INCELEME

              

HasanKayıhan 

    

        MUHTAR AWEZOV VE TÜRKÇE

          Bir yazarın gücü, sahip olduğu söz varlığından gelir; İngiliz edebiyatının övünç kaynağı  Shakesper, eserlerinde 15 000 kelime kullanmışken, bu sayı Rus edebiyatında Dostoyevski, Tolstoi, Gogol gibi yazarlara yol açan Alexander S. Puşkin'de  21 197'ye ulaşır.

          Peki, Türk edebiyatında durum nedir?
          Ne yazık ki, reklamlarla  isimleri  şişirilen en "dev" yazarlarımızdan hiç biri, 3000 kelimeye bile ulaşamazken, Türkçe'nin yüzünü ağartan kişi,  Türkistan'ın Kazak bölgesinde yaşamış olan belki bir çoğumuzun henüz adını bile duymadığı Muhtar Awezov adlı bir Türk oğludur! Awezov'un eserlerinde  tam 29 483 değişik kelime bulunmaktadır.  Hem de her biri tam Türkçe!...
          İsimleri dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılan ve  dünya edebiyatının devleri sayılan kişileri ikiye katlayan bu büyük Türk oğlunu, bırakın sokaktaki herhangi bir soydaşımızı, edebiyat eğitimi alan bir çok aydınımızın bile tanımıyor olması, Türk dili ve edebiyatı adına ne kadar utanç verici bir durumdur!..  Acaba Muhtar Awezov'u, kendisinden başka hiç bir Türk şair ve yazarının ulaşamadığı bu dil zenginliğine götüren sır neydi?
        Bir kere Awezov, binlerce yıllık bir birikime sahip olan Türk dilinin bir tek kelimesinin bile unutulmaya terk edlmesine katlanamayacak kadar şuurlu bir dil alimidir; her kelimenin kendine has bir ruhunun olduğunu, eşdeğerli sayılsalar bile iki ayrı kelimenin asla birbirinin yerini tutamayacağını bilmektedir; "ak" kelimesinin kullanılması gereken özel bir durumda onun yerine "beyaz" denemeyeceğinin farkındadır. Türk dilini yeşil ekin biçer gibi tırpanlayan, her biri ayrı bir can taşıyan kelimelerimizi defterden silip günün birinde o anlamı verebilecek bir kelimeye ihtiyaç duyduklarında soysuz bir tavırla başka dillerden bir kelimeyi alıp kullanmakta sakınca görmeyen, dilimizi köksüz ve ruhsuz bir yığın laf salatasıyla dolduran sözüm ona aydınlarımıza Awezov'un mezarından  "yuh olsun!.." diye haykırdığını duyar gibiyim.
        Muhtar Awezov, yaşadığı Türk coğrafyasının diğer Türk yurtlarından demir perdelerle ayrıldığı Sovyet dönemine rağmen gönlünü ve gözünü Türkçe'nin bütün lehçelerine açmış,  Kazak lehçesinde bulamadığı bir kelimeyi Kırgız, Özbek,  Azerbaycan ya da Türkiye lehçelerinde aramış, bulmuş ve kullanmıştır.   Mesela onun "gülmek" fiilini 47 (bunu bir de yazıyla tekrarlamalıyım, tam kırk yedi) ayrı kelime ile ifade ettiğini görünce, (ankıldap külüv, bakıldap külüv, barkıldap külüv, balbırap külüv, duv külüv,  jımıyıp külüv (j=y), jılmıyıp külüv, jırbıyıp külüv, jırtıyıp külüv, jırkıldap külüv, kenkildep külüv, kankıldap külüv, karkıldap külüv, kıykıldap külüv, konkıldap külüv, korkıldap külüv, körkildep külüv, kılmınday külüv, mıyığınan külüv, murtınan külüv, mırsıldap külüv, sankıldap külüv, sakıldap külüv, selkildep külüv, solkıldap külüv, sıkılıptap külüv, sınğırlap külüv, tankıldap külüv, tarkıldap külüv, şankıldap külüv, şıykıldap külüv, şinkildep külüv, ırbıyıp külüv, ırkıldap külüv, ırsıldap külüv, ezezil külki, zerli külki, kömey külki, nerli külki, jalgan külki, saykal külki, şat külki, arsız külki) Türkiye'deki dil kasaplarının Türkçe'yi nasıl kısırlaştırdıklarının bir kez daha -dehşetle- farkına vardım.
    

      Muhtar Omarhanulı  Awezov, 28  Eylül 1897'de Kazakistan'ın şimdiki Semey vilayetinin Abay ilçesinde doğdu. Dedesi küçük Muhtar'ı dini konularda bilgi sahibi olması için bozkır mollasının yanına verir. Bir yandan da ona ünlü Kazak şairi Abay'ın şiirlerini ezberletir. Muhtar'ın edebiyata ilgisi bu yolla başlar. Babasının ölümünden sonra bozkırdan ayrılır ve şehirde yaşayan amcası Kasımbek'in yanına giderek 1930'lara kadar sürecek okul eğitimi almaya başlar. Önce Semey'deki Rus okuluna, ardından öğretmen okuluna devam eder.

   1917 yılından itibaren ilmi makaleler yazar. Kendi kendini yetiştirmek için sürekli okur, üniversitelere misafir öğrenci sıfatıyla devam eder.  1932 yılından sonra çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalışır. Ordinaryus profesörlüğe kadar yükselen Awezov'a Sovyetler Birliği döneminde bilinen en yüksek ödüller verilmekle beraber, sistem adının ülke dışında duyulmaması için her çareye başvurmuştur. Mesela 1928 yılında yazdığı ve Kazak Türklerinin Rus emperyalizmine başkaldırışlarını ele aldığı "Sarı Kene" isimli romanı  ancak 1983 yılında yayınlanabilmiştir. Sovyetlerin dağılmasından sonra dünya edebiyatı, Türk dilinin bu dev soluklu yazarını tanıma fırsatı bulmuştur. Eserleri yetmiş iki ülkede yayınlanmış, UNESCO 1997 yılını "Awezov Yılı" olarak kabul etmiştir.

      Muhtar Awezov'un dünyaca tanındığı halde Türkiye'de yeterince bilinmemesinin sebebini,   galiba söylendiği gibi Türk aydınlarının gerçekten "yarı-aydın" olmalarında aramak gerekecek... Siz, Türk Dili ve Edebiyatı Fakültelerinden mezun olmuş yüzbinlerce aydınımızın içinde Türk lehçelerinden iki tanesini doğru dürüst konuşabilen birine rastladınız mı?

Türkiye'de yayınlanmış eserleri:

-Hikayeler
(Kazak ve Türkiye Türkçesi ile)
-Makaleler
-Abay Yolu (roman) 2 cilt
-Folklor Yazıları