Willy Brandt, her iki dünya savaşının müsebbibi olarak
damgalanan Almanya'nın dünya milletler ailesi içinde yeniden
saygın bir yer edinebilmesi için başka ülke insanlarının
beyinlerine ve yüreklerine ulaşması gerektiğini; ancak bunun
klasik diplomasi anlayışıyla mümkün olmayacağını farkederek
bir Dış-Kültür Politikası konsepti oluşturmuş ve bunu
Almanya dış politiksının 3. temel direği olarak
nitelendirmiştir. O günden bu yana bu politikayı ısrarla
uygulayarak holokausun dünya çapında bıraktığı nefret
izlerini silmeyi amaçlamıştır..
2005 yılında organize ettiği Dünya Katolik Gençlik
Günleri'ne dünyanın dört bir yanından 7 milyonun üzerinde
genç insanın katılmış olması da göstermektedir ki,
insanların beyinlerinde ve yüreklerinde Almanların ve
Almanya'nın bir kültür toplumu ve devleti olarak yer etmesi
yolunda büyük mesafeler katetmiş bulunmaktadır; üstelik
sadece bir hafta süren bu etkinlikle Türkiye'nin bir yılda
ancak ulaşabildiği konuk/turist sayısına ulaşmış, elde
ettiği maddî gelirin yanısıra sunduğu kültür etkinlikleri
sayesinde bu genç insanların ülkelerine Almanya'nın gönüllü
kültür elçileri olarak dönmelerini sağlamayı da
başarabilmiştir.
Eğer bugün Almanya BM'de daimi temsilcilik talebinde
bulunabiliyor ve bu konuda hatırı sayılır bir destek
sağlayabiliyorsa, bunu 3. Temel Direk'e verdiği öneme
borçludur.
Türkiye ise zengin ve renkli kültür mirasına rağmen Nisan
2006'da Uluslararası Pazarlama Şirketi GMI tarafından 35
ülkede yapılan bir araştırmaya göre bir "marka" olarak
insanları, kültürü ve hatta turizmi itibariyle dünya
milletler ailesi içinde layık olduğu yerde bulunmamaktadır.
GMI şirketi tarafından 25 bin kişi üzerinde yapılan bu
araştırmada ülkelerin kültürü, halkı ve turizm potansiyeli
gibi faktörler değerlendirilmiş, yatırım ya da göç için ne
denli tercih edildikleri araştırılmıştır. Birçok kategoride
listenin sonunda yer alan Türkiye, sadece üç kategoride
biraz daha üst sıralara yükselebilmiştir:
Türkiye yönetimde Güney Afrika, Rusya, Endonezya ve Çin'i;
kültürel mirasta Endonezya, Estonya ve Singapur'u; turizmde
de Çek Cumhuriyeti, Polonya, Güney Kore ve Estonya'nın
önünde yer alabilmesine rağmen bu durum Türkiye'yi sonuncu
olmaktan kurtarmaya yetmemiş ve Türkiye, 35 ülkelik listede
Endonezya ve Estonya'nın ardından sonuncu sırada kalmıştır.
Araştırmayı yapan ekibin başkanı Simon Anholt, tüm sonuçlar
ortalamasında Türkiye'nin yönetimi, ihracatı, yatırımları,
kültürü ve insanı hakkında diğer ülke halklarının olumsuz
görüşlere sahip olduklarını belirterek, Türkiye'nin "en kötü
imajlı ülke" oluşunun sebebini, "diğer ülke halklarının
Türklerin cahil, tembel, fakir, radikal İslamcı, barbar ve
tehlikeli" olduklarını düşünüyor olmalarına bağlamaktadır.
Türkiye hakkında çok az şey bilindiğini, bunun da insanlığın
ortak hafızasında Türklerle ilgili bir boşluk doğurduğunu,
bu boşluğun ise tüm bu olumsuzluklar ile doldurulduğunu
düşünen Anholt, "Türkiye'den dünyaya yansıyan haberlerin ya
bombalama eylemi veya kuş gribi gibi hep olumsuz eylemler
olduğunu, bunlara karşı koyacak pozitif bir imajın
verilmediğine" dikkat çekmektedir.
Haksız da değil!..
Türkiye'den
kaçırılan ve Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde sergilenen
Bergama kalıntılarının anavatanına iade edilmesini sağlamak
için çalışan grup üyelerinden biri oluşum sebebiyle kontra
grup tarafından adresime gönderilen gazete kesitinde
"Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçırılan ve 30 yılı aşan
bir mücadeleden sonra Türkiye'ye iade edilen Karun
hazinesinin en önemli parçalarından bazılarının sahteleriyle
değiştirmek suretiyle çalındığı" duyurulmaktaydı. Bu işin
bizzat müze görevlileri tarafından gerçekleştirildiğini
haber veren bu gazeteyi okuyan her insanı, GMİ anketinde
Türkiye'ye olumsuz yaklaşanlar hanesine kaydetmemiz
gerekecektir.
Öte yandan dünya ülkeleri, diğer ülke vatandaşlarına kendi
dil ve kültürlerini tanıtmak için büyük çabalar harcarken
ülkemiz, Batı Avrupa ülkelerinde dünyaya gelen Türk
çocuklarının kültürel asimilasyon yoluyla kendi benliklerini
kaybetmeleri karşısında bile sessiz kalmakta, bu durumu
önlemek için etkin bir çaba sarfetmemektedir. Türkiye gibi
dış göç veren bir ülke olan Polonya, her 30-40 bin Polonyalı
göçmenin yaşadığı Alman kentlerinde bile birer Polonya
Kültür Merkezi kurmuş, Alman asıllı Polonya göçmenlerini
dahi programlarına dahil ederek bu insanların Leh dili, Leh
kültürüyle bağlarını kopartmamalarını sağlamaya
çalışmaktadır. Türkiye ise 200 binden fazla vatandaşının
yaşadığı şehirlerde dahi henüz birer kültür merkezi
oluşturamamıştır. Türkiye'nin açık bıraktığı bu alanı,
bazıları Türkiye karşıtı olan dernek ve kurumlar doldurmaya
kalkışmakta, çeşitli sebep ve maksatlarca Türkiye'yi, Türk
kültür ve yaşama biçimini merak eden yerli halktan insanlara
çoğu zaman kasıtlı olarak yanlış bilgiler aktarmaktadırlar.
