INCELEME

              

HasanKayıhan 

 

Almanya Örneğinde
DIŞ KÜLTÜR POLİTİKAMIZA
BAKIŞ


Willy Brandt, her iki dünya savaşının müsebbibi olarak damgalanan Almanya'nın dünya milletler ailesi içinde yeniden saygın bir yer edinebilmesi için başka ülke insanlarının beyinlerine ve yüreklerine ulaşması gerektiğini; ancak bunun klasik diplomasi anlayışıyla mümkün olmayacağını farkederek bir Dış-Kültür Politikası konsepti oluşturmuş ve bunu Almanya dış politiksının 3. temel direği olarak nitelendirmiştir. O günden bu yana bu politikayı ısrarla uygulayarak holokausun dünya çapında bıraktığı nefret izlerini silmeyi amaçlamıştır..
2005 yılında organize ettiği Dünya Katolik Gençlik Günleri'ne dünyanın dört bir yanından 7 milyonun üzerinde genç insanın katılmış olması da göstermektedir ki, insanların beyinlerinde ve yüreklerinde Almanların ve Almanya'nın bir kültür toplumu ve devleti olarak yer etmesi yolunda büyük mesafeler katetmiş bulunmaktadır; üstelik sadece bir hafta süren bu etkinlikle Türkiye'nin bir yılda ancak ulaşabildiği konuk/turist sayısına ulaşmış, elde ettiği maddî gelirin yanısıra sunduğu kültür etkinlikleri sayesinde bu genç insanların ülkelerine Almanya'nın gönüllü kültür elçileri olarak dönmelerini sağlamayı da başarabilmiştir.
Eğer bugün Almanya BM'de daimi temsilcilik talebinde bulunabiliyor ve bu konuda hatırı sayılır bir destek sağlayabiliyorsa, bunu 3. Temel Direk'e verdiği öneme borçludur.
Türkiye ise zengin ve renkli kültür mirasına rağmen Nisan 2006'da Uluslararası Pazarlama Şirketi GMI tarafından 35 ülkede yapılan bir araştırmaya göre bir "marka" olarak insanları, kültürü ve hatta turizmi itibariyle dünya milletler ailesi içinde layık olduğu yerde bulunmamaktadır.
GMI şirketi tarafından 25 bin kişi üzerinde yapılan bu araştırmada ülkelerin kültürü, halkı ve turizm potansiyeli gibi faktörler değerlendirilmiş, yatırım ya da göç için ne denli tercih edildikleri araştırılmıştır. Birçok kategoride listenin sonunda yer alan Türkiye, sadece üç kategoride biraz daha üst sıralara yükselebilmiştir:
Türkiye yönetimde Güney Afrika, Rusya, Endonezya ve Çin'i; kültürel mirasta Endonezya, Estonya ve Singapur'u; turizmde de Çek Cumhuriyeti, Polonya, Güney Kore ve Estonya'nın önünde yer alabilmesine rağmen bu durum Türkiye'yi sonuncu olmaktan kurtarmaya yetmemiş ve Türkiye, 35 ülkelik listede Endonezya ve Estonya'nın ardından sonuncu sırada kalmıştır.
Araştırmayı yapan ekibin başkanı Simon Anholt, tüm sonuçlar ortalamasında Türkiye'nin yönetimi, ihracatı, yatırımları, kültürü ve insanı hakkında diğer ülke halklarının olumsuz görüşlere sahip olduklarını belirterek, Türkiye'nin "en kötü imajlı ülke" oluşunun sebebini, "diğer ülke halklarının Türklerin cahil, tembel, fakir, radikal İslamcı, barbar ve tehlikeli" olduklarını düşünüyor olmalarına bağlamaktadır. Türkiye hakkında çok az şey bilindiğini, bunun da insanlığın ortak hafızasında Türklerle ilgili bir boşluk doğurduğunu, bu boşluğun ise tüm bu olumsuzluklar ile doldurulduğunu düşünen Anholt, "Türkiye'den dünyaya yansıyan haberlerin ya bombalama eylemi veya kuş gribi gibi hep olumsuz eylemler olduğunu, bunlara karşı koyacak pozitif bir imajın verilmediğine" dikkat çekmektedir.
Haksız da değil!..

