluğunu mesleki eğitim
almamış olanlar oluşturmaktadır. Bu kategoride yer alan ileri yaştaki işsizlerin
bugünkü şartlarda iş bulma şansları oldukça düşüktür. Genç işsizler ise ancak
1/3 şansa sahiptirler.
-
-
-
-
-
-
EĞİTİMDE ÇIKMAZDA MIYIZ?
-
-

-
-
-
-
-
-
-
-
-
Almanyada okul eğitiminde
bulunan toplam 10,1 milyon öğrencinin % 9,3ünü yabancı asıllı
öğrenciler, onların % 48ini ise Türkler oluşturmaktadır. Eğer
öğrencilerin okul türlerine ve diploma durumlarına bakılırsa,
yabancı öğrencilerin, bilhassa Türklerin eğitim alanında sorunlu
oldukları görülmektedir, zaten bu durumu BM tarafından
görevlendirilen ve OECD kriterleri çerçevesinde Alman eğitim
sistemini inceleyen İnsan Hakları gözlemcisi Pedro Díaz Muñoz
21 Mart 2007 tarihinde açıklanan raporunda da tesbit etmiş
bulunmaktadır.
Muñoza göre PISA programı dahilinde yapılan birçok araştırmanın
öğrencilerin elde ettiği başarılarla sosyal ve göçmen
kökenlerinin doğrudan bağlantısı bulunmakta ve Alman eğitim
sistemi seçici ve dışlayıcı olduğundan bu sistemin tekrar gözden
geçirilmesi, ayrıca, göçmen kökenli çocuklara yönelik
etkinlikler yapılarak, sosyal eşitsizliklerin ortadan
kaldırılması gerekmektedir.
-
-
-
Eğer bir kitlenin sadece % 12,5i ortaokul ve
liselere devam edebiliyor, % 14ü ise özürlü sayılarak engelliler okullarına
yöneltiliyorsa burada sadece büyük bir haksızlıktan değil, bu duruma yol
açan eğitim sisteminin
yetersizliğinden
sözedilebilir. Meslek okullarındakiduruma bakıldığında da aynı ters dağılım dikkat
çekmektedir. Alman gençlerinin % 91,54ü meslek okullarında kendilerine yer
bulabilirken bu oran Türklerde % 3,62ye düşmektedir ki, Alman işçi sendikaları
bunun ayrımcılığın bir göstergesi olduğunu ifade etmektedirler.
-
-
-
17-27 yaş grubunda bulunan Türk gençlerinin
1/7si halen bir meslek eğitim yerinden yoksun bulunmakta ve bu durum aile
içinde de büyük sorunlara yol açmaktadır. 1/3ü yoksulluk sınırının altında
yaşamakta olan Türk aileler, bu genç insanların günlük harcamalarını bile
karşılayamamakta, ümitsizliğe kapılan gençler ise bunalıma düşmekte
toplumsal düzene başkaldırma eğilimleri geliştirmektedirler.
-
-
-
Türk aileler ve gençler, bir an evvel para
kazanmaya
başlamak
için
-
-
-
zorunlu okul yaşının dolmasını beklemekte,
meslek eğitimi yapmaktansa hemen para kazanabilecekleri bir işe
yönelmektedirler. Elbette sahip olabilecekleri iş, genellikle düşük ücretli
ve süreli olmakta, iş yerlerinde beliren ilk krizde ise boşta
kalmaktadırlar. Buna rağmen yaşlarının geçtiği gerekçesiyle meslek öğrenmeye
değil devletten sağlayacakları sosyal yardıma bel bağlamaktadırlar. Bir
araştırma sonucuna göre erken yaşta kendilerine bir iş bularak para
kazanmayı yeğleyen gençlerimizin oranı % 59u bulmaktadır.
-
-
-
90 'lı yıllara kadar Türk ebeveynlerin pek
çoğu çoçuklarının üniversitelerde okuyabileceklerini düşünmediler, böyle bir
istek de duymadıkları gibi bunu bir ihtiyaç olarak da görmediler. Kendileri
belki bir ilkokul diplşmasıyla çıkıp geldikleri halde çalışıp tasarruf
ederek Türkiye'deki pekçok üniversite mezunu çalışanın
ulaşamayacağı ekonomik düzeye gelmiş olduklarını düşünerek "diplomanın para
etmediği" kanaatine sarıldılar. Zaten ilk ve ortaçğrenimdeki çocuklarına
derslerinde yardım edebilecek düzeyde değillerdi. Bir an evvel okul
ortamından uzaklaşıp kendi işyerlerinde ya da tanıdıkları bir Alman
ustabaşının aracılığıyla hemen işe başlamaları için didindiler. Bazı aileler
ise 4-5 yıllık bir üniversite eğitimini tamamlamanın 30 yaşından önce mümkün
olmayacağından hareketle artık 17-18 yaşına gelen çocuklarını evlendirerek
yabancı bir gelin ya da damat tehlikesini de önlemeyi yeğlediler. Evl,l,kler
genellikle Türk,'yeden yapıldığı için "ithal" edilen damat ya da gelinler
hem dil hem de sosyal çevrenin yabancısı oldukları iin onların çocukları da
okul eğitimi safhasında aile desteğinden yoksun kaldılar. Türk anne ve
babaların okulla işbirliği kuramamış olmaları da çocuklarının
başarısızlığındaki önemli etkenlerden biri oldu.