Batı Avrupa'nın özellikle insan hakları ve demokratikleşme
gibi alanlarda Türkiye'ye karşı olumsuz tavır takınmasında
bu tür derneklerin etkisi açıkça görülmektedir. Son
dönemlerde Alman kamuoyunda "aile şerefini kurtarma
cinayetleri, enzest davranışlar, aile içi şiddet, zorla
evlendirme" denildiği anda beyinlerde Türkiye'nin canlanması
ve bütün bunların bir tür
Türk
yaşama biçimi olarak kabul görmesi, bu konuda kitaplar yazan
Türk asıllı kişilere Türk devletinin bile (Kültür
Bakanlığı'nın Baba ve Piç yazarını Frankfurt Kitap Fuarı
devir belgesini teslim almakla görevlendirmesinde olduğu
gibi,) hakverir bir tavır sergilemesi bu olumsuz
yaklaşımların daha fazla kabul görmesine yolaçmaktadır.
Almanların da beğenip benimsedikleri Ramazan pidelerimizin
"Kurdische Fladenbrot" (Kürt pidesi), gölge oyunumuz Karagöz
ve Hacivat 'ın bir Yunan kültür mirası olarak
markalandırılması "Karşı Kültür Politikaları"nın sonucu
olarak kabul edilebilir.
Hollanda Ekonomi Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Laurens Jan
Brinkhorst, geçen yılTürkiye'ye yapacağı gezi öncesinde
yaptığı değerlendirmede, "son 40 yıldır Türkiye-AB
ilişkilerinde genellikle ekonomik ve siyasi konulara ağırlık
verildiğini, kültürel kısma yatırım yapmanın ise ihmâl
edildiğini" ifade ederek, "pek çok gazetede zinadan dolayı
Türkiye'de kadınların öldürüldüğünü okuyoruz. Zina konusu
Avrupa'nın gündeminden 40 yıl önce kalkmış bulunmaktadır.
Kadınlarla ilgili olarak çok daha hoşgörülü olunmalıdır.
Türkiye'de dünyaca tanınan yazar Orhan Pamuk hakkında
kovuşturma açılabiliyor olması kabul edilemez. Geçmişten
gelen bazı kültürel farklılıkların da üzerine gidilmesi
gerekiyor, sadece siyasi unsurları çözümlemek yetersizdir.
Türkiye'nin çok ciddi biçimde kültüre yatırım yapması
gerekiyor. Kürtlere yönelik kovuşturmalar konusu var.
Türkiye, üyeliği konusunda AB'yi ikna edebilmesi için bu
konulara da yatırım yapması gerekmektedir," gibi
açıklamalarda bulunması da göstermiş olmaktadır
ki, Türkiye sokaktaki Avrupalı bir yana, AB üyeliği
konusunda olumlu yaklaştığı düşünülen bir devlet adamı ve
politikacıya bile kendisini anlatabilmiş değildir.
Bugün Holocaus ya da antisemitizm denince dünya ortak
hafızası artık eskisi gibi ne bugünkü Almanya'yı ne de
Almanları suçlamakta, sadece Adolf Hitler ve bir kaç
yandaşının çılgınlığından sözetmektedir; oysa giderek daha
çok sayıda ülke parlamentosunda Ermeni soykırımı yalanları
gerçek bir vakıa gibi kabul görmektedir.
Öyleyse, Almanya'nın dünya ortak hafızasında böylesine daha
da olumlu bir imaja doğru koşmasını sağlayan 3. Direk'i
yakından tanımak, konumuzu daha net işleyebilmemiz açısından
yararlı olacaktır.
Almanya'nın 3. Direği
/veya/
Alman Dış Kültür Politikasının Yapısı
Alman Dışişleri Bakanlığı, yurtdışı kültür ve eğitim
politikasının gerektirdiği çalışmaların sadece bir bölümünü
kendisi üstlenmekte, diğerlerini yüklenici kuruluş ve
kurumlara "ihâle" etmektedir; ancak bu yükleniciler,
üstlendikleri işten maddi kazanç sağlama düşüncesinden çok,
Almanlık duygusuyla hareket etmekte, çoğu fahren çalışmakta,
işlerini
yürütürken
ihtiyaç duydukları kaynağı devletten çok ticarî
kuruluşlardan ve halktan sağlamaktadırlar. Her ticarî
kuruluş, sosyal ve kültürel çalışmalar için her yıl belli
bir kaynak ayırmakta, ancak bunları mahkemelerce "kamu
yararına çalışan dernek statüsü" tanınmış dernek ve
vakıflara verebilmektedir.
Alman Dışişleri Bakanlığı'nın en önemli kültür ve eğitim
partnerleri Mart 2008 tarihi itibariyle şu kuruluş ve
kurumlardır:
Goethe-Enstitüsü: Goethe Enstitüsü, dünya çapında 144
kuruluşuyla üç ayrı göreve sahiptir: Kültür Programı'nı
yürütmek, Alman dili öğrenimini desteklemek, Almanya
imajının yükseltilmesine aracılık etmek. Enstitü, İslam ve
Arap dünyasına yönelik çalışmalarına hız vermiş olup son
yıllarda özellikle İslâm ülkelerine yöbelik olarak kendi
içinde görev bölümüne gitmiş ve her seksiyon gerekli
donanımı edinmiş bulunmaktadır.
Goethe Enstititüsü, bu alandaki iç yapılanması ve bunların
İslam ve Arap dünyasına hitap eden projelerini ayrı ayrı
portallarla sürekli olarak tanıtmaktadır:
1. İslam ve Arap Dünyası için Danışma Hizmeti
(Goethe-Institut Informationen für die arabische und
islamische Welt - On- line-Dienste) http://'www.goethe.de/ges/rel/prj/isl/prj/deindex.htm
2. litrix.de: Alman Çağdaş Edebiyatı (German Literature
Online): Bu portal çağdaş Alman edebiyatını tanıtmak
amacıyla Goethe Enstitüsü, Ferderal Kültür Vakfı
(Kulturstiftung des Bundes) ve Frankfurt Kitap Fuarı
organize komitesince desteklenen projelerle ilgili
danışmanlık hizmeti sunmaktadır. http://www.litrix.de
3.Qantara İslam Portalı (Islam portal Qantara) : Goethe
Enstitüsü'nün koordinatörlüğünde Alman Dalgası (Deutsche
Welle), BpB ve IfA tarafından desteklenen Qantara Projesi,
kendisini İslam dünyasına uzanan bir köprü olarak
görevlendirmekte ve Almanca, İngilizce, Arapça dillerinde
politik, kültürel ve toplumsal tartışmalar düzenleyerek
Almanya'nın görüşlerini empoze etmeye çalışmak tadır.
http://www.gantara.de/de
4.Li-Lak
: Gençler için gençler tarafından idare edilen Al- man-Arap
Portalı olan Li-Lak gençlerin düşüncelerini yansıtmakta ve
aralarında resim, müzik ve oyun değişimini sağlamaktadır.