Türkiye'den kaçırılan ve Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde sergilenen Bergama kalıntılarının anavatanına iade edilmesini sağlamak için çalışan grup üyelerinden biri oluşum sebebiyle kontra grup tarafından adresime gönderilen gazete kesitinde "Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçırılan ve 30 yılı aşan bir mücadeleden sonra Türkiye'ye iade edilen Karun hazinesinin en önemli parçalarından bazılarının sahteleriyle değiştirmek suretiyle çalındığı" duyurulmaktaydı. Bu işin bizzat müze görevlileri tarafından gerçekleştirildiğini haber veren bu gazeteyi okuyan her insanı, GMİ anketinde Türkiye'ye olumsuz yaklaşanlar hanesine kaydetmemiz gerekecektir.
Öte yandan dünya ülkeleri, diğer ülke vatandaşlarına kendi dil ve kültürlerini tanıtmak için büyük çabalar harcarken ülkemiz, Batı Avrupa ülkelerinde dünyaya gelen Türk çocuklarının kültürel asimilasyon yoluyla kendi benliklerini kaybetmeleri karşısında bile sessiz kalmakta, bu durumu önlemek için etkin bir çaba sarfetmemektedir. Türkiye gibi dış göç veren bir ülke olan Polonya, her 30-40 bin Polonyalı göçmenin yaşadığı Alman kentlerinde bile birer Polonya Kültür Merkezi kurmuş, Alman asıllı Polonya göçmenlerini dahi programlarına dahil ederek bu insanların Leh dili, Leh kültürüyle bağlarını kopartmamalarını sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye ise 200 binden fazla vatandaşının yaşadığı şehirlerde dahi henüz birer kültür merkezi oluşturamamıştır. Türkiye'nin açık bıraktığı bu alanı, bazıları Türkiye karşıtı olan dernek ve kurumlar doldurmaya kalkışmakta, çeşitli sebep ve maksatlarca Türkiye'yi, Türk kültür ve yaşama biçimini merak eden yerli halktan insanlara çoğu zaman kasıtlı olarak yanlış bilgiler aktarmaktadırlar. Batı Avrupa'nın özellikle insan hakları ve demokratikleşme gibi alanlarda Türkiye'ye karşı olumsuz tavır takınmasında bu tür derneklerin etkisi açıkça görülmektedir. Son dönemlerde Alman kamuoyunda "aile şerefini kurtarma cinayetleri, enzest davranışlar, aile içi şiddet, zorla evlendirme" denildiği anda beyinlerde Türkiye'nin canlanması ve bütün bunların bir tür Türk yaşama biçimi olarak kabul görmesi, bu konuda kitaplar yazan Türk asıllı kişilere Türk devletinin bile (Kültür Bakanlığı'nın Baba ve Piç yazarını Frankfurt Kitap Fuarı devir belgesini teslim almakla görevlendirmesinde olduğu gibi,) hakverir bir tavır sergilemesi bu olumsuz yaklaşımların daha fazla kabul görmesine yolaçmaktadır. Almanların da beğenip benimsedikleri Ramazan pidelerimizin "Kurdische Fladenbrot" (Kürt pidesi), gölge oyunumuz Karagöz ve Hacivat 'ın bir Yunan kültür mirası olarak markalandırılması "Karşı Kültür Politikaları"nın sonucu olarak kabul edilebilir.
Hollanda Ekonomi Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Laurens Jan Brinkhorst, geçen yılTürkiye'ye yapacağı gezi öncesinde yaptığı değerlendirmede, "son 40 yıldır Türkiye-AB ilişkilerinde genellikle ekonomik ve siyasi konulara ağırlık verildiğini, kültürel kısma yatırım yapmanın ise ihmâl edildiğini" ifade ederek, "pek çok gazetede zinadan dolayı Türkiye'de kadınların öldürüldüğünü okuyoruz. Zina konusu Avrupa'nın gündeminden 40 yıl önce kalkmış bulunmaktadır. Kadınlarla ilgili olarak çok daha hoşgörülü olunmalıdır. Türkiye'de dünyaca tanınan yazar Orhan Pamuk hakkında kovuşturma açılabiliyor olması kabul edilemez. Geçmişten gelen bazı kültürel farklılıkların da üzerine gidilmesi gerekiyor, sadece siyasi unsurları çözümlemek yetersizdir. Türkiye'nin çok ciddi biçimde kültüre yatırım yapması gerekiyor. Kürtlere yönelik kovuşturmalar konusu var. Türkiye, üyeliği konusunda AB'yi ikna edebilmesi için bu konulara da yatırım yapması gerekmektedir," gibi açıklamalarda bulunması da göstermiş olmaktadır
ki, Türkiye sokaktaki Avrupalı bir yana, AB üyeliği konusunda olumlu yaklaştığı düşünülen bir devlet adamı ve politikacıya bile kendisini anlatabilmiş değildir.
Bugün Holocaus ya da antisemitizm denince dünya ortak hafızası artık eskisi gibi ne bugünkü Almanya'yı ne de Almanları suçlamakta, sadece Adolf Hitler ve bir kaç yandaşının çılgınlığından sözetmektedir; oysa giderek daha çok sayıda ülke parlamentosunda Ermeni soykırımı yalanları gerçek bir vakıa gibi kabul görmektedir.

Öyleyse, Almanya'nın dünya ortak hafızasında böylesine daha da olumlu bir imaja doğru koşmasını sağlayan 3. Direk'i yakından tanımak, konumuzu daha net işleyebilmemiz açısından yararlı olacaktır.



Almanya'nın 3. Direği
/veya/
Alman Dış Kültür Politikasının Yapısı


Alman Dışişleri Bakanlığı, yurtdışı kültür ve eğitim politikasının gerektirdiği çalışmaların sadece bir bölümünü kendisi üstlenmekte, diğerlerini yüklenici kuruluş ve kurumlara "ihâle" etmektedir; ancak bu yükleniciler, üstlendikleri işten maddi kazanç sağlama düşüncesinden çok, Almanlık duygusuyla hareket etmekte, çoğu fahren çalışmakta, işlerini yürütürken ihtiyaç duydukları kaynağı devletten çok ticarî kuruluşlardan ve halktan sağlamaktadırlar. Her ticarî kuruluş, sosyal ve kültürel çalışmalar için her yıl belli bir kaynak ayırmakta, ancak bunları mahkemelerce "kamu yararına çalışan dernek statüsü" tanınmış dernek ve vakıflara verebilmektedir.
Alman Dışişleri Bakanlığı'nın en önemli kültür ve eğitim partnerleri Mart 2008 tarihi itibariyle şu kuruluş ve kurumlardır:

Goethe-Enstitüsü: Goethe Enstitüsü, dünya çapında 144 kuruluşuyla üç ayrı göreve sahiptir: Kültür Programı'nı yürütmek, Alman dili öğrenimini desteklemek, Almanya imajının yükseltilmesine aracılık etmek. Enstitü, İslam ve Arap dünyasına yönelik çalışmalarına hız vermiş olup son yıllarda özellikle İslâm ülkelerine yöbelik olarak kendi içinde görev bölümüne gitmiş ve her seksiyon gerekli donanımı edinmiş bulunmaktadır.
Goethe Enstititüsü, bu alandaki iç yapılanması ve bunların İslam ve Arap dünyasına hitap eden projelerini ayrı ayrı portallarla sürekli olarak tanıtmaktadır:
1. İslam ve Arap Dünyası için Danışma Hizmeti (Goethe-Institut Informationen für die arabische und islamische Welt - On- line-Dienste) http://'www.goethe.de/ges/rel/prj/isl/prj/deindex.htm

2. litrix.de: Alman Çağdaş Edebiyatı (German Literature Online): Bu portal çağdaş Alman edebiyatını tanıtmak amacıyla Goethe Enstitüsü, Ferderal Kültür Vakfı (Kulturstiftung des Bundes) ve Frankfurt Kitap Fuarı organize komitesince desteklenen projelerle ilgili danışmanlık hizmeti sunmaktadır. http://www.litrix.de

3.Qantara İslam Portalı (Islam portal Qantara) : Goethe Enstitüsü'nün koordinatörlüğünde Alman Dalgası (Deutsche Welle), BpB ve IfA tarafından desteklenen Qantara Projesi, kendisini İslam dünyasına uzanan bir köprü olarak görevlendirmekte ve Almanca, İngilizce, Arapça dillerinde politik, kültürel ve toplumsal tartışmalar düzenleyerek Almanya'nın görüşlerini empoze etmeye çalışmak tadır.
http://www.gantara.de/de

4.Li-Lak : Gençler için gençler tarafından idare edilen Al- man-Arap Portalı olan Li-Lak gençlerin düşüncelerini yansıtmakta ve aralarında resim, müzik ve oyun değişimini sağlamaktadır. Yetenekli Arap gençlerini malzeme açısından desteklemekte, o yolla Almanya'ya karşı sempati duymalarını sağlamaktadır. http://www.goethe.de/ins/eg/pro/lilak/index.htm