-
-
-
-
-
-
-
3. SINIF TOPLUM
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Avrupa'da
yaşayan Türkler kendilerini her ne kadar "Avrupalı Türk" olarak
tanımlasalar da Avrupalılar onların Avrupalı olmadığını düşünmekten
hiçbir zaman vazgeçmediler. Gerçi özellikle Almanlar Nazi
geçmişlerinden ötürü ayrımcı ya da dışlamacı tınıya sahip
kelimeleri kullanmasalar da kendi iç dünyalarında Türklerin Avrupalı
olmadığını fısıldayıp durdular. Bu tavır ev kiralamadan işçi alımına
kadar pekçok alanda kendini gösteriyordu; ta ki Almanya, Doğu
Almanya Cumhuriyeti'ni adeta satın alarak nüfus ve konum itibariyle
güçlenip Avrupa Birliği'nin dümenini bütünüyle eline geçirdi;
imparatorluk devirlerinde kendi dominyonu olan eski Doğu bloku
ülkeleri üzerinde yoğunlaşarak AB içinde Merkezi Avrupa iç
çemberini oluşturmaya başladı. Sovyetlerin dağılmasından sonra hem
NATO'nun hem de buna bağlı olarak Türkiye'nin eski stratejik
öneminin kalmadığını düşünerek Avrupa kıtasının sınırlarını
Hristiyan Avrupalılık kültür sınırlarıyla belirlemeğe girişti.
Türkiye'nin AB ile yakınşmasını uzun süre Yunanistan üzerinden
engelledikten sonra, Orta Doğu'da ve Asya'da sıkışan ABD'nin de
baskısıyla farklı bir yöntem geliştirdi. Zaman zaman ABD'nin daha az
baskı kurabileceği Hollanda ve Belçika'yı, çok sıkıştığında ise
Fransa'yı devreye sokarak Türkiye'yi "açık uçta" tutmaya devam
ediyor. AB içinde 10 milyona yaklaşan Türk nüfusunun ortak
hareket etme yeteneğinden yoksun olmasından da yararlanarak hatta
Türkiye orijini insanların dil ve inanç farklılıklarını
alevlendirerek seslerini çıkaramamalarını da sağlamak
suretiyle asimilasyonu diretmektedir. Alman halkında İslam korkusunu
diriltmeyi de Türkleri dışlamanın bir başka yöntemi olarak
kullanmaktadır.
-
-
-
-

-
-

-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
KRİMİNEL MİYİZ?
-
-
-

-
-
-
-
-
-
Alman Polis Teşkilatının verilerine göre
Türklerin %24ü suça bulaşmış bulunmaktadır ki, yoğunlaştıkları suçlar
hırsızlık, öldürme, ırza geçme ve uyuşturucu ticareti gibi daha çok
akçalı sebeplerden kaynaklanmaktadır.
-
-
-
-
-
-
Ne yazık ki yetkililer konunun üzerine
gereği gibi eğilmemekte, yabancı aleyhtarı gruplar ise bu durumu
Türklerin zaten kriminel oldukları savıyla Alman halkına taşımakta, bu
durm da Türk imajının giderek daha olumsuz bir yapıya bürünmesine yol
açmaktadır. Almanyada bu güne kadar yabancıların, özellikle Türklerin
sosyolojik konumlarını temel alarak suç ve suçluluk alanındaki sebep ve
sonuçları irdeleyen ciddi bir araştırma yapılmamıştır; oysa Hermann
Mannheimın (Comparative Criminology, 1966, Londra) belirttiği gibi
toplum ile onun bireyleri ve grupçukları arasındaki hiçbir zaman yok
olmayacak kültürel özellikler dikkate alınmadan suç faktörüyle
yeterince başa çıkılamaz.
-
-
-
-
-
-
-
-
-
GENEL PSİKO-SOSYAL YAPI
-
-
-
-
-
-
Mannheim ve arkadaşları İngiltere
ve Amerika göçmenleri üzerinde yaptıkları araştırmalarda, göçmen
gruplarda birinci kuşakta somatizasyonların ağırlıkta olduğunu,
ikinci kuşakta, kişilik ve davranış bozukluklarının, alkol ve
uyuşturucu bağımlılıklarının sıklıkla görüldüğünü, çocuklarda
ise öğrenme ve hatta zeka geriliklerinin ortaya çıktığını
belirlemişlerdir. Uzun süredir Almanyada psikiyatrist olarak
çalışmakta olan Dr. Karaoğuzun, klinik gözlemleri de, bu
bulguları doğrulamakla birlikte, son yıllarda, buhran
etiyolojisini iş pazarındaki zorluklar veya sıla değil de, aile
içi ve yerli kurumlarla olan çatışmaların oluşturduğunu ifade
etmiştir. Karaoğuza göre özellikle genç kadınlarda, bir yandan,
kendilerini gerçekleştirme istekleri, model arayışları, görücü
usulu yaptıkları evliliklerinden doyumsuzlukları, hakaret ve
dayak gibi şiddet davranışslarına karşı gelme arzuları, diğer
yandan, aile ve sosyal baskıların artması sonucu, intihar
girişimlerine kadar giden depresyonlara sıklıkla
rastlanmaktadır. Bu bulgulara, genç kızlarda, evden kaçmalar,
aileden kopmalar, vs. eklenmektedir, tablo kişilik bozuklukları
ve ilaç bagımlılıklarına doğru kaymaktadır. Erkekler, bir
yandan, kendi öz arzuları, diger yandan, geleneksel aile şefi
rolleriyle, aile içi otoriteyi uygulamada yaşadıkları zorluklar
ve çekişmeler nedeni ile obsesif kaygı tabloları çizmekteler,
şiddete kolayca başvurmaktalar. Bunlarla birlikte alkol, fuhuş
ve kumar bağımlılıkları da görülmektedir.
-
-
-
2000li yıllarda Avrupa
ülkelerinde hüküm yiyenler arasında yabancıların oranı % 30a
ulaşmış bulunmaktadır. Türk mahkûmlar genelde 30 yaşının
altında, vasıfsız, eğitimsiz, bekar erkeklerden oluşmaktadır.