Yetenekli Arap gençlerini malzeme açısından desteklemekte, o
yolla Almanya'ya karşı sempati duymalarını sağlamaktadır.
http://www.goethe.de/ins/eg/pro/lilak/index.htm
5. MIDAD: Alman-Arap Edebiyat Forumu (Deutsch-arabi- sches
Literaturforum) : Şehirler tarafından "Şehir Yazan" olarak
ödüllendirilen Alman ve Arap edebiyatçıları yaşadıkları ya
da karşılıklı ziyaret yoluyla tanıdıkları Almanya ve
Ortadoğu'daki metropoller hakkında tanıtma yazılarına yer
vermekte olup Goethe Enstitüsü'nün Ortadoğu' ve Afrika'daki
şubeleri tarafından beslenmek tedir.
/ins/eg/prj/mal/deindex.htm
6. İslami Araştırmalar Direktörlüğü (Islam Research Direc-
tory) : Goethe Enstitüsü ve merkezi Hamburg'ta bulunan Alman
Doğu Enstitüsü (Deutsches Orient-Institut Hamburg)
tarafından yürütülen bu direktörlük, İslam ve Arap dünyasına
yönelik özellikli konuları işlemek üzere kurumlar, uzmanlar
ve basın üzerinde yoğunlaşmayı ve ilişkiler ağını
güçlendirmeyi amaçlamaktadır. http://www.islamresearchdirectory.org
7.
Alman Akademisyen Değişim Hizmetleri (Deutscher Akademischer
Austauschdienst / DAAD) : Uluslararası yüksekokullar
arasında işbirliğini destekleme konusunda en büyük Alman
kuruluşudur. Uluslararası alanda öğrenim gören 45. 000 Alman
ve yabancı üniversite ve yüksek lisans öğrencisini, bilim
adamı, sanatçı ve barış gönüllüsünü burslar yoluyla
desteklemektedir.
8. Alexander-von Humboldt-Vakfı (Alexander von
Humboldt-Stiftung): Vakıf, Almanya'da gelişim ve araştırma
yapmaları için seçkin düzeydeki yabancı bilim adamlarına
burslar vermektedir.
9. Yurtdışı İlişkiler Enstitüsü (Institut für
Auslandsbeziehungen / IfA): Bu kurum, tanınmış Alman
sanatçılarının eserlerini tanıtmak üzere dünya çapında
turneler ve uluslarası sempozyumlar düzenlemekte, yurtdışı
Alman kültür ve eğitim çalışmalarında görev alanlar için
oluşturduğu özel kütüphane ve danışma merkezlerini besleyici
çalışmaları yürütmektedir. .
10. Yurtdışı Okullar Merkezi (Zentralstelle für das
Aus-landsschulwesen): Başbakanlığa bağlı bir kurum olan bu
merkez, yurtdışında bulunan yüzden fazla Alman okulunun
pedagojik, personel ve finanzman ihtiyacını karşılamaktadır.
11. Berlin Dünya Kültür Evi (Haus der Kulturen der Welt,
Berlin) : Bu kültür merkezi daha çok gelişmekte olan
ülkelerin sanatçı, müzisyen, ressam, yazar ve tiyatro
sanatçılarını misafir etme. eserlerini sunma, sergileme
imkanı sağlamaktadır.
12. Alman UNESCO Komisyonu (Deutsche UNESCO-Kommission) :
Almanya ve UNESCO arasındaki ilişkileri düzenleyen ve
Almanya içinde UNESCO programlarının uygulanmasını koordine
eden bu kurum, federal ve eyalet hükümetlerine danışmanlık
hizmeti vermektedir.
13.
Alman Dalgası / Almanya'nın Sesi (Deutsche VVelle) :
Almanya'nın yurtdışına yayın yapan Dış İşleri Bakanlığı
kontrolündeki radyo ve televizyon kurumudur. Almanca,
İngilizce ve İspanyolca yaptığı yayınlar dünya düzeyinde 140
milyon insana ulaşmaktadır, internet erişimi ise 30 ayrı
dilde sunulmaktadır.
14. Alman Araştırma Toplumu (Deutsche
Forschungsgemeinschaft) : Dünya düzeyinde araştırma
çalışmalarını izlemekte, bilimsel değişimi geliştirmek için
Alman ve diğer ülke araştırma kuruluşları arasında işbirliği
kurulmasını sağlamakla görevlidir.
15. Alman Kazıcılık Enstitüsü (Deutsches Archâologisches
Institut): Berlin'deki merkezi dışında Roma, Atina, Kahire,
İstanbul ve Madrit'te birer şubesi bulunan bu enstitü,
çeşitli ülkelerde kazı çalışmaları ve araştırmalar yapmakta
ve bunları duyurmaktadır. Geçmişte ve günümüzde bu kurumun
arkeologlarının özellikle Osmanlı yakındoğusunda sadece kazı
çalışmalarıyla değil, siyasal amaçlarla devlet hizmeti
gördükleri de bilinmektedir.
16. Uluslararası İş Eğitimi ve Kalkındırma Şirketi (InWent -
Internationale VVeiterbildung und Entvvicklung GmbH): Daha
önce bu alanda çalışmalar yürüten Cari Duisberg-Gesellschaft
ve Deutsche Stiftung für Entvvicklung isimli iki ayrı
kuruluşun birleştirilmesiyle oluşturulan InVVent,
kalkınmakta olan ülkelere yönelik çeşitli iş eğitimi
çalışmalarını desteklemektedir.
17. Eğitim Karşılıklı Değişim Hizmetleri (Padagogischer
Austauschdienst): Örgün okul eğitimi alanında karşılıklı
eğitim değişim çalışmalarını yürüten bu bölüm Eyalet
Hükümetleri Eğitim Komisyonu Sekreteryası bünyesinde
bulunmakta olup ayrıca Avrupa Birliği
SOKRATES-Programlarının okullarla ilgili alanının millî
temsilciliği görevini yürütmektedir.
18. Merkezi Hükümet Kültür Vakfı (Kulturstiftung des Bundes)
: Almanlararası kültür programlarının yanışına uluslarası
program ve
projeleri de desteklemekle görevli olan bu kurum,
çalışmalarını daha çok Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde
yoğunlaştırmaktadır.
Federal Almanya, 1981 yılından beri Dışişleri Kültürel
Varlıkların Korunması Programı çerçevesinde dünya düzeyinde
kültürel mirasın korunması çalışmalarına:
a) Kalkınmakta olan ülkeler kültür mirasının korunması,
b) Yurtdışındaki Alman kültür mirasının korunması alanlarını
kapsayacak biçimde destek vermeye devam etmektedir. Alman
Dışişleri kültür ve eğitim politikasının çok önemli aracı
durumunda olan bu Program, kalkınmakta olan ülkelerdeki
milli değerlerin farkedilirliğine ve Almanya ile karşılıklı
olarak kültürel ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda
bulunmayı hedeflemektedir. 1981-2005 yılları arasında 132
ülkede 1300 projeye destek veren programın mali boyutu bu
tarihler arasında 34,3 milyon euroya ulaşmıştır. Şu sıralar
programın ağırlık merkezi, günümüzün önemli problem kaynağı
durumunda bulunan Avrupa ve İslam ilişkileri çerçevesinde
Irak ve Afganistan ile ilgili projelere kaydırılmış
bulunmaktadır.