5. MIDAD: Alman-Arap Edebiyat Forumu (Deutsch-arabi- sches Literaturforum) : Şehirler tarafından "Şehir Yazan" olarak ödüllendirilen Alman ve Arap edebiyatçıları yaşadıkları ya da karşılıklı ziyaret yoluyla tanıdıkları Almanya ve Ortadoğu'daki metropoller hakkında tanıtma yazılarına yer vermekte olup Goethe Enstitüsü'nün Ortadoğu' ve Afrika'daki şubeleri tarafından beslenmek tedir.
/ins/eg/prj/mal/deindex.htm

6. İslami Araştırmalar Direktörlüğü (Islam Research Direc- tory) : Goethe Enstitüsü ve merkezi Hamburg'ta bulunan Alman Doğu Enstitüsü (Deutsches Orient-Institut Hamburg) tarafından yürütülen bu direktörlük, İslam ve Arap dünyasına yönelik özellikli konuları işlemek üzere kurumlar, uzmanlar ve basın üzerinde yoğunlaşmayı ve ilişkiler ağını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. http://www.islamresearchdirectory.org

7. Alman Akademisyen Değişim Hizmetleri (Deutscher Akademischer
Austauschdienst / DAAD) : Uluslararası yüksekokullar arasında işbirliğini destekleme konusunda en büyük Alman kuruluşudur. Uluslararası alanda öğrenim gören 45. 000 Alman ve yabancı üniversite ve yüksek lisans öğrencisini, bilim adamı, sanatçı ve barış gönüllüsünü burslar yoluyla desteklemektedir.

8. Alexander-von Humboldt-Vakfı (Alexander von Humboldt-Stiftung): Vakıf, Almanya'da gelişim ve araştırma yapmaları için seçkin düzeydeki yabancı bilim adamlarına burslar vermektedir.

9. Yurtdışı İlişkiler Enstitüsü (Institut für Auslandsbeziehungen / IfA): Bu kurum, tanınmış Alman sanatçılarının eserlerini tanıtmak üzere dünya çapında turneler ve uluslarası sempozyumlar düzenlemekte, yurtdışı Alman kültür ve eğitim çalışmalarında görev alanlar için oluşturduğu özel kütüphane ve danışma merkezlerini besleyici çalışmaları yürütmektedir. .

10. Yurtdışı Okullar Merkezi (Zentralstelle für das Aus-landsschulwesen): Başbakanlığa bağlı bir kurum olan bu merkez, yurtdışında bulunan yüzden fazla Alman okulunun pedagojik, personel ve finanzman ihtiyacını karşılamaktadır.

11. Berlin Dünya Kültür Evi (Haus der Kulturen der Welt, Berlin) : Bu kültür merkezi daha çok gelişmekte olan ülkelerin sanatçı, müzisyen, ressam, yazar ve tiyatro sanatçılarını misafir etme. eserlerini sunma, sergileme imkanı sağlamaktadır.

12. Alman UNESCO Komisyonu (Deutsche UNESCO-Kommission) : Almanya ve UNESCO arasındaki ilişkileri düzenleyen ve Almanya içinde UNESCO programlarının uygulanmasını koordine eden bu kurum, federal ve eyalet hükümetlerine danışmanlık hizmeti vermektedir.

13. Alman Dalgası / Almanya'nın Sesi (Deutsche VVelle) : Almanya'nın yurtdışına yayın yapan Dış İşleri Bakanlığı kontrolündeki radyo ve televizyon kurumudur. Almanca, İngilizce ve İspanyolca yaptığı yayınlar dünya düzeyinde 140 milyon insana ulaşmaktadır, internet erişimi ise 30 ayrı dilde sunulmaktadır.

14. Alman Araştırma Toplumu (Deutsche Forschungsgemeinschaft) : Dünya düzeyinde araştırma çalışmalarını izlemekte, bilimsel değişimi geliştirmek için Alman ve diğer ülke araştırma kuruluşları arasında işbirliği
kurulmasını sağlamakla görevlidir.

15. Alman Kazıcılık Enstitüsü (Deutsches Archâologisches Institut): Berlin'deki merkezi dışında Roma, Atina, Kahire, İstanbul ve Madrit'te birer şubesi bulunan bu enstitü, çeşitli ülkelerde kazı çalışmaları ve araştırmalar yapmakta ve bunları duyurmaktadır. Geçmişte ve günümüzde bu kurumun arkeologlarının özellikle Osmanlı yakındoğusunda sadece kazı çalışmalarıyla değil, siyasal amaçlarla devlet hizmeti gördükleri de bilinmektedir.

16. Uluslararası İş Eğitimi ve Kalkındırma Şirketi (InWent - Internationale VVeiterbildung und Entvvicklung GmbH): Daha önce bu alanda çalışmalar yürüten Cari Duisberg-Gesellschaft ve Deutsche Stiftung für Entvvicklung isimli iki ayrı kuruluşun birleştirilmesiyle oluşturulan InVVent, kalkınmakta olan ülkelere yönelik çeşitli iş eğitimi çalışmalarını desteklemektedir.

17. Eğitim Karşılıklı Değişim Hizmetleri (Padagogischer Austauschdienst): Örgün okul eğitimi alanında karşılıklı eğitim değişim çalışmalarını yürüten bu bölüm Eyalet Hükümetleri Eğitim Komisyonu Sekreteryası bünyesinde bulunmakta olup ayrıca Avrupa Birliği SOKRATES-Programlarının okullarla ilgili alanının millî temsilciliği görevini yürütmektedir.

18. Merkezi Hükümet Kültür Vakfı (Kulturstiftung des Bundes) : Almanlararası kültür programlarının yanışına uluslarası program ve
projeleri de desteklemekle görevli olan bu kurum, çalışmalarını daha çok Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yoğunlaştırmaktadır.

Federal Almanya, 1981 yılından beri Dışişleri Kültürel Varlıkların Korunması Programı çerçevesinde dünya düzeyinde kültürel mirasın korunması çalışmalarına:
a) Kalkınmakta olan ülkeler kültür mirasının korunması,

b) Yurtdışındaki Alman kültür mirasının korunması alanlarını kapsayacak biçimde destek vermeye devam etmektedir. Alman Dışişleri kültür ve eğitim politikasının çok önemli aracı durumunda olan bu Program, kalkınmakta olan ülkelerdeki milli değerlerin farkedilirliğine ve Almanya ile karşılıklı olarak kültürel ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir. 1981-2005 yılları arasında 132 ülkede 1300 projeye destek veren programın mali boyutu bu tarihler arasında 34,3 milyon euroya ulaşmıştır. Şu sıralar programın ağırlık merkezi, günümüzün önemli problem kaynağı durumunda bulunan Avrupa ve İslam ilişkileri çerçevesinde Irak ve Afganistan ile ilgili projelere kaydırılmış bulunmaktadır.