-
-
-
18-25 yaş grupları arasında ve
özellikle erkeklerde suç oranları artmaktadır. Bu yaş grubundan
erkeklerin suç oranları Belçikalılarda % 9, Türklerde ise %
10'dur. Doğasıyla bu sorunları büyük bir ölçüde göçmen gençliği
tehdit eden fakirlik, gelecek kaygısı, aile içi anlamsızlıklar,
kültür şoku ve sosyal dışlanma doğurmuştur. Savunmasız,
eğitimsiz gençler, tüketici toplumların girdabına takılmıştır.
Göçmenler iki kültür, iki yaşam biçimi arasında iç çatışmaya ve
sosyal çelişkiye düşmektedirler. Göçmen birey ve grup açısından,
buna getirilebilecek olan tek sağlıklı çözüm yolu, aile ve göç
edilen toplum arasında dengeye ve işlerliğe götürecek olumlu
ilişkilere ve kimlik arayışlarına girmektedir. Özellikle 3.
nesil gençliğinin suça meyilli hale gelmesinde dışlanmışlık
duygusunun payı oldukça fazladır. Aynı sokakta dünyaya geldiği,
birlikte aynı anaokuluna ve ilkokula gittiği yerli
arkadaşlarının resmi kurmlarda bile kayırıldığını, belki daha
yetenekli olduğu halde 2. hatta 3. sıra hemşehri ya da vatandaş
görüldüğü durumlarda çoğunlukla kendiliğinden isyan duygusu
geliştirdikleri, hem anavatanları hem de yaşadıkları ülkece
benimsenmedikleri duygusuyla bir subkültür" açmazına
sürüklenmekte oldukları görülmektedir.
-
-
-
Avrupa
Türklerinin ötedenberi başlarına gelen ve çoğu Türkiyeden
kaynaklanan bazı olumsuzlukların da bu tür farklı kültürün
oluşmasına olumsuz yönde katkı sağladığı gerçeğini göz ardı
etmemek gerekmektedir. Özellikle 80li yıllara kadar en azından
basının ve zaman zaman hamasi düyeyde de olsa devlet adamlarının
Avrupalı Türklere gösterdikleri ilgi, onların ekonomik katkısına
ihtiyaç kalmayınca tükeniverdi. İşte ne olduysa bu sessizlik ve
ilgisizlik döneminde oldu.
-
-
-
-
-
YETMİŞ CENT DÖNEMİ
-
-
BİTİNCE
-
-
-
Ülkemizde yaşanan banker
krizlerinin ardından bankalar yasasında yapılan değişiklikle
bütün bankalara yatırılan mevduatlara devlet garantisi
getirilince, hele dönemin Merkez Bankası başkanı bizzat
aramıza gelip
Almanya ile çifte vergilendirmenin kaldırılması
anlaşmasının yapıldığını, T.C. Merkez Bankasına yatırılan
paralardan ötürü Almanyada hiçbir ek vergilendirme
sıkıntısının yaşanmayacağını belirtmesi üzerine Avrupa
bankalarında tutulan paralar özellikle T.C. Merkez
Bankasının kredi mektubu fonlarına yöneldi; gerçi Türkiye o
ara döviz darboğazını aşmış, hatta döviz fazlası limitinin
üst sınırlarını bile geçerek yetmiş cent dönemini
kapatmıştı. Belki de o yüzden bir Sayın Eski Bakanımız
işçilerimizin Türkiyenin kendileri ve çocuklarıyla
ilgilenmediği serzenişine sinirlenerek,
üç kuruş döviz gönderdiniz diye devlete hesap mı soruyorsunuz,
biçiminde azarlamaktan çekinmemişti.
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
MERKEZZEDELER
-
-
-
HOLDİNGZEDELER
-
-
Ne yazık ki, o dönemin Merkez
Bankası Başkanının korkmayın, paralarınızı bize yatırın,
yüreklendirmesine rağmen korkulan başa geldi ve Alman malî
polisi bir şekilde listesini ele geçirdiği T.C. Merkez
Bankasında hesabı bulunanların evlerine gece yarıları baskınlar
düzenleyerek döküman aramaya, Merkez Bankasından aldıkları faiz
kârlarını geriye dönük olarak vergilendirmeye başladı. Böylece
yurtdışındaki işçilerimiz
Merkezzede" kavramıyla da tanışmış oldular.
-
-
-
-
-
Zaten belli kesimlerin öteden beri
üzerinde çalışageldikleri faiz haramdır,
tebliğlerinden bunalmış durumda bulunan insanlarımız
gâvur ellerinde daha fazla günaha girmemek için"
tasarruflarını faiz değil de
helâlinden kâr payı dağıtan Holdinglere aktarmaya
başladılar; üstelik bu Holdingler, Konya Ovasının altınbaşak
buğdayı kadar bereketliydiler de, 100e öyle 10-20 değil, 30-40
veriyorlardı; ancak gün geldi helâlcilerimizin değil kâr payı,
yatırdıkları ana para" bile uçup gitti.