Alman dış kültür politikasının tavizsiz yürütülen önemli
hedeflerinden biri de 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya'dan
çıkarılan kültür eserlerinin geri alımı çalışmalarıdır
("Beutekunst"). Özellikle Sovyetler Birliği'ne götürülen
eserler milletlerearası hukuk kurallarına uyulmadığı
gerekçesiyle ısrarla geri talep edilmekte olup bugünkü Rusya
Federasyonu, Polonya, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan ve
Azerbaycan hükümetleri nezdinde girişilen teşebbüsler
semeresini vermeye başlamış ve bazı eserlerin geri kazanımı
sağlanmış bulunmaktadır. Bunlar arasında sayısı 20. OOO'i
aşan kitap, beste notları, desen ve tablolar bulunmaktadır.
Bu
bölümde Alman Dış Kültür Politikası'nın nasıl
yapısallaştırıldığını gösterebilmek amacıyla verilen geniş
tablo, bizi, bu politik anlayışın kozmopolit bir Alman
kültür yapısını hedeflediği gibi yanlış bir anlayışa
götürmemelidir. Üstelik bu tür bir dış kültür politikasına
angaje olan tek ülke de Almanya değildir; bu çalışmada
Almanya'nın örnek alınmasının sebebi, bu ülkenin bugün
geldiği imaj zenginliği ve saygınlık noktasına bir holacoust
geçmişinin bulunmasına rağmen bu çalışma yöntemiyle ulaşmayı
başarmış olmasıdır ki, Alman diplomasisinin iç
terminolojisinde bu tür çalışmaların en özlü tanımı,
"Blendung" (kamaştırma) kelimesinde yatmaktadır. bunun
politik bir yöntem ve olgu olarak benimsenmediği sürece,
Türk halkının zaman zaman spordan siyasi krizlere, ekonomik
ambargolardan silahlı kalkışmalara kadar hayatın bir çok
alanında batılı ülkelerin sergiledikleri tavrı bir türlü
anlayamayışı ve bunu "iki yüzlü" davranış olarak
değerlendirmesi, yanlış olmamakla beraber işin esasını
kavrayamamasından kaynaklanmaktadır.
Peki nedir bu "işin esası"?..
İŞİN
ESASI
/VEYA/
ÖNCÜ KÜLTÜR
Almanya ya da diğer batılı ülkeler için kültür, bizde
genellikle alışıldığı gibi dar anlamıyla folklorik öğelerin
veya uygulamalı sanat adı altında toplanabilecek bediiyyat
unsurlarının korunup devredilmesinin çok daha ötesinde "bir
halkın yaşama biçimindeki ortak öğeler" olarak
anlaşılmaktadır ki, bu öğelerin Hıristiyanlık değerleriyle
yoğrulmuş, "aydınlanma" sürecini tamamlamış bir "değerler
sistemi" olduğu hem halk kesimlerinde hem de resmi
literatürde ortak kabul görmektedir. Yasa koyucu, bu
değerler sistemini nesilden nesile aktarma görevini örgün ve
genel eğitime yüklemiştir.
Alman
eyaletlerinin tümünün eğitim bakanlıkları yasalarının giriş
bölümü, bu kültür anlayışına özel vurgu yapmakta; zaman
zaman çıkarılan ek yasalarla, Almanya'nın bir göçmen ülkesi
olduğu ve çok kültürlü bir toplum yapısına sahip bulunduğu
gerçeği bilerek gözardı edilmektedir. Bunun en belirgin
örneği, içinde bulunduğumuz yılda dinsel öğe ve terimlerin
okullarda kullanımını düzenleyen yasa değişiklikleri ile
okul alanlarında Almanca dışında dil kullanımını yasaklayan
kararların kamuoyunda ve politikacılar arasında genel kabul
görüşüdür.
(Eğitim konusu, "Anadil Derslerinden Türkçe Okullarına Geçiş"
adıyla ayrı bir çalışma kâğıdı olarak sunulacaktır.)
Neden?..
Çünkü, her ne kadar muhafazakar kesimin politikacıları
tarafından dile getiriliyor sanılsa da, Alman kültürünün
ülkenin tamamında ve bütün kesimlerinde "Öncü Kültür" olarak
yer etmesi ve benimsenmesi Alman
kamuoyunun genel talebidir. Basına yansıyan dil yasakları,
buzdağının sadece bir iki yerde görünen ucu niteliğindedir;
meselâ Alman radyo ve televizyon yasası, egemenlik alanları
içinde bir başka dille yayın yapmak isteyenlere uyuma hizmet
gibi bir kıstasa dayanarak başvurulması halinde oldukça ağır
şartları yerine getirmek suretiyle ve geçici bir zaman
dilimi için yayın hakkı vermekte, denetim konusunda da "oldukça
acımasız" davranmaktadır. Alman İçişleri Bakanlığı, gazete
yayınlarını yasaklayabilmekte, mal varlıklarına el
koyabilmektedir. Anayasayı Koruma Dairesi, bütün sivil
toplum kuruluşlarını gözetim altında tutabilmekte,
faaliyetlerini izleyip zararlı - zararsız sınıflandırmasına
tabii tutarak yıllık raporlar halinde kamuoyuna açıklamakta,
resmi daireler bazı dernek mensuplarına güçlük çıkartmakta,
hatta süresiz oturma izni vermeyi reddedebilmektedirler.