Alman dış kültür politikasının tavizsiz yürütülen önemli hedeflerinden biri de 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya'dan çıkarılan kültür eserlerinin geri alımı çalışmalarıdır ("Beutekunst"). Özellikle Sovyetler Birliği'ne götürülen eserler milletlerearası hukuk kurallarına uyulmadığı gerekçesiyle ısrarla geri talep edilmekte olup bugünkü Rusya Federasyonu, Polonya, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan hükümetleri nezdinde girişilen teşebbüsler semeresini vermeye başlamış ve bazı eserlerin geri kazanımı sağlanmış bulunmaktadır. Bunlar arasında sayısı 20. OOO'i aşan kitap, beste notları, desen ve tablolar bulunmaktadır.


Bu bölümde Alman Dış Kültür Politikası'nın nasıl yapısallaştırıldığını gösterebilmek amacıyla verilen geniş tablo, bizi, bu politik anlayışın kozmopolit bir Alman kültür yapısını hedeflediği gibi yanlış bir anlayışa götürmemelidir. Üstelik bu tür bir dış kültür politikasına angaje olan tek ülke de Almanya değildir; bu çalışmada Almanya'nın örnek alınmasının sebebi, bu ülkenin bugün geldiği imaj zenginliği ve saygınlık noktasına bir holacoust geçmişinin bulunmasına rağmen bu çalışma yöntemiyle ulaşmayı başarmış olmasıdır ki, Alman diplomasisinin iç terminolojisinde bu tür çalışmaların en özlü tanımı, "Blendung" (kamaştırma) kelimesinde yatmaktadır. bunun politik bir yöntem ve olgu olarak benimsenmediği sürece, Türk halkının zaman zaman spordan siyasi krizlere, ekonomik ambargolardan silahlı kalkışmalara kadar hayatın bir çok alanında batılı ülkelerin sergiledikleri tavrı bir türlü anlayamayışı ve bunu "iki yüzlü" davranış olarak değerlendirmesi, yanlış olmamakla beraber işin esasını kavrayamamasından kaynaklanmaktadır.
Peki nedir bu "işin esası"?..


İŞİN ESASI
/VEYA/
ÖNCÜ KÜLTÜR

Almanya ya da diğer batılı ülkeler için kültür, bizde genellikle alışıldığı gibi dar anlamıyla folklorik öğelerin veya uygulamalı sanat adı altında toplanabilecek bediiyyat unsurlarının korunup devredilmesinin çok daha ötesinde "bir halkın yaşama biçimindeki ortak öğeler" olarak anlaşılmaktadır ki, bu öğelerin Hıristiyanlık değerleriyle yoğrulmuş, "aydınlanma" sürecini tamamlamış bir "değerler sistemi" olduğu hem halk kesimlerinde hem de resmi literatürde ortak kabul görmektedir. Yasa koyucu, bu değerler sistemini nesilden nesile aktarma görevini örgün ve genel eğitime yüklemiştir.
Alman eyaletlerinin tümünün eğitim bakanlıkları yasalarının giriş bölümü, bu kültür anlayışına özel vurgu yapmakta; zaman zaman çıkarılan ek yasalarla, Almanya'nın bir göçmen ülkesi olduğu ve çok kültürlü bir toplum yapısına sahip bulunduğu gerçeği bilerek gözardı edilmektedir. Bunun en belirgin örneği, içinde bulunduğumuz yılda dinsel öğe ve terimlerin okullarda kullanımını düzenleyen yasa değişiklikleri ile okul alanlarında Almanca dışında dil kullanımını yasaklayan kararların kamuoyunda ve politikacılar arasında genel kabul görüşüdür.
(Eğitim konusu, "Anadil Derslerinden Türkçe Okullarına Geçiş" adıyla ayrı bir çalışma kâğıdı olarak sunulacaktır.)
Neden?..
Çünkü, her ne kadar muhafazakar kesimin politikacıları tarafından dile getiriliyor sanılsa da, Alman kültürünün ülkenin tamamında ve bütün kesimlerinde "Öncü Kültür" olarak yer etmesi ve benimsenmesi Alman
kamuoyunun genel talebidir. Basına yansıyan dil yasakları, buzdağının sadece bir iki yerde görünen ucu niteliğindedir; meselâ Alman radyo ve televizyon yasası, egemenlik alanları içinde bir başka dille yayın yapmak isteyenlere uyuma hizmet gibi bir kıstasa dayanarak başvurulması halinde oldukça ağır şartları yerine getirmek suretiyle ve geçici bir zaman dilimi için yayın hakkı vermekte, denetim konusunda da "oldukça acımasız" davranmaktadır. Alman İçişleri Bakanlığı, gazete yayınlarını yasaklayabilmekte, mal varlıklarına el koyabilmektedir. Anayasayı Koruma Dairesi, bütün sivil toplum kuruluşlarını gözetim altında tutabilmekte, faaliyetlerini izleyip zararlı - zararsız sınıflandırmasına tabii tutarak yıllık raporlar halinde kamuoyuna açıklamakta, resmi daireler bazı dernek mensuplarına güçlük çıkartmakta, hatta süresiz oturma izni vermeyi reddedebilmektedirler. Oysa aynı kesimler, meselâ Türkiye'de bazı diyalekt ve dillerle eğitim yaptırılmamasını, radyo ve televizyon yayınlarına izin verilmemesini, ülke bütünlüğü hakkında beyanda bulunan kişiler için soruşturma açılmasını kınamakta, salt bu gerekçelerle Türkiye'nin yerinin Avrupa olmadığını söyleyebilmektedirler. Cezayir'de Fransız işgal güçlerinin sivil halka karşı giriştiği katliamın tanınması talebini, "geçmişteki olaylarla uğraşmak politikanın değil tarih biliminin işidir," gerekçesiyle parlamentoda görüşmeyi reddedebilen bir Fransız devlet adamının 2 yıl sonra aynı parlemantoda Ermeni soykırımı iddialarını yasalaştırmaya kalkışması, aynı konuyu kendilerinin Kongo gerçeğine rağmen Belçika parlamentosunun döne döne ele alması, ortadoks klisesi hakkında çizdiği bir karikatür yüzünden Yunanistan'da bir mahkeme tarafından hapisle cezalandırılan kendi vatandaşı bir gazeteciyi korumaktan kaçınan Avusturya hükümetinin Hz. Muhammed karikatürlerine gösterilen tepkiyi ilkellik olarak nitelendirmesi gibi Türk halkınca "iki yüzlülük" olarak tanımlanan davranışlarının bir "Çok Uçlu Alan Politikası" olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu çok uçluluktan haberdar olmayan bazı politikacılarımız ve devlet adamlarımız diretilen yol haritaları karşısında Türk halkının sahip olduğu şunca devlet tecrübesine rağmen paniğe kapılmakta ve geri dönülmesi imkânsız yanlış adımlar atmanın kaçınılmaz olduğunu zannetmektedirler. Oysa halkımız, batılı devletlerin bu çok uçlu alan politikalarını bir tek atasözüyle özetleyivermiştir: "Kimse yoğurdum kara demez!" Buna rağmen yönetim kademelerimiz AB uyum sürecini "her şeyimiz onlardaki gibi olacak" mantığıyla anlamakta, adeta zihinsel bir teslimiyetçilik sergilemektedirler. Fransa'nın AB ile bütünleşme sürecinde İngiltere'ye zorluk çıkardığı günlerde "İngiltere'deki sol şerit akışlı trafik düzenini kıta Avrupası normlarına uyarlamaya hazır olup olmadığını" soran bir delegeye İngiliz müzakerecinin, "biz bayrağımızın biçiminden mutluyuy, ama siz bayrağınızı değiştirmeye hazırsanız, bu kendi bileceğiniz bir iştir," şeklinde cevap vermesi AB'yi anlama konusunda onlarla aramızdaki farkı açıkça göstermektedir.
Kısaca işin aslı, devletin zirvesindekinden sokaktaki adamına kadar Avrupalı'nın kendi geçmişi, kültürü ve mantığıyla barışık olması ve başkalarına ters de gelse, bunlardan taviz vermeyi asla düşünmemesi ve kimseye de düşündürtmemesidir.