-
-
Bir ömür boyu en ağır ve süfli
işlerde çalışarak kazandıkları, yemeyip-içmeyip dişlerinden
artırdıkları paralarını oralara yatırırken
Başbakanımıza da danışmadıkları için
çaresiz kalan bu insanlardan intihar edenler olduğu gibi,
birçoğu da hastanelere düşüp yeni ünvanlarını kendilerine
yastık ederek yorgan-döşek yatıyorlar. Elbette umutlarını hâlâ
kaybetmemiş olanları da var
-
-
-
-
-
-
-
UMUDUN ADI
-
-
Ancak sosyolojik olgular akşamdan
sabaha değiştirilemeyeceği de bir gerçektir. Yarım asırdır
Avrupa'da kök salmış binlerce aile Türkiye seferli
gemilerini çoktan yakmış durumdalar. Aile işletmesi durumunda da
olsa onbinlerce Türk işveren iş yerlerinde Türk işçilerini
istihdam etmek suretiyle kalıcılığın daha da kökleşmesini
sağlıyor. Bu insanları eğitimsiz ve işsiz bırakarak,
ötekileştirerek üzmek, sınırdışı uygulamalarını yaygınlaştırarak
yıldırmak mümkün olmayacaktır; zira onlar ötedenberi kendi
yağlarıyla kavrulma ve kendi ayakları üzerinde durma konusunda
büyük tecrübeler kazandılar. Ayrıca hükümetlere ve onların
politikalarına rağmen bir de insanlar arasında "karşılıklı
menfaat" direnci var. Yüzbinlerce Alman aile, yıllardır
evlerinin anahtarına sahip temizlikçi, bakıcı kadınlardan,
pazarını yapan, bahçesine bakan "mein gute Freund aus der
Türkei" insanlardan vazgeçemeyecek, muhafazakar kitle partisinin
tabii seçmeni konumundaki bu Alman yaşlılar ordusu günün birinde
bu insanları savunmak için sokağa da dökülecektir. Gerçi
akıllı davranabilseydik, bu çoktan gerçekleşmi olacaktı.
-
-
Öte yandan Avrupa yaşlanıyor.
Almanya mevcut işsizlik oranına rağmen emeklilik yaşını 67ye
çıkarırken bütün çabası % 50yi aşmış olan emekliler ordusunu
finanze edebileceği sosyal ödenek girdilerini bir süre için
olsun garanti altına alabilmektir; ancak doğum-ölüm
oranlarındaki dengenin doğum aleyhine bozulmuş olması diğer
Avrupa ülkelerinde olduğu gibi küçük işletmelerin de yaşlılık
nedeniyle el değiştirmesi ya da kapanmasıyla sonuçlanacaktır.
Türkler bu fırsatı iyi değerlendirmeleri durumunda, 2010
yılından itibaren özel girişim alanında büyük bir patlamayı
gerçekleştirme şansına sahiptirler; ancak kendilerini şimdiden
buna hazırlamaları gerekmektedir.
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
ÇÜNKÜ
-
-
- 2010 yılında Türk işadamlarının sayısı 100.000i aşacak,
-
-
- Türk girişimciler bağımsız iş alanlarındaki kaçan fırsatları ele
geçirecekler
-
- Anadil yasakları,
eğitimde fırsat eşitiğinin verilmemesi gibi davranışlar Türkleri
kendi ayakları üzerinde durma güdüsüne yöneltecek ve
eğitim seviyesi yükselerek ek bir potansiyel oluşmasına yol açacak,
-
-
- Avrupalı Türkler T.C. Devletinin holdingçilere meydan vermeyerek
KOBİler yoluyla işe sıkı sarıldığını görünce Türkiyenin en büyük
Çinlileri olacaklar.
-
-
-
Eğer sistemli biçimde örgütlenilir
ve çalışılır ise, Avrupada geleceğin adını, genç insanlar"
yani Türkler" koyacaktır.
-
-
-
-
-
-

-
-
-
-
-
-
-
BEKLENTİLER-I
-
-
-
(Avrupa Ülkelerinden)
-
-
I. SİYASAL KATILIM HAKKI:
-
-
Bir ülkede hayatı birlikte
şekillendirmenin olmazsa olmaz şartı, her bireyin kendi düşünce ve
beklentilerini şehir meclisine, eyalet ve federal parlamentoya
aktarabilme hakkına sahip olmasıdır; seçme ve seçilme hakkının
yerini başka hiçbir yol ve usûl dolduramaz.. Yıllardır bu ülkelerde
yaşayan yabancı statüsündeki bir bireyin siyasal katılım hakkını
elde edebilmesini o ülke (mesela Almanya) vatandaşlığına geçiş
şartına bağlamak, paralel toplumların varlığının dolaylı biçimde
desteklenmesi anlamına gelir. Bir çok Batı Avrupa ülkesinde en
kalabalık yabancı nüfusunu oluşturan Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının bu ülkelerde ana bünyeye uyumu yolunda en büyük
engel olan psikolojik gettolaşma eğilimini ortadan kaldırabilmek
için Türkiyenin ABne katılım sürecinden bağımsız olarak AB
ülkelerinden gelen diğer yabancıların AB müktesebatından doğan
haklarıyla donatılmaları şarttır. Buralarda dünyaya gelen, eğitimini
bu ülkelerde alan, bu ülkelerde çalışan ve vergisini bu ülkelerde
ödeyen bir insanın, seçim sandığının bulunduğu odaya alınmamasının
ancak Sparta tarzı bir mentaliteye yakışır; hatırlanmalı ki, gerçek
demokrasi kavramı Kleisthenesin 509 yılına kadar sadece soylulara
ait seçme ve seçilme hakkını menşeine bakmaksızın Spartada
yaşayanların tamamına tanımasından sonra kendini bulmuş bir
kavramdır; ne yazık ki siyasi tarih, bu ülkede doğan, yaşayan ve
ölen bir insana genel seçim hakkını tanımayan bugünkü Almanyayı tam
anlamıyla demokratik bir ülke olarak betimleyemeyecektir.