Oysa aynı kesimler, meselâ Türkiye'de bazı diyalekt ve
dillerle eğitim yaptırılmamasını, radyo ve televizyon
yayınlarına izin verilmemesini, ülke bütünlüğü hakkında
beyanda bulunan kişiler için soruşturma açılmasını kınamakta,
salt bu gerekçelerle Türkiye'nin yerinin Avrupa olmadığını
söyleyebilmektedirler. Cezayir'de Fransız işgal güçlerinin
sivil halka karşı giriştiği katliamın tanınması talebini, "geçmişteki
olaylarla uğraşmak politikanın değil tarih biliminin işidir,"
gerekçesiyle parlamentoda görüşmeyi reddedebilen bir Fransız
devlet adamının 2 yıl sonra aynı parlemantoda Ermeni
soykırımı iddialarını yasalaştırmaya kalkışması, aynı konuyu
kendilerinin Kongo gerçeğine rağmen Belçika parlamentosunun
döne döne ele alması, ortadoks klisesi hakkında çizdiği bir
karikatür yüzünden Yunanistan'da bir mahkeme tarafından
hapisle cezalandırılan kendi vatandaşı bir gazeteciyi
korumaktan kaçınan Avusturya hükümetinin Hz. Muhammed
karikatürlerine gösterilen
tepkiyi
ilkellik olarak nitelendirmesi gibi Türk halkınca "iki
yüzlülük" olarak tanımlanan davranışlarının bir "Çok Uçlu
Alan Politikası" olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu çok
uçluluktan haberdar olmayan bazı politikacılarımız ve devlet
adamlarımız diretilen yol haritaları karşısında Türk
halkının sahip olduğu şunca devlet tecrübesine rağmen paniğe
kapılmakta ve geri dönülmesi imkânsız yanlış adımlar atmanın
kaçınılmaz olduğunu zannetmektedirler. Oysa halkımız, batılı
devletlerin bu çok uçlu alan politikalarını bir tek
atasözüyle özetleyivermiştir: "Kimse yoğurdum kara demez!"
Buna rağmen yönetim kademelerimiz AB uyum sürecini "her
şeyimiz onlardaki gibi olacak" mantığıyla anlamakta, adeta
zihinsel bir teslimiyetçilik sergilemektedirler. Fransa'nın
AB ile bütünleşme sürecinde İngiltere'ye zorluk çıkardığı
günlerde "İngiltere'deki sol şerit akışlı trafik düzenini
kıta Avrupası normlarına uyarlamaya hazır olup olmadığını"
soran bir delegeye İngiliz müzakerecinin, "biz bayrağımızın
biçiminden mutluyuy, ama siz bayrağınızı değiştirmeye
hazırsanız, bu kendi bileceğiniz bir iştir," şeklinde cevap
vermesi AB'yi anlama konusunda onlarla aramızdaki farkı
açıkça göstermektedir.
Kısaca işin aslı, devletin zirvesindekinden sokaktaki
adamına kadar Avrupalı'nın kendi geçmişi, kültürü ve
mantığıyla barışık olması ve başkalarına ters de gelse,
bunlardan taviz vermeyi asla düşünmemesi ve kimseye de
düşündürtmemesidir.
TÜRK DIŞ
KÜLTÜR POLİTİKASI'NIN
YENİDEN YAPILANDIRILMASINDA TEMEL
ALINMASI GEREKEN PROGRAM NASIL
OLMALIDIR?
Bu çalışmanın bundan sonraki bölümü, Türk Dış Kültür
Politikası'nın oluşturulmasına katkı sağlayabilecek bir
taslağın hazırlanmasına ön-taslak kâğıdı olabileceği
düşüncesiyle işlenmiştir.
I. KURULUŞ:
Dış Kültür politikasını belirleyip yürütecek Dışişleri
Bakanlığı-Kültür Bakanlığı-Milli Eğitim Bakanlığı
eşgüdümünde yeni bir kurum oluşturulur ve milletimizin
geçmiş ve geleceğini kucaklayan bir şahsiyetimizin adıyla
isimlendirilir. (Yunus Emre,
Mevlana,
Kaşgarlı Mahmut, İsmail Gaspıralı ya da Yahya Kemal gibi.)
Kurum, dış temsilciliklerimizin yardımıyla mümkün olduğunca
fazla ülkede ve gerekirse o ülkenin birkaç metropolünde
amaçlarına uygun yapılarda yerleşir ve her türlü donanıma
sahip kılınır. Kurumun sürekli kendini yenileyebilmesi için
kamu bütçesinden alacağı payın yanında vakıf ve döner
sermaye niteliğinde sürekli gelir kaynakları oluşturulur.
II. AMAÇ:
Kurumun temel amacı, dışarıda Türkiye'nin sahip olduğu
kültür ve sanat zenginliğinin bilinmesini sağlamanın,
Türkiye'den insan merkezli aktüel kültür ve sanat
çalışmalarını yansıtarak aydınlık ve dünyayaya açık,
dünyayla barışık bir Türkiye ve Türk insanı imajını
yaymaktır.
III. İŞLEYİŞ:
Kurumun genel merkez yönetimi, dış kültür politikası
alanında deneyimi olan uzman kişilerden oluşur. Genel merkez,
diğer bakanlıklarla ve resmi ve özel kuruluşlarla birebir
ilişki kurabilir; ortak programlar hazırlar, bunları yurt
dışındaki şubelerinin kullanımına açar.
IV. GENEL PROGRAM:
Kurum, amacını gerçekleştirebilmek için temsilcilikleri
yoluyla uygulayacağı genel bir çalışma programı hazırlar. Bu
program uygulanacağı ülke şartlarına göre bir alt komisyonda
yeniden değerlendirilir. Program aşağıdaki konuları da
içerir:
1.
Türkçe öğretimi ve kullanım alanının genişletilmesi Türk dış
kültür politikasının temel hedefidir. Bu amaçla:
a. Türk azınlığının yaşadığı ya da Türk etki alanına giren
ülkelerde Türkçenin orta deceli ve yüksek okullarda yabancı
dil olarak okutulmasını sağlamak için etkin girişimlerde
bulunur. Bu okullara Türkçe öğretmeni yetiştirilmesi için
Türkiye'de öğrenim görmek isteyecek (öncelikle Türk soylu)
öğrencilere üniversitelerimizde kontenjan ayrılmasını sağlar,
burslar verir.
b. Dış ülkelerde mevcut türkoloji bölümleriyle yakın ilişki
kurar. Öğrencilerini her türlü fırsatı kullanarak Türkiye'de
dil ve kültür eğitimi desteği sağlar.
c. Mevcut Türkçe öğretmenlerinin Türkiye'de geliştirme
kurslarına katılmasını sağlar.
ç. Yerli pedagog ve Türkçe öğretmenlerinin de katılımıyla
Yabancı Dil olarak Türkçe öğretimi kitapları, Cd, kaset, v.s.
hazırlatır, bastırır ve dağıtır. d. Yerli radyo ve TV
istasyonlarında kullanılmak üzere Türkçe dil kursu
programları hazırlar. Şubeleri yoluyla dağıtımını
sağlayacağı amacına uygun çocuk, gençlik ve yetişkinler için
Türkçe filmleri diğer dillerde alt yazılı olarak üretir.
e. Kendi merkezlerinde çeşitli düzeylerde Türkçe dil
kursları düzenler. Yabancı dil kursları veren yerli kurum ve
kuruluşlara Türkçe'yi de programlarına almaları için
teşvikler uygular. Kursiyerlerde çeşitli yöntemlerle
Türkiye'ye sempati uyandırmayı gözetir.
f. Her türlü yazılım kuruluşlarıyla ilişkiye geçerek
Türkçenin internet ortamında da fonetiğine uygun
kullanılabilmesi için alfebemizin (ç, ğ, ı, ş de dahil olmak
üzere bütün harflerinin ASCII dizilimine alınmasını sağlar.