TÜRK DIŞ KÜLTÜR POLİTİKASI'NIN
YENİDEN YAPILANDIRILMASINDA TEMEL
ALINMASI GEREKEN PROGRAM NASIL
OLMALIDIR?


Bu çalışmanın bundan sonraki bölümü, Türk Dış Kültür Politikası'nın oluşturulmasına katkı sağlayabilecek bir taslağın hazırlanmasına ön-taslak kâğıdı olabileceği düşüncesiyle işlenmiştir.

I. KURULUŞ:
Dış Kültür politikasını belirleyip yürütecek Dışişleri Bakanlığı-Kültür Bakanlığı-Milli Eğitim Bakanlığı eşgüdümünde yeni bir kurum oluşturulur ve milletimizin geçmiş ve geleceğini kucaklayan bir şahsiyetimizin adıyla isimlendirilir. (Yunus Emre, Mevlana, Kaşgarlı Mahmut, İsmail Gaspıralı ya da Yahya Kemal gibi.) Kurum, dış temsilciliklerimizin yardımıyla mümkün olduğunca fazla ülkede ve gerekirse o ülkenin birkaç metropolünde amaçlarına uygun yapılarda yerleşir ve her türlü donanıma sahip kılınır. Kurumun sürekli kendini yenileyebilmesi için kamu bütçesinden alacağı payın yanında vakıf ve döner sermaye niteliğinde sürekli gelir kaynakları oluşturulur.

II. AMAÇ:
Kurumun temel amacı, dışarıda Türkiye'nin sahip olduğu kültür ve sanat zenginliğinin bilinmesini sağlamanın, Türkiye'den insan merkezli aktüel kültür ve sanat çalışmalarını yansıtarak aydınlık ve dünyayaya açık, dünyayla barışık bir Türkiye ve Türk insanı imajını yaymaktır.

III. İŞLEYİŞ:
Kurumun genel merkez yönetimi, dış kültür politikası alanında deneyimi olan uzman kişilerden oluşur. Genel merkez, diğer bakanlıklarla ve resmi ve özel kuruluşlarla birebir ilişki kurabilir; ortak programlar hazırlar, bunları yurt dışındaki şubelerinin kullanımına açar.

IV. GENEL PROGRAM:
Kurum, amacını gerçekleştirebilmek için temsilcilikleri yoluyla uygulayacağı genel bir çalışma programı hazırlar. Bu program uygulanacağı ülke şartlarına göre bir alt komisyonda yeniden değerlendirilir. Program aşağıdaki konuları da içerir:

1. Türkçe öğretimi ve kullanım alanının genişletilmesi Türk dış kültür politikasının temel hedefidir. Bu amaçla:
a. Türk azınlığının yaşadığı ya da Türk etki alanına giren ülkelerde Türkçenin orta deceli ve yüksek okullarda yabancı dil olarak okutulmasını sağlamak için etkin girişimlerde bulunur. Bu okullara Türkçe öğretmeni yetiştirilmesi için Türkiye'de öğrenim görmek isteyecek (öncelikle Türk soylu) öğrencilere üniversitelerimizde kontenjan ayrılmasını sağlar, burslar verir.
b. Dış ülkelerde mevcut türkoloji bölümleriyle yakın ilişki kurar. Öğrencilerini her türlü fırsatı kullanarak Türkiye'de dil ve kültür eğitimi desteği sağlar.
c. Mevcut Türkçe öğretmenlerinin Türkiye'de geliştirme kurslarına katılmasını sağlar.
ç. Yerli pedagog ve Türkçe öğretmenlerinin de katılımıyla Yabancı Dil olarak Türkçe öğretimi kitapları, Cd, kaset, v.s. hazırlatır, bastırır ve dağıtır. d. Yerli radyo ve TV istasyonlarında kullanılmak üzere Türkçe dil kursu programları hazırlar. Şubeleri yoluyla dağıtımını sağlayacağı amacına uygun çocuk, gençlik ve yetişkinler için Türkçe filmleri diğer dillerde alt yazılı olarak üretir.
e. Kendi merkezlerinde çeşitli düzeylerde Türkçe dil kursları düzenler. Yabancı dil kursları veren yerli kurum ve kuruluşlara Türkçe'yi de programlarına almaları için teşvikler uygular. Kursiyerlerde çeşitli yöntemlerle Türkiye'ye sempati uyandırmayı gözetir.
f. Her türlü yazılım kuruluşlarıyla ilişkiye geçerek Türkçenin internet ortamında da fonetiğine uygun kullanılabilmesi için alfebemizin (ç, ğ, ı, ş de dahil olmak üzere bütün harflerinin ASCII dizilimine alınmasını sağlar.
2. Kurumun ikinci önemli görev alanı Türkçe edebiyat ve sanat eserlerine destek vermektir. Merkez, şubeleri bünyesinde ya da şubeleri yoluyla:
a. Kitap ve dergi yayını, ülke kütüphanelerinde Türkçe kitaplık ve okuma bölümlerinin kurulmasını teşvik eder.
b. Kitap fuarlarına katılımı ciddiye alır; Türk sunu bölümlerinin profesyonelce düzenlenmesini sağlar.
c. Türk yazarlarının eserlerinin diğer dillere çevirisine ciddi destek verir; çevirmenlerin ilgisini çekebilmek için internet ortamını kullanır, online iletişim ve sözleşme portalları hazırlar.
ç. Yabancı yayıncıları Türkiye'ye davet ederek Türk yazarlarını ve eserlerini tanıtır.
d. Türk yazar ve şairleri için okuma günleri düzenler ya da düzenlenen okuma günlerine Türk şair ve yazarlarının da davet edilmesini sağlar.
e. Üniversiteler bünyesinde Türk edebiyatı seminerleri, panelleri düzenleme çalışmalarında bulunur.
f. Türk ressamların için sergiler düzenlemesini sağlar.
g. Türk sinema ve tiyatro günleri yaılmasını sağlar.
ğ. Türk müziği festivalleri organize eder; ciddi bir organizasyon senede bir defa Türk soylu ülkeler ve Türk azınlığının bulunduğu ülkelerin radyo ve televizyonlarının katılımıyla kayda değer ödüllü bir Türkçe sözlü şarkı yarışması düzenler.
3. Kurum dış kültür politikasının amaçlarına erişmek için destekleyeceği projeler için temel esaslar koyar; bunlar arasında:
a. Projenin sanat değeri,
b. Partner ülkelerde uygulanabilirlik özelliği,
c. Kalıcı etkileme gücü mutlaka yer bulur. Bir proje teklifinin her üç temel esasa uygun olup olmadığı program alan uzman ve sorumlularınca birlikte değerlendirilir.
4. Kurum, seyirciye yönelik uygulamaların yanısıra yazılı, sesli ve görsel basından Türkiye'nin olumlu imajını yükseltebilecek, Türkiye'ye ilgi ve sempati uyandırabilecek şahsiyetler kazanmak için şubeleri yoluyla özel gayretler gösterir. Bu şahsiyetlerin basm-yayın organlarında karar mekanizmalarmdab olmalarına, kendi ülkelerinde saygın ve etkileyici konumda olmalarına, kendi vatandaşları arasında sempati sahibi yazar, eleştirmen, ve yayıncılar arasından seçilmelerine özen gösterir. Bunlara Türkiye'de gezi, tatil, araştırma-inceleme olanakları sunar, Türkiye'den partnerler edinmelerini sağlar; çalışmalarının ülkelerinde sunuma sürülebilmesi için destek verir.
5. Klasik basın yayıncıların yanısıra işitsel ve görsel kitle yayıncılarıyla (radyo ve televizyon, internet, CD-ROM, DVD, .. ) yakından ilgilenir; teknik gelişimi izler ve ayak uydurur.
6. Büyük bir Türkiye portalı hazırlar ve bunu sürekli geliştirir. Portaldan seçmeler yaparak bunları Türkçenin yamsıra ilkin yaygın ağ dili İngilizceden başlayarak bütün dillere çevirtir ve alt siteler halinde yayınlar; o dile sahip hedef kişilere her yenilemeyi duyurur. Portalın içeriği kadar biçimine de özen gösterir.
7. Medyal çalışmalarda ana kural aydınlık ve dünyayla barışık Türkiye fotoğrafı veren bütün kitap, dergi, radyo ve televizyon programı, film, video ve DVD, ses bantı, CD, ,,books on demand", internet hizmetleri dünyanın her yerindeki hedef kitleye ulaştırılabilir biçimde hazır tutulur. Gerçekçi bir planlama ile kültür politikamızın kültürel eserler endüstrisini sanayimizi de arkasına alarak giderek artan içsel kalite artırımına yöneltir.
8. Kurum, kültür politikasının yürütülebilmesi için gerekli yapısal uygulamada öncü sektör olmaktan çekinmez; soydaş devlet ve topluluklara özel yayın yapma görevi TRT-TÜRK'te bırakılarak TRT-INT teknik açıdan güçlendirilir ve dış kültür kurumunun yönetimine verilir. Program üretimine Türk Dil ve Tarih kurumları, üniversiteler, vakıf ve derneklerin katkısı sağlanır. Denizaşırı yayıncılık yapamayan tarihi ve kültürel yaylım alammızdaki ülkelerle işbirliği yapılarak onlarla benzerliklerimizi vurgulayan programlar hazırlanarak yayınlamak suretiyle Türkiye'ye sempati duymaları ya da mevcut yakınlığın pekiştirilmesi sağlanır.
9. Dış kültür politikamız, dünya ekonomisinin ikinci gücü olma yolunda ilerleyen Çin halk Cumhuriyeti'ne ekonomik açıdan yakın durmak zorundadır; bu cumhuriyetle uzak çağlardaki tarihi ilişkilerimizin ortak araştırılması konusundan hareketle ilişkilerimizin kültür boyutu ekonomik alanda da güçlendirilebileceği gibi BM'de veto hakkına sahip siyasi gücünden de istifade edebilmenin yolunu açacaktır. Dış kültür politikamız bu nedenlerle bu ülkeye programında özel bir yer verir.
10. Soydaş devletlerin bağımsızlıklarını kazandığı yıllarda ivme kazanan kültürel ilişkilerimiz şu sıralarda oldukça sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Özbekistan'ın ülkemizdeki üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmını geri çekmesi, Buhara'da ortak üniversite kurma projesini rafa kaldırması ve diğer kültürel yakınlaşma projelerinde soğuk bir tavır takınması ülkemiz için çok büyük bir kayıp olmuştur.