-
-
II. KÜLTÜREL FARKLILIKLARIN KABULÜ:
-
-
Anayasanın ruhuyla çelişmeyen hiçbir
kültürel farklılık, siyasal arzu ve eğilimlere bakılarak
dışlanmamalıdır. Anayasadaki insan onurunun dokunulmazlığı
kavramına, sadece batılı kültürel yaşam geleneği (abendländliches
Kulturgut) normları açısından değil, büyük insanlık ailesinin
sahip olduğu farklı kültür değerleri açısından yaklaşılmalıdır.
Beğenilmeyen geleneğe dayalı davranış biçimlerinin yasaklanarak
ortadan kaldırılmaları mümkün değildir; böyle bir zorlama, o
kitlenin ana bünyeden uzaklaşarak kendi içine kapanmasına, sık sık
yakındığımız paralel toplumların daha da artmasına yol açar. Yabancı
asıllı kültürel azınlık toplumlarının uzun yıllar içinde bile yaşam
biçimlerini değiştirmemelerinin asıl sebebi, kendi kimliklerine
aşırı değer vermeleri değil, ana bünyenin onlara farklı bir kimliğe
sahip olduklarını dışlama suretiyle sürekli olarak hatırlatmasıdır.
Üstkültür ya da öncükültür çıkışları, sosyolojik anlamda bir
çağrı değil, bir dışlamadır. Böyle davranmakla, kültürel etkileşim
yoluyla zaman içinde değişikliğe uğraması kaçınılmaz olan farklı
geleneksel davranış biçimlerinin siyasallaştırılacağını, hatta o
kitlenin bunları kendi milliyetine mensubiyet simgesi haline
dönüştüreceğini unutmamak gerekir. Yarım yüzyıldır Almanyada
yaşayan ve sana bir adım yaklaşana, sen kırk adım yaklaş diyen bir
öğretiye mensup olan Türk insanı eğer bugün hâlâ uyum sağlayamamış
bir toplum niteliği gösteriyorsa, bunun sebebi bu kitlemize bu
ülkede net bir gelecek perspektifi verilememiş olmasıdır.
-
-
III. İSLAM
-
-
Gizlemeye ya da diplomatik bir dil
kullanmaya yeltenmeyen her insan, komünizmin çökmesinden sonra
Batının öteki fobisini İslâmda şekillendirmekte olduğunu
söyleyebilir; oysa İslâm, öte değildir; ABinde İslâm, Bulgaristan
ve Romanyanın katılmalarıyla birlikte (3 milyonu Almanyada olmak
üzere) 8-9 milyon insanın inanç sistemidir; yani AB Katolik,
Protestan, Ortadoks ve İslam dinine mensup insanların birlikte
yaşadığı sekuler bir topluluktur. Sekuler bir ülkede inançların
devlet tarafından tanınanlar-tanınmayanlar,
desteklenenler-desteklenmeyenler şeklinde tasnif edilmesi insan
haklarıyla bağdaşmaz; öyleyse devlet, inançlar arasında ayırım
yapmamalı, İslâm dinini de diğer inaçların sahip olduğu hukuki
formata kavuşturmalıdır.
-
-
Yıllardır süregelen İslamın temsili
konusunu çözmek, demokratik seçim yöntemiyle çok kısa bir sürede
halledilebilecek bir iştir. İslâm dininde Paygamberin sağlığında ve
sonrasında karar verme erkine sahip meclis, şûra ya da cemiyyet
tayin yoluyla değil seçimle oluşturulduğuna göre, ülkemizde yaşayan
müslümanlar, kendilerini temsil edecek ve İslâmi kurumları bir
sisteme kavuşturacak, yönetme erkine sahip bir şûra oluşturmakta
zorlanmayacaklardır. Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan müslümanların
demografik dağılımlarına göre belirlenecek seçim bölgelerinden kendi
temsilcilerini belirleyerek Almanya müslümanlarını ilgilendiren her
alanda mevcut Protestan ya da Katolik merciilerin yetkileriyle
donatılmış bir Almanya Müslümanları Şûrası oluşturulmasını düşüncesi
tartışılmalıdır.
-
-
IV. İSLAM DİNİ DERSLERİ
-
-
İslâm dininin mutlaka diğer dinler
gibi genel eğitim sisteminin bir parçası olarak görülmesi ve ders
programıyla bütünleştirilmesi gereklidir. İslâm dini dersi
öğretmenlerinin, oluşturulabilecek Almanya Müslümanları Şûrasından
yetkinlik belgesi alabilmeleri zorunlu olmalıdır. Ders programının
içeriği Şûra tarafından belirlenmeli, eyalet eğitim bakanlıkları bu
programa pedagojik destek vermelidir. İslâmi kavramların Batı
dillerine çevrilmesinde dikkatli davranılmalı; kavramların taşıdığı
ruhsal derinlik zedelenmemelidir. Almancaya çevrilen kavramların
İslâm Türk dünyasında yaygın olarak kullanıldıkları biçim
(gebet-namaz-salat) mutlaka yer almalıdır. Hazırlanan ders
kitapları için teklif edilen AMŞnın onayı istenmelidir. Bir
öğrencinin İslâm dini derslerine katılmama hakkı, aynen diğer
dinlerde olduğu gibi velilerin başvurusuna bağlanmalıdır. KMK,
(Kultusminister Konferenz) İslam dini dersine diğer din dersleriyle
aynı statüyü tanımalıdır.