2. Kurumun ikinci önemli görev alanı Türkçe edebiyat ve
sanat eserlerine destek vermektir. Merkez, şubeleri
bünyesinde ya da şubeleri yoluyla:
a. Kitap ve dergi yayını, ülke kütüphanelerinde Türkçe
kitaplık ve okuma bölümlerinin kurulmasını teşvik eder.
b. Kitap fuarlarına katılımı ciddiye alır; Türk sunu
bölümlerinin profesyonelce düzenlenmesini sağlar.
c. Türk yazarlarının eserlerinin diğer dillere çevirisine
ciddi destek verir; çevirmenlerin ilgisini çekebilmek için
internet ortamını kullanır, online iletişim ve sözleşme
portalları hazırlar.
ç. Yabancı yayıncıları Türkiye'ye davet ederek Türk
yazarlarını ve eserlerini tanıtır.
d. Türk yazar ve şairleri için okuma günleri düzenler ya da
düzenlenen okuma günlerine Türk şair ve yazarlarının da
davet edilmesini sağlar.
e. Üniversiteler bünyesinde Türk edebiyatı seminerleri,
panelleri düzenleme çalışmalarında bulunur.
f. Türk ressamların için sergiler düzenlemesini sağlar.
g. Türk sinema ve tiyatro günleri yaılmasını sağlar.
ğ. Türk müziği festivalleri organize eder; ciddi bir
organizasyon senede bir defa Türk soylu ülkeler ve Türk
azınlığının bulunduğu ülkelerin radyo ve televizyonlarının
katılımıyla kayda değer ödüllü bir Türkçe sözlü şarkı
yarışması düzenler.
3. Kurum dış kültür politikasının amaçlarına erişmek için
destekleyeceği projeler için temel esaslar koyar; bunlar
arasında:
a. Projenin sanat değeri,
b. Partner ülkelerde uygulanabilirlik özelliği,
c. Kalıcı etkileme gücü mutlaka yer bulur. Bir proje
teklifinin her üç temel esasa uygun olup olmadığı program
alan uzman ve sorumlularınca birlikte değerlendirilir.
4. Kurum, seyirciye yönelik uygulamaların yanısıra yazılı,
sesli ve görsel basından Türkiye'nin olumlu imajını
yükseltebilecek, Türkiye'ye ilgi ve sempati uyandırabilecek
şahsiyetler kazanmak için şubeleri yoluyla özel gayretler
gösterir. Bu şahsiyetlerin basm-yayın organlarında karar
mekanizmalarmdab olmalarına, kendi ülkelerinde saygın ve
etkileyici konumda olmalarına, kendi vatandaşları arasında
sempati sahibi yazar, eleştirmen, ve yayıncılar arasından
seçilmelerine özen gösterir. Bunlara Türkiye'de gezi, tatil,
araştırma-inceleme olanakları sunar, Türkiye'den partnerler
edinmelerini sağlar; çalışmalarının ülkelerinde sunuma
sürülebilmesi için destek verir.
5. Klasik basın yayıncıların yanısıra işitsel ve görsel
kitle yayıncılarıyla (radyo ve televizyon, internet, CD-ROM,
DVD, .. ) yakından ilgilenir; teknik gelişimi izler ve ayak
uydurur.
6. Büyük bir Türkiye portalı hazırlar ve bunu sürekli
geliştirir. Portaldan seçmeler yaparak bunları Türkçenin
yamsıra ilkin yaygın ağ dili İngilizceden başlayarak bütün
dillere çevirtir ve alt siteler halinde yayınlar; o dile
sahip hedef kişilere her yenilemeyi duyurur. Portalın
içeriği kadar biçimine de özen gösterir.
7. Medyal çalışmalarda ana kural aydınlık ve dünyayla
barışık Türkiye fotoğrafı veren bütün kitap, dergi, radyo ve
televizyon programı, film, video ve DVD, ses bantı, CD,
,,books on demand", internet hizmetleri dünyanın her
yerindeki hedef kitleye ulaştırılabilir biçimde hazır
tutulur. Gerçekçi bir planlama ile kültür politikamızın
kültürel eserler endüstrisini sanayimizi de arkasına alarak
giderek artan içsel kalite artırımına yöneltir.
8. Kurum, kültür politikasının yürütülebilmesi için gerekli
yapısal uygulamada öncü sektör olmaktan çekinmez; soydaş
devlet ve topluluklara özel yayın yapma görevi TRT-TÜRK'te
bırakılarak TRT-INT teknik açıdan güçlendirilir ve dış
kültür kurumunun yönetimine verilir. Program üretimine Türk
Dil ve Tarih kurumları, üniversiteler, vakıf ve derneklerin
katkısı sağlanır. Denizaşırı yayıncılık yapamayan tarihi ve
kültürel yaylım alammızdaki ülkelerle işbirliği yapılarak
onlarla benzerliklerimizi vurgulayan programlar hazırlanarak
yayınlamak suretiyle Türkiye'ye sempati duymaları ya da
mevcut yakınlığın pekiştirilmesi sağlanır.
9. Dış kültür politikamız, dünya ekonomisinin ikinci gücü
olma yolunda ilerleyen Çin halk Cumhuriyeti'ne ekonomik
açıdan yakın durmak zorundadır; bu cumhuriyetle uzak
çağlardaki tarihi ilişkilerimizin ortak araştırılması
konusundan hareketle ilişkilerimizin kültür boyutu ekonomik
alanda da güçlendirilebileceği gibi BM'de veto hakkına sahip
siyasi gücünden de istifade edebilmenin yolunu açacaktır.
Dış kültür politikamız bu nedenlerle bu ülkeye programında
özel bir yer verir.
10. Soydaş devletlerin bağımsızlıklarını kazandığı yıllarda
ivme kazanan kültürel ilişkilerimiz şu sıralarda oldukça
sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Özbekistan'ın
ülkemizdeki üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmını geri
çekmesi, Buhara'da ortak üniversite kurma projesini rafa
kaldırması ve diğer kültürel yakınlaşma projelerinde soğuk
bir tavır takınması ülkemiz için çok büyük bir kayıp
olmuştur.