Türkiye'nin bu ülkelerle mevcut ekonomik ve siyasal yetersizliklerine bakarak yakınlaşma ihtiyacı duymaması büyük bir hatadır ve ileride onarılması çok güç soğukluklara yol açmaktadır; bu durumun böyle devamı halinde doğması muhtemel sıkıntıları aşabilmek için şimdiden soydaş devletlere yönelik özel bir program geliştirilmesi şarttır. Bu program, aynı zamanda genel Türk kültür politikasının bir parçası olmak ve soydaş devletlerle ortak bir kültür yapısı oluşturmaya hizmet etmelidir. Genel dış kültür politikası için gereken yapısal kurulumun dışında, sadece soydaş devlet ve topluluklarına has farklı bir yapılanmaya gidilmelidir. Bu yapılanma oluşturulurken şu alt amaç ve hedefleri içermelidir:
a. Türk dilinin farklı lehçeleri arasında yakınlaşma sağlamak için gerekli insan kaynağı oluşturmak amacıyla uygun bir ya da birkaç üniversitede en az 2 yıllık hazırlık sınıfına sahip ortak bir Türk Kültür Fakultesi kurulur; hazırlık sınıflarında sadece Türk lehçeleri okutulur, Türk Sanat Tarihi, Türk Edebiyatı, Türk Kazıbilimi, İşitsel ve Görsel Yayınlar gibi bölümler bulunur.
b. Bu fakulte mezunlarının bitirdikleri bölümlerin ülkelerin aynı eğitimi veren bölümlerine denkliği ve diledikleri katılımcı ülkede bölümleriyle ilgili görevlere talip olmaları durumunda eşit şartlarda değerlendirilecekleri garanti edilir.
c. Fakultenin, Kültür Kurumu'nun global düzeyde izlenebilecek radyo ve televizyonunda ayrı bir yayın kuşağına sahip olması sağlanır, yayınları uygulama yapımlarıyla desteklenir.
11. Dış kültür kurumunun öncelikle yoğunlaşacağı alanlar:
a. Ülkemizdeki yayın faaliyetlerinin dış dünyada ağırlık kazanmasını sağlamak,
b. Devlet radyo ve televizyonlarının yabancı yayın kuruluşlarıyla Türk kültür dünyası konusunda ortak yayınlar gerçekleştirmesine yardımcı olmak,
c. Online hizmetlerinde yeni tekniklerin geliştirilmesi çalışmalarını desteklemek,
ç. İl ve bölgeler düzeyinde yayın yapan radyo ve televizyonlara otantik konuları evrensel boyutlarda işleyebilmeleri için yapımcılık alanında destek sağlamak,
d. Bilgisayar programcılığını ilgili kurumlarla işbirliği yaparak ev işletmeleri haline getirmek suretiyle hem bir programlama sanayi oluşturmak hem de bu yolla kültür öğelerimizi bilgisayar oyunları v.s. teknikleriyle evrensel boyutlarda işlemektir.
12. Dış kültür politikamızın çıkarları doğrultusunda EU basın-yayın komiserliği nezdinde, özellikle UNESCO ve Avrupa Parlamentosu ile yakın ilgi kurarak onların sağladığı desteklerden azami ölçüde yararlanır; zira bu müesseseler büyük fonlara sahiptir, ancak sadece ciddi hazırlanmış ve formlara uygun formüle edilmiş projeleri değerlendirmeye almaktadırlar. Bu nedenle:
a. Diğer işdaş kurumlara, firmalara hatta işbilir bireylere aranan normlarda proje geliştirebilmeleri için yol göstermek ve destek vermek için internet ortamında bir düzenleme gerçekleştirilir. Bu kurumlarla diğer resmi ya da özel kurumların birebir ilişki kurmaları, dış kültür kurumuna köprü görevi verilerek önlenir.
b. Özellikle EU bünyesindeki SOKRATES (genel eğitim), LEONARDO (meslek eğitimi), AVRUPA İÇİN GENÇLİK. SOKRATES programlarının eylem planlarını teorik yapıda bilgi aktarımı düzeyinden uygulamalı alanlara taşımak kaçınılmazdır. (Bakınız: Sosyal Plan / Avrupa'da Kültür ve Eğitim Çalışmaları). Sekiz bölümden oluşan bu eylem planları arasında ERASMUS (yüksek öğretim) ve COMENIUS (orta öğretim) programlarının 2000 yılı başından bu yana yürülükte olup 1,850 milyon Euro olduğu dikkate alınırsa ve bu kaynağın % 51'inin yüksek öğretimin kalite artırımına, birbirleriyle işbirliğinin sağlanmasına ve yaygnlaştırılmasına harcanmakta olduğu dikkate alınır ve buna rağmen üniversitelerimizin hareketsiz kalışlarının sebebinin 12.a olduğu düşünülürse, örgütsüzlük nedeniyle kaçırmakta olduğumuz fırsat daha iyi anlaşılabilir. Alman Akademik Değişim Hizmetleri kuruluşu, Alman Eğitim ve Araştırma Bakanlığı'nın talimatıyla Alman yüksek okullarının EU programlarına katılımını sürekli desteklemektedir. YÖK za da Milli Rğitim Bakanlığı yeni bir oluşumla bu programdan üniversitelerimizin yararlanmasını sağlamayı ödev bilmelidir.
COMENIUS etkinliğiyle sadece 1999 yılında Alman okullarının desteklenen proje sayısı 1225 ulaşmıştır; böylece Marke-ting etkinlikleri ile dışarıdan çok sayıda yetenekli öğrencinin ülkede eğitim almasını, böylece yetenekli beyinlerin Almanya'ya akışını sağlamaktadır. Bu projeden ülkemizde mevsimlik işçi çocuklarının ve dağınık haneli köy çocuklarının eğitiminde yararlanmak mümkündür.
d. Almanya özellikle tarih programlarına büyük önem vermektedir; bir önceki EU dönem başkanlığında Kültür-2000 adı altında MEDIA PLUS 2001-2005 uygulamasıyla işitsel-görsel yapımlar için büyük fonların ayrılmasını sağlamıştır. Önümüzdeki dönemde de aynı program için yine önemli bir fon ayrılmasının hazırlıklarını yapmaktadır. Türkiye bu fondan Avrupa ile ortak tarihinin işlenmesi konusunda önemli kaynaklar sağlayabilir. Bu sayede dış kültür politikamızın ana amaçlarından olan Türkiye'nin prestijini yükseltme alanında proje çalışmalarına kaynak bulabilir.
13. Spor, dış kültür politikasının önemli enstrümanlarından birindir; uluslararası spor organizasyonlarının düzenlediği genel katılımlı sportif faaliyetlerine ev sahipliği yapmak ülkemizin imajına katkı sağlamakla beraber, bu gibi faaliyetler belli bir hedef ülke üzerinde yoğunlaşılmasma imkân vermemektedir. İkili anlamda gerçekleştirilecek özel spor müsabakaları hedef ülke ile dış kültür politikamızın amaçlarına topyekün hizmet edecek alanları kaplamalı ve kalıcı dostlukların kurulmasına hizmet etmelidir. Her defasında bu amaç için seçilen ülkenin orta ve yüksek öğretim kurumlarının yanında saygın kuruluşları da hesaba katılmalı, ülkemizle tarihi, sosyal, ticari açıdan benzerlikleri ortak çalışmalarla işlenerek kamuoyuna yönlendirilmelidir.