-
-
V. BAŞÖRTÜSÜ
-
-
Başörtüsü konusunda Baden-Würtemberg
Eyalet Mahkemesinin verdiği gerekçeli kararın ülke düzeyinde kabulü
sorunu kendiliğinden çözecektir. (Pek çok okulda Katolik rahibeler
dini giysileri içinde derslere girmekte, okul müdürlüğü yapmakta,
Anayasada yapılan değişikliğe rağmen dersanelerdeki başta haç olmak
üzere diğer dini figürler aynen kullanılmaktadır. Avrupada yaşayan
müslümanlar arasında başörtüsü kullanımının kendilerini başka türlü
ifade edebilme imkânı bulamamaları sonucu geleneğe sarılma olgusu
olarak değerlendirilmeli, radikal yasaklamalar yoluyla bu kitlemizin
başörtüsünü bir savunma mekanizması haline getirmesine yol
açılmamalıdır. Türkiyede Diyanet İşleri Başkanlığının ve diğer
bazı İslam ülkelerinde başörtüsünün İslâmi bir mecburiyet olmadığı,
müslümanlığın motif ve sembollere indirgenmesini Kuranın ve
Peygamberin arzulamadığı yönündeki çalışma ve açıklamaları
zıtlaşmaya meydan vermeyecek biçimde tebliğ edilmelidir.
-
-
-
-
VI. ANADİL DERSLERİ
-
-
Türkçe anadil derslerinin vatandaşlık
durumuna bakılmaksızın teklif yöntemiyle oluşacak (12 öğrencilik bir
sınıfa/kümeye) haftada en az 3 ders saati olmak üzere
Seçmeli-Mecburi-Ders (Wahlpflichstunterricht/WU) statüsünde
verilmesi, Türkçe anadil dersini seçen öğrencinin, eğitim
programının öngördüğü seçmeli-mecburi derslerle ilgili uygulamaya
tabii tutulması gerekir. Böylece APnun kararı da bu teklifin
uygulamaya konulması ile yerine getirilmiş olur. Bazı eyaletlerde
Seçmeli-Mecburi Ders (WU) bulunmayan sınıflarda (NRW/1-6) Türkçe
dersleri Anadile Giriş Dersi (Begegnungssprache Uygulaması
biçiminde) öğrenci velilerinin tercihine sunulmalıdır.
-
-
VII. ANAOKULLARINDA ALMANCA
-
-
Göçmen ailelerin çocuklarını
anaokullarına göndermeleri özel olarak teşvik edilmelidir.
Anaokullarında göçmen kökenli çocukların sayısının belli bir sayıyı
aşmamasına özen gösterilmeli, gerekirse göçmen kökenli çocuklar özel
servis imkânı saylayarak diğer semtlerdeki anaokullarına
yerleştirilmelidirler.
-
-
Türkiye, ülke çapında Alman asıllı
emeklilere yönelik bir kampanya başlatabilir ve anaokulu yaşındaki
Türk çocuklarına Cici Anne / Dede (Leih Oma/Opa) olmaları
özendirilmelidir. Talep etmeleri durumunda bir yıl süreyle Cici Anne
/ Dedelik görevini yerine getirdiğini anaokulu yönetimi tarafından
belgeleyen bu kişilere Türkiyede ucuz tatil yapabilme imkânı
tanımak gibi...
-
-
VIII. GENÇLİK
-
-
Göçmen gençlerin meslek eğitimi yeri
bulma ve sürdürme konusunda çok büyük sıkıntılar yaşandığı
bilinmektedir. İş yerleri bu tür gençlerimize genellikle mesleki
dile vakıf olmadıkları için ya fırsat tanımamakta ya da deneme
süresi dolunca alâkalarını kesmektedirler.
-
-
Çalışma Bakanlığı ve sendikalar
yoluyla iş yeri eğiticilerine göçmen asıllı çıraklarıyla nasıl başa
çıkacakları konusunda meslek içi eğitim seminerleri verilmelidir.
Her yıl göçmen asıllı gençlerin meslek eğitimlerini başarıyla
tamamlamalarında üstün gayretl gösteren eğiticiler belirlenerek
ödüllendirilmelidir.
-
-
Göçmen asıllı çıraklara meslek eğitimi
veren iş yeri sahiplerine belirlenecek ölçütlere göre özel bir vergi
indirimi teşvik primi verilmelidir. Dil yetersizliği olan çıraklara
meslek okullarında ek dil dersleri sunulmalıdır.
-
-
Eyaletler, belediye ve diğer kamu
kurumlarına göçmen kökenli gençlere eğitim yeri kontenjanı
ayırmalarını telkin etmeli, gerekirse her kamu kuruluşunun belli bir
oranda göçmen kökenli çırak almasını (geçici) bir yasayla zorunlu
tutmalıdır. Özellikle Türk asıllı göçmen gençler arasında
kendilerine büro hizmetleri ve yeni medya alanında meslek eğitimi
şansının asla verilmediği sanısını ortadan kaldırmak için böyle bir
dayatma yararlı olacaktır.
-
-
Yüksek öğrenim yapabilen Türk asıllı
göçmen gençlerin sayısının niçin bu kadar az olduğu üzerinde ciddi
araştırmalar yapılmalı, Türk sivil toplum kuruluşlarının desteği de
alınarak yetenekli gençler abitür ve ardından yüksek öğrenime geçiş
yönünde motive edilmeli, kendilerine spidentum ve burs imkânları
sağlanmalı, başarıları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
-
-
IX. PSİKOLOJİK BARİYER
-
-
Özellikle Alman medyasının göçmenlerin
hâlâ emosyonel duygularla bağlı kaldıkları eski ülkelerinden salt
habercilik mantığı gereği köpeği ısıran insan örneklemesiyle
aktardıkları sürekli olumsuz haberlerin bu insanlarımız tarafından
kendileştirildiklerini göz önünde tutarak olumlu haberlere de yer
vermeleri beklenir. Göçmenlerin hem Almanya hem de kendi eski
ülkeleri arasında birer kültür elçisi oldukları gerçeğini
vurgulayan, içlerinden çıkan başarılı bilim adamları, sanatçılar ve
meslek sahiplerini tanıtıcı yazı dizileri ve programlar, bu
insanların önlerine örüldüğünü varsaydıkları psikoljik duvarların
yıkılmasına, böylece ana bünye ile yüz yüze gelmelerine imkân
yaratır; kendilerine sadece 3. derecede yedek işgücü sınıfı olarak
bakılmadığına, bu ülkedeki hayatın şekillendirilmesinde katkısına
değer verilen hepimizden biri duygusuna kavusmalarını sağlar.