Türkiye'nin
bu ülkelerle mevcut ekonomik ve siyasal yetersizliklerine
bakarak yakınlaşma ihtiyacı duymaması büyük bir hatadır ve
ileride onarılması çok güç soğukluklara yol açmaktadır; bu
durumun böyle devamı halinde doğması muhtemel sıkıntıları
aşabilmek için şimdiden soydaş devletlere yönelik özel bir
program geliştirilmesi şarttır. Bu program, aynı zamanda
genel Türk kültür politikasının bir parçası olmak ve soydaş
devletlerle ortak bir kültür yapısı oluşturmaya hizmet
etmelidir. Genel dış kültür politikası için gereken yapısal
kurulumun dışında, sadece soydaş devlet ve topluluklarına
has farklı bir yapılanmaya gidilmelidir. Bu yapılanma
oluşturulurken şu alt amaç ve hedefleri içermelidir:
a. Türk dilinin farklı lehçeleri arasında yakınlaşma
sağlamak için gerekli insan kaynağı oluşturmak amacıyla
uygun bir ya da birkaç üniversitede en az 2 yıllık hazırlık
sınıfına sahip ortak bir Türk Kültür Fakultesi kurulur;
hazırlık sınıflarında sadece Türk lehçeleri okutulur, Türk
Sanat Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kazıbilimi, İşitsel ve
Görsel Yayınlar gibi bölümler bulunur.
b. Bu fakulte mezunlarının bitirdikleri bölümlerin ülkelerin
aynı eğitimi veren bölümlerine denkliği ve diledikleri
katılımcı ülkede bölümleriyle ilgili görevlere talip
olmaları durumunda eşit şartlarda değerlendirilecekleri
garanti edilir.
c. Fakultenin, Kültür Kurumu'nun global düzeyde
izlenebilecek radyo ve televizyonunda ayrı bir yayın
kuşağına sahip olması sağlanır, yayınları uygulama
yapımlarıyla desteklenir.
11. Dış kültür kurumunun öncelikle yoğunlaşacağı alanlar:
a. Ülkemizdeki yayın faaliyetlerinin dış dünyada ağırlık
kazanmasını sağlamak,
b. Devlet radyo ve televizyonlarının yabancı yayın
kuruluşlarıyla Türk kültür dünyası konusunda ortak yayınlar
gerçekleştirmesine yardımcı olmak,
c. Online hizmetlerinde yeni tekniklerin geliştirilmesi
çalışmalarını desteklemek,
ç. İl ve bölgeler düzeyinde yayın yapan radyo ve
televizyonlara otantik konuları evrensel boyutlarda
işleyebilmeleri için yapımcılık alanında destek sağlamak,
d. Bilgisayar programcılığını ilgili kurumlarla işbirliği
yaparak ev işletmeleri haline getirmek suretiyle hem bir
programlama sanayi oluşturmak hem de bu yolla kültür
öğelerimizi bilgisayar oyunları v.s. teknikleriyle evrensel
boyutlarda işlemektir.
12. Dış kültür politikamızın çıkarları doğrultusunda EU
basın-yayın komiserliği nezdinde, özellikle UNESCO ve Avrupa
Parlamentosu ile yakın ilgi kurarak onların sağladığı
desteklerden azami ölçüde yararlanır; zira bu müesseseler
büyük fonlara sahiptir, ancak sadece ciddi hazırlanmış ve
formlara uygun formüle edilmiş projeleri değerlendirmeye
almaktadırlar. Bu nedenle:
a. Diğer işdaş kurumlara, firmalara hatta işbilir bireylere
aranan normlarda proje geliştirebilmeleri için yol göstermek
ve destek vermek için internet ortamında bir düzenleme
gerçekleştirilir. Bu kurumlarla diğer resmi ya da özel
kurumların birebir ilişki kurmaları, dış kültür kurumuna
köprü görevi verilerek önlenir.
b. Özellikle EU bünyesindeki SOKRATES (genel eğitim),
LEONARDO (meslek eğitimi), AVRUPA İÇİN GENÇLİK. SOKRATES
programlarının eylem planlarını teorik yapıda bilgi aktarımı
düzeyinden uygulamalı alanlara taşımak kaçınılmazdır.
(Bakınız: Sosyal Plan / Avrupa'da Kültür ve Eğitim
Çalışmaları). Sekiz bölümden oluşan bu eylem planları
arasında ERASMUS (yüksek öğretim) ve COMENIUS (orta öğretim)
programlarının 2000 yılı başından bu yana yürülükte olup
1,850 milyon Euro olduğu dikkate alınırsa ve bu kaynağın %
51'inin yüksek öğretimin kalite artırımına, birbirleriyle
işbirliğinin sağlanmasına ve yaygnlaştırılmasına harcanmakta
olduğu dikkate alınır ve buna rağmen üniversitelerimizin
hareketsiz kalışlarının sebebinin 12.a olduğu düşünülürse,
örgütsüzlük nedeniyle kaçırmakta olduğumuz fırsat daha iyi
anlaşılabilir. Alman Akademik Değişim Hizmetleri kuruluşu,
Alman Eğitim ve Araştırma Bakanlığı'nın talimatıyla Alman
yüksek okullarının EU programlarına katılımını sürekli
desteklemektedir. YÖK za da Milli Rğitim Bakanlığı yeni bir
oluşumla bu programdan üniversitelerimizin yararlanmasını
sağlamayı ödev bilmelidir.
COMENIUS etkinliğiyle sadece 1999 yılında Alman okullarının
desteklenen proje sayısı 1225 ulaşmıştır; böylece Marke-ting
etkinlikleri ile dışarıdan çok sayıda yetenekli öğrencinin
ülkede eğitim almasını, böylece yetenekli beyinlerin
Almanya'ya akışını sağlamaktadır. Bu projeden ülkemizde
mevsimlik işçi çocuklarının ve dağınık haneli köy
çocuklarının eğitiminde yararlanmak mümkündür.
d. Almanya özellikle tarih programlarına büyük önem
vermektedir; bir önceki EU dönem başkanlığında Kültür-2000
adı altında MEDIA PLUS 2001-2005 uygulamasıyla
işitsel-görsel yapımlar için büyük fonların ayrılmasını
sağlamıştır. Önümüzdeki dönemde de aynı program için yine
önemli bir fon ayrılmasının hazırlıklarını yapmaktadır.
Türkiye bu fondan Avrupa ile ortak tarihinin işlenmesi
konusunda önemli kaynaklar sağlayabilir. Bu sayede dış
kültür politikamızın ana amaçlarından olan Türkiye'nin
prestijini yükseltme alanında proje çalışmalarına kaynak
bulabilir.