bir yanlış anlamaya ek:

GLOBALLEŞME
VE
MİLLÎ KÜLTÜR



Globalleşme, bilinen ve beklenen zararlarına rağmen önlenemez varlığından kaynaklanan şehirleşme ve şehirciliğin dış ve uluslararası politikadaki önemine şimdiye kadar pek dikkat çekilmemiştir; ticari gücün yoğunlaşması, politik etkileme gücü ve sınır ötesi birçok şehir arasında oluşan zaruri iletişim ağı, şehirlerin giderek ülkelerinin iç ve dış politikalarından ayrı kendilerine has internasyonal bir politika geliştirmelerine imkân tanımaktadır. Ne var ki bu durum, daha büyük megametropollerin oluşmasına, bu da aglomeratasyonel kentlerin yönetilebilirlilik ve yönlendirilebilirlilik niteliklerinin ortadan kalkmasına, giderek şiddetin ve dengesizliğin yaygınlaşmasına sebep olabilecektir. (Bu ve benzeri çalkantıların farkına varan BM Teşkilatı 19-23 Haziran 2006 tarihinde Vancouver'de "World Urban Forum III" da globalleşmen sorunlarını şehirler bazında ele almayı ve bu tür meseleleri tartışmayı gündemine almış bulunmaktadır.)
Henüz gelişmekte olan ülkeler, globalleşmenin çok yanlı yapılanma özelliği nedeniyle bu megaşehirlerin -olumlu ve olumsuz- potansiyelinin etkisi altında kalma durumundadırlar; bu ise, (iç göçler ve sosyal statü değişimi gibi demografik yapıda meydana gelen kaçnılamaz çalkantılar,) etnik farklılıklara sahip ülkelerde bu tür metropollerin cazibe çemberleriyle birlikte ülke bütünlüğüne karşı kalkışma cesareti kazanmalarına sebep olacaktır. Bu durumda her ülke kendi metropollerini kültür ithal eden peykler durumundan kendileri dışarıya akıl veren canlı organizmalar haline getirerek hem iç bütünlüğünü dinamik biçimde korumak hem de düşünce ve tavır empoze eden merkezler durumuna getirme çabası içine girmiş bulunmaktadır; Hannover, Güney Pasifik'le boğuşarak dünya elektronik sanayisinin öncü merkezi olarak ön plana çıkarken; Paris, Nobel'e rağmen İsveç'i safdışı ederek dünya sanat ve edebiyat anlayışını belirlemeye, Cannes ise film eserlerinin konu, işleyiş normları ve siyasal açılımlarını belirleme gücünü Hollyvvood'tan kendi eline geçirme savaşı vermektedir.
Almanya'da her yıl kültürel çalışmalarda seçkinlik gösteren kişilere verilmek üzere oluşturulmuş 1655 adet ödül kurumunun 1/6'i adaylarını başka ülkelerde yaşayanlar arasından seçmektedir. Ancak bu kişiler, ülkelerinde şu ya da bu şekilde Alman kültürünü tanıtan ya da o ülkelerde Almanya'nın dünya görüşüne, siyasal ya da ekonomik çıkarlarına katkıda bulunan sanatçılardır. Alman televizyonları, bu satırların yazarının bir romanından uyarlanmış ve Almanya'da yaşayan Türkleri konu alan Yeşilçam yapımı bir filmi "Türkiye sevgisi aşıladığı ve Türkiye'nin güzelliklerini sergilediği gerekçesi ile" yayınlamayı reddetmişler, hatta bir Alman TV'nin yayın müdürü, İstanbul'un Eminönü semtindeki hanlara sırtlarında yük taşıyan hamallarla ilgili bir senaryo yazması halinde yapımını üstlenebileceklerini ifade etmiştir. Yazarın 3. Haçlı Seferi'ne kumanda ederken Anadolu yaylalarında ölen Fridrich I. Barbarossa'yı konu alan bir film yapımı teklifini ise, "Almanları saldırgan göstereceğini" belirterek kabul etmemiştir.
Küreselleşmeyi dünyanın ortak bir kültür ve anlayışa yönelmesi olarak anlamak, silikliğin ve asimilasyonun kabulü olacaktır. 21. yüzyılın sonunda bu yeni dalgayı diri olarak aşabilecek milletler ve kültürleri ayakta kalabilecek, diğerleri dünkü Wikingler, Batı Hunları ya da Etrüksler gibi belki sadece antropolojinin bir konusu olarak anılacaklardır.




SONUÇ

Ülkeler için imaj, kolay kazanılan ya da başkaları tarafından verilen bir "görümlük" değildir; ülkeler, kendi imajlarını çıkarları doğrultusunda kendileri biçimlendirmekte ve kazanmaktadırlar.

İmaj, bir ülke ya da millete başkalarının yakınlık duyması veya mesafe koymasından ibaret bir takım yaklaşımlar dizisi gibi görünse de, o ülkenin dünya siyasasında ve ekonomisinde alabileceği payı da belirleyen dinamik bir olgudur.

AB'ne üye olabilmek için uğraşan Türkiye, topluluk halkları nezdindeki imajını yükseltmek, büyük bir ihtimalle bazı ülkelerde gidilecek olan halkoylamalarında yeterli desteği kendi çabalarıyla sağlamak zorundadır; ancak bunu folklorik halk dansları, döner kebabı ve Kleopatra'nın yüzdüğü masmavi koylarında yükselen 5 yıldızlı otel reklâmlarıyla başaramaz.

Türkiye, resmî ya da özel, dağınık bir takım kurum ve kuruluşların kendi imkân ve anlayışlarıyla birbirlerinden bağımsız biçimde yürütmeye çalıştıkları imaj edinim çalışmalarını bir Dış-Kültür Politikası olarak ele almak ve bir sistem kazandırarak biçimlendirip uygulamak zorundadır.
Bu işin en önemli safhası, bu yönde siyasi bir kararlılığın ortaya konulması ve bunda ısrar edilmesidir; zira ülkemiz, sistemin kurulup işletilmesi için gerekli olan insan kaynaklarına ve teknik donanıma fazlasıyla sahip bulunmaktadır.