-
-
Bazı politikacılarımızın ya bizim
gibi düşünür ve yaşarlar ya da geldikleri yere çeker giderler
mantığını yansıtan sözlerinin göçmenlerimizde yarattığı psikolojik
kırılmaların birer bariyer haline geldiği bilinerek, genellikle
yerel özelliklere dayalı seçim kaygısıyla bu tür maksadını aşan
açıklamalarda bulunan siyesetçiler bağlı oldukları genel merkezler
tarafından dizginlenmeli, olası bir sataşma geciktirilmeden
dışlanmalıdır.
-
-
SONUÇ
-
-
Başarılı bir uyum olgusunun toplumdaki
biz ve onlar sınıflandırmasının ortadan kaldırılmadan
gerçekleştirilemeyeceği düşüncesiyle; Türk asıllı göçmenlere yönelik
her türlü oturum sınıflandırma ve sınırlandırma, çalışma izni,
pasaport uzatma ve bildirme zorunluğu, yurtdışı etme tehdidi ve
hepsinden önemlisi burada ölebilir ve hatta bu topraklarda
defnedilebilirsiniz, ama siz gene de vatandaş değilsiniz"
mantığını yansıtan dışlama dökümanlarından arındırılmaları; ilk
etapta, ABden gelen diğer göçmenlerle aynı hukuki statüyle
donatılmaları gereklidir.
-
-
-
-
-
BEKLENTİLER-II
-
-
-
(Türkiyeden)
-
-
A. EĞİTİM:
-
-
1. Konsolosluklar bünyesinde daracık
bir odaya sıkışıp kalmış olan Eğitim Ateşelikleri askerlik tecil
servisleri olmaktan kurtarılarak yurtdışındaki öğretmen, öğrenci ve
veliler için eğitim rehberlik merkezleri haline getirilmelidir.
-
-
2. Türk anne ve babalar, eğitimsiz
çocuklarının artık Avrupada iyi bir geleceğe sahip olamayacakları
konusunda sürekli olarak etkin biçimde uyarılmalı, bu konuda
bilinçlendirilmelidir.
-
-
3. Eğitim ateşelikleri kanalıyla
okullarında başarılı olan Türk öğrenciler belirlenmeli ve bu
öğrenciler Türkiye tarafından ödüllendirilmelidir.
-
-
3. Avrupada okulların tatil
dönemlerinde Türk çocuklarının Türkiyedeki kamp imkanlaruından
yararlanmaları, buralarda kendilerine Türkçelerini geliştirme imkânı
sağlanmalıdır.
-
-
4. Türk çocuklarının yoğunlaştığı
okullar, Türkiyedeki okullarla kardeş okul olmaları ve karşılıklı
periyodik geziler düzenlemeleri özendirilmelidir.
-
-
5. Türkiyede turizm hizmeti veren
kuruluşların hem gelir elde etmelerine hem de Türkiyenin tanıtımına
katkı sağlayacak olan Avrupada yaygın yurtdışı sınıf gezileri için
gerekli özellikleri (spor, çevre gezisi, öğrenci müzesi)
hazırlamaları teşvik edilmeli ve Avrupa çapında duyurulmalıdır.
-
-
6. Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı,
yurtdışında 13. sınıf lise öğrenimi almış Türk gençlerinden
Türkiyede yabancı dil öğretmeni olarak yararlanmayı düşünmeli ve
gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.
-
-
7. Eğitim yeri bulamayan Türk
gençlerine Türkiyedeki iş yerlerinde bu imkânın sağlanması
konusunda Avrupa ülkeleriyle (ve AB ile Youth, Sokrates ve Leonardo
programları çerçevesinde) ortak projelerin geliştirilmesi
düşünülmelidir.
-
-
-
-
B. TOPLUMSAL YAPI:
-
-
I. Konsolosluk Hizmetleri,
Organizasyon:
-
-
İnsanlarımızın bugün de (T.C.
vatandaşlığından çıkmış bile olsalar) Türkiye ile resmi ilişkileri
gayri menkul, bankacılık, noterlik, askerlik tecili, öğrenci
işlemleri gibi alanlarda aynı yoğunlukta devam etmektedir. Bu
işlemler için ödenen harçlar, hiçbir Avrupa ülkesiyle
kıyaslanamayacak kadar yüksektir. Ayrıca en basit bir işlem için
insanlarımız hemen her mevsimde 5-6 saat, hatta bazı durumlarda
birkaç işgünü kaybetmektedirler. Bu itibarla:
-
-
a. Gayrimenkul alım-satımı, boşanma,
gümrük işlemleri, tapu tescili, vergilendirme, ticari sözleşme gibi
alanları kapsayan vekaletnamelerini artık hemen her Avrupa şehrinde
büroları bulunan Türk avukatlara Türk hukukunun gerektirdiği
donanıma sahip olmaları koşuluyla bırakılmalıdır.
-
-
b. Hafta sonları ya da resmi tatil
günlerinde meydana gelen ölüm olaylarında Türk Konsolosluklarından
cenaze kabul belgeleri almak mümkün olmamakta, bu yüzden cenazelerin
Türkiyeye nakli bazen 3-4 gün gecikmektedir. Bu işlemin her bölgede
bir ya da birkaç dernekte (mesela DITIB) yapılabilmesine imkân
sağlanmalıdır.