13. Spor, dış kültür politikasının önemli enstrümanlarından
birindir; uluslararası spor organizasyonlarının düzenlediği
genel katılımlı sportif faaliyetlerine ev sahipliği yapmak
ülkemizin imajına katkı sağlamakla beraber, bu gibi
faaliyetler belli bir hedef ülke üzerinde yoğunlaşılmasma
imkân vermemektedir. İkili anlamda gerçekleştirilecek özel
spor müsabakaları hedef ülke ile dış kültür politikamızın
amaçlarına topyekün hizmet edecek alanları kaplamalı ve
kalıcı dostlukların kurulmasına hizmet etmelidir. Her
defasında bu amaç için seçilen ülkenin orta ve yüksek
öğretim kurumlarının yanında saygın kuruluşları da hesaba
katılmalı, ülkemizle tarihi, sosyal, ticari açıdan
benzerlikleri ortak çalışmalarla işlenerek kamuoyuna
yönlendirilmelidir.
bir
yanlış anlamaya ek:
GLOBALLEŞME
VE
MİLLÎ KÜLTÜR
Globalleşme, bilinen ve beklenen zararlarına rağmen
önlenemez varlığından kaynaklanan şehirleşme ve şehirciliğin
dış ve uluslararası politikadaki önemine şimdiye kadar pek
dikkat çekilmemiştir; ticari gücün yoğunlaşması, politik
etkileme gücü ve sınır ötesi birçok şehir arasında oluşan
zaruri iletişim ağı, şehirlerin giderek ülkelerinin iç ve
dış politikalarından ayrı kendilerine has internasyonal bir
politika geliştirmelerine imkân tanımaktadır. Ne var ki bu
durum, daha büyük megametropollerin oluşmasına, bu da
aglomeratasyonel kentlerin yönetilebilirlilik ve
yönlendirilebilirlilik niteliklerinin ortadan kalkmasına,
giderek şiddetin ve dengesizliğin yaygınlaşmasına sebep
olabilecektir. (Bu ve benzeri çalkantıların farkına varan BM
Teşkilatı 19-23 Haziran 2006 tarihinde Vancouver'de "World
Urban Forum III" da globalleşmen sorunlarını şehirler
bazında ele almayı ve bu tür meseleleri tartışmayı gündemine
almış bulunmaktadır.)
Henüz gelişmekte olan ülkeler, globalleşmenin çok yanlı
yapılanma özelliği nedeniyle bu megaşehirlerin -olumlu ve
olumsuz- potansiyelinin etkisi altında kalma
durumundadırlar; bu ise, (iç göçler ve sosyal statü değişimi
gibi demografik yapıda meydana gelen kaçnılamaz
çalkantılar,) etnik farklılıklara sahip ülkelerde bu tür
metropollerin cazibe çemberleriyle birlikte ülke bütünlüğüne
karşı kalkışma cesareti kazanmalarına sebep olacaktır. Bu
durumda her ülke kendi metropollerini kültür ithal eden
peykler durumundan kendileri dışarıya akıl veren canlı
organizmalar haline getirerek hem iç bütünlüğünü dinamik
biçimde korumak hem de düşünce ve tavır empoze eden
merkezler durumuna getirme çabası içine girmiş
bulunmaktadır; Hannover, Güney Pasifik'le boğuşarak dünya
elektronik sanayisinin öncü merkezi olarak ön plana
çıkarken; Paris, Nobel'e rağmen İsveç'i safdışı ederek dünya
sanat ve edebiyat anlayışını belirlemeye, Cannes ise film
eserlerinin konu, işleyiş normları ve siyasal açılımlarını
belirleme gücünü Hollyvvood'tan kendi eline geçirme savaşı
vermektedir.
Almanya'da her yıl kültürel çalışmalarda seçkinlik gösteren
kişilere verilmek üzere oluşturulmuş 1655 adet ödül
kurumunun 1/6'i adaylarını başka ülkelerde yaşayanlar
arasından seçmektedir. Ancak bu kişiler, ülkelerinde şu ya
da bu şekilde Alman kültürünü tanıtan ya da o ülkelerde
Almanya'nın dünya görüşüne, siyasal ya da ekonomik
çıkarlarına katkıda bulunan sanatçılardır. Alman
televizyonları, bu satırların yazarının bir romanından
uyarlanmış ve Almanya'da yaşayan Türkleri konu alan Yeşilçam
yapımı bir filmi "Türkiye sevgisi aşıladığı ve Türkiye'nin
güzelliklerini sergilediği gerekçesi ile" yayınlamayı
reddetmişler, hatta bir Alman TV'nin yayın müdürü,
İstanbul'un Eminönü semtindeki hanlara sırtlarında yük
taşıyan hamallarla ilgili bir senaryo yazması halinde
yapımını üstlenebileceklerini ifade etmiştir. Yazarın 3.
Haçlı Seferi'ne kumanda ederken Anadolu yaylalarında ölen
Fridrich I. Barbarossa'yı konu alan bir film yapımı
teklifini ise, "Almanları saldırgan göstereceğini"
belirterek kabul etmemiştir.
Küreselleşmeyi dünyanın ortak bir kültür ve anlayışa
yönelmesi olarak anlamak, silikliğin ve asimilasyonun kabulü
olacaktır. 21. yüzyılın sonunda bu yeni dalgayı diri olarak
aşabilecek milletler ve kültürleri ayakta kalabilecek,
diğerleri dünkü Wikingler, Batı Hunları ya da Etrüksler gibi
belki sadece antropolojinin bir konusu olarak
anılacaklardır.
SONUÇ
Ülkeler için imaj, kolay kazanılan ya da başkaları
tarafından verilen bir "görümlük" değildir; ülkeler, kendi
imajlarını çıkarları doğrultusunda kendileri
biçimlendirmekte ve kazanmaktadırlar.
İmaj, bir ülke ya da millete başkalarının yakınlık duyması
veya mesafe koymasından ibaret bir takım yaklaşımlar dizisi
gibi görünse de, o ülkenin dünya siyasasında ve ekonomisinde
alabileceği payı da belirleyen dinamik bir olgudur.
AB'ne üye olabilmek için uğraşan Türkiye, topluluk halkları
nezdindeki imajını yükseltmek, büyük bir ihtimalle bazı
ülkelerde gidilecek olan halkoylamalarında yeterli desteği
kendi çabalarıyla sağlamak zorundadır; ancak bunu folklorik
halk dansları, döner kebabı ve Kleopatra'nın yüzdüğü masmavi
koylarında yükselen 5 yıldızlı otel reklâmlarıyla başaramaz.
Türkiye, resmî ya da özel, dağınık bir takım kurum ve
kuruluşların kendi imkân ve anlayışlarıyla birbirlerinden
bağımsız biçimde yürütmeye çalıştıkları imaj edinim
çalışmalarını bir Dış-Kültür Politikası olarak ele almak ve
bir sistem kazandırarak biçimlendirip uygulamak zorundadır.
Bu işin en önemli safhası, bu yönde siyasi bir kararlılığın
ortaya konulması ve bunda ısrar edilmesidir; zira ülkemiz,
sistemin kurulup işletilmesi için gerekli olan insan
kaynaklarına ve teknik donanıma fazlasıyla sahip
bulunmaktadır.