-
-
c. Avrupa ülkeleriyle yapılan
anlaşmalar gereği bu ülke aile mahkemelerine T.C. vatandaşlarının
boşanma taleplerine bakma yetkisi tanınmış olmakla beraber,
uygulamada bu mahkemelerce verilen boşanma kararlarının Türkiyedeki
mahlemelerce de onanmaları istenmektedir. Bu güne kadar onanmayan
hiçbir mahkeme kararı olmamasına rağmen, bu işlem (avukatlık,
yazışma, tabligat, tecüme, vekaletname gibi) ek masraf ve zaman
kaybına ve I.de sözü edilen yığılmalara sebep olmaktadır.
-
-
-
-
II. Dinsel Temsil:
-
-
Özellikle islamî temsil konusunda
Avrupalıların farklı dönemlerde toplumumuzun farklı kesimlerini
muhatap alarak yol açtıkları bölünmenin önüne geçebilmek için
Diyanet İşleri Başkanlığının koordinatörlüğünde faaliyet
göstermekte olan DITIB teşkilatına yeni bir organizasyon ile o
ülkede yaşayan bütün Türk vatandaşlarının tabii temsilcisi konumunu
kazandırmak için :
-
-
a. Her Türk vatandaşı DİTİBin tabii
üyesidir;
-
-
b. Bölge DİTİB kuruluşunun faaliyet
alanı bulunduğu konsolosluk bölgesidir
-
-
c. DİTİB merkezlerinin yönetim
kurulunu o bölgede yaşayan Türk vatandaşları ve eski T.C.
vatandaşları) seçimle belirler;
-
-
ç. Almanya ( ya da Fransa, Hollanda,
Belçika, v.s.) DİTİB Merkez Yürütme Kurulu diğer şubelerinin yönetim
kurullarınca seçimle belirlenir;
-
-
d. Türk müslümanlarının her türlü dini
hak ve hizmetlerinin resmi ve özel kuruluşlara karşı tek muhatabı
DİTİBtir.
-
-
e. Avrupa ülkelerinde yaşamaktan
ortaya çıkan spesifik bazı konuların (Kurban kesiminde yöntem,
İslamda kadının yeri, oruç, fitre ve namaz vakitleri gibi)
yorumlanması görevi bu kurumun bünyesinde ( Türkiyede mevcut
kurumsallaşma örnek alınarak) oluşturulacak "Fetva Heyetine
bırakılması, bazı Avrupa ülkelerinin giderek dayatmaya başladıkları
Euro-İslam, Alman Tipi Müslümanlık gibi yeni ayrışmaları
önleyebileceğinin düşünülmesi gerekmektedir.
-
-
(Bu konuda mesela Alman Kliseler
Birliğinin teşkilat yapısı ve tüzüğü ve çalışma programı örnek
alınarak yerli kamuoyu kazanılabilinir, mesela Almanyada Almanca
Din dersleri uygulamasında görülen tek yanlı müfredat programı gibi
diretmelerin önüne geçilebilinir.)
-
-
III. GERİ DÖNÜŞLER; EMEKLİLİK, İKAMET:
-
-
a. Emeki olup yılın yarısını
Türliyede geçiren vatandaşlarımız, taşıtlarını en çok 6 ay süreyle
Türkiyede tutma hakkına sahiptirler. Bu hak genişletilerek satmama
şartıyla taşıtını Türkiyede süresiz tutabilme hakkı tanınmalıdır.
-
-
b. Bu durumda bulunan vatandaşlarımıza
taşıtlarını oldukça pahalı olan Avrupa ülkelerindeki taşıt
sigortaları yerine Türkiyedeki bir sigortaya sigortalayabilmeleri
hakkı sağlanmalıdır. Böylece ülkemiz de bu yolla girdi elde
edebilecektir.
-
-
c. Yurt dışında bulunan insanlarımızın
ödedikleri gayri menkul alım-satım, kira gelirleri vergisi gibi
ekonomik hayata katkı sağlayan vergilerinde belli bir miktarda
Yurtdışı indirimiuygulaması getirilerek, alım-satımda yaygın
olduğu bilinen düşük değer gösterme alışkanlığının bu yolla da
önlenmesi düşünülmelidir.
-
-
IV. ASKERLİK:
-
-
Askerlik çağına gelmiş Türk
erkeklerinin belli bir bedel karşılığı askerlik hizmetini kısa
süreli yerine getirmeleri uygulaması belki ülkemize döviz de
kazandırmakta, ancak mesela Alman literatüründe bu uygulama
"Frei-Kauf" (Fidye) kavramıyla isimlendirilmektedir. Her Türk
erkeğinin askerlik hizmetini yeniden Vatan Görevi görme gururu
düzeyinde algılayabilmesi için her Batı Avrupa ülkesinde hem de
birkaç yerde bulunan NATO üslerinde görevli Türk subayları
tarafından NATOnun da ekonomik ve teçhizat desteği sağlanarak bu
kuruluşun eğitim yerlerinde Avrupalı yükümlülere uygulanmakta olan
hafta sonu eğitimleri tarzında yerine getirebilmeleri
düşünülmelidir.
-
-
V. SİYASAL KATILIM:
-
-
Türkiye yurtdışında yaşayan
vatandaslarına kendi ülkelerindeki seçimler için bulundukları
ülkelerde oy kullanabilmelerini sağlamakla yetinmemeli, yaşadıkları
ülkelerin yerel yönetimlerin belirlenmesi için yapılan seçimlere de
katılabilmeleri konusunda diplomatik çaba harcamalıdır.